 |
|
|
|
Telekom'un önündeki insanlar
|
|
|
Sıcak bir çarşamba günü otopark problemli Gayrettepe'de dönüp duruyorum. Satış problemli Türk Telekom'un en büyük merkezlerinden birinin önünden geçerken kapıda oturmuş Cem Karaca'nın eski şarkılarının dinlendiği bir masa çekiyor dikkatimi... Yanlarına gidiyorum. Telekom Müdürlüğü'nün hemen her noktasına 'Telekom satılmasın' gibi dövizler asılmış. Telekom çalışanları şirketlerinin satılmasını protesto ediyorlar. Demokrasi bakımından gururla doluyorum. Bir 'devlet kurumu' kapısında kendini böylesine ifade edebildikleri için öpesim geliyor oradaki insanları.
Yanlarına yaklaşıp masadaki bildirileri ve imza topladıkları metni okurken (genellikle insanlar oradan geçerken ne olduğunu araştırmadan şöyle bir pankartlara bakıp imza atıp yollarına devam ediyorlar) konuşmaya başlıyoruz oradakilerle 'Neden satılmasın' sorusuna 'ülkenin değerlerinin yabancılara peşkeş çekilmesine karşıyız' cevabını veriyorlar. Mecidiyeköy gibi yabancı sermayenin yoğun bir biçimde bürolandığı ortamda bu cevap kendi içinde büyük çelişkiler taşıyor. 'Daha neremize gelsinler' sorusunu getireceğim ama bu tartışma bugünün konusu değil. Bizden öncekiler bunun cevabını çoktan verip bitirmişler. Atı alan bırakın Üsküdar'ı Balkanlar'ı geçmiş.
Zaman zaman kendime de sorduğum soruları yöneltiyorum masada oturanlara: 'Peki yabancı sermaye olmasa, yüzde yüz Türk sermayeli bir kurum olsa o zaman kabul eder misiniz satışı?' Karşımdaki yetkilinin gözlerinden bir bulut geçiyor. Belli ki tam hazırlıklı değil soruya... 'Onu da istemiyoruz' diyor. Peşkeş peşkeştir demeye getiriyor, yabancısı Türk'ü olmaz diyecek diyemiyor.
Doğal olarak 'siz ne olsun istiyorsunuz o zaman' sorusunu yöneltiyorum. 'Telekom özerk olsun, devlet elini içinden çeksin. Ne zamandır yatırım yapılmıyor, eleman alımlarına karışılıyor' diyor oradakiler ağız birliği etmişçesine... Aklımdan farklı modeller geçiyor: Borsaya açılan Telekom, İşbankası gibi Telekom, Türk Hava Yolları gibi Telekom, Ereğli Demir Çelik gibi Telekom... Ama gelin görün ki bu iş öylesine dinamik yürütülmesi gereken bir konu ki bunlardan hiçbiri bana mantıklı gözükemiyor.
Gelgelelim zaten devletim de 'ben bu yapıyı yönetemiyorum, serbestleştiremiyorum, çalışanların sayısını azaltmayı (politik nedenlerden) bir türlü beceremiyorum onun için özelleştiriyorum' diyor. Para için bunu yaptığını düşünmek çok saçma zira yılda 2 milyar dolar net karı olan bir şirketten bahsediyoruz.
Kapıda halkı bilgilendirenlerin belki de tek eksiği var: Bu piyasaya giren ya da tekel yüzünden girmeyi erteleyen şirketlerin durumunu düşünmüyorlar. İdeoloji ve iş planlarını tekelden devam etme üstüne kuruyorlar. Sürekli şampiyonluk yaşamış bir takımın taraftarı gibi ikinci veya üçüncülüğü akıllarından bile geçiremiyorlar. Ama şu konuyu atlıyorlar: Onlar Real Madrid değiller, şirketleri boyu bosu itibarıyla dünya klasmanının çok altında...
Bazı söylemleri özelleştirmeyle birlikte yapılması muhtemel işten çıkarmalardan çekindiklerini gösterse de (Almanya Telekom'da 200 bin kişi çalışıyor bir de biz 55 bin kişiyi çok buluyorlar diyorlar her iki cümlede bir) bir çözüm arıyorlar. Geçtiğimiz hafta TT Genel Müdürü, Özelleştirme İdaresi Başkanı ve Telekomünikasyon Kurumu yetkilileriyle uzun uzun tartışma imkanı bulduk konuyu. Onların kafasında özelleştirme çoktan bitmiş. Sanırım masayı Gayrettepe Telekom'un önünden alıp Çankaya'da bir yere koymak lazım.
|
|
|
|
|
|
 |