 |
|
|
|
Hayat skor tabelası değil
|
|
|
'Yaşamak değil beni bu telaş öldürecek'', demiş Orhan Veli. Neyin telaşı olduğundan söz etmemiş. Güzel yanı da bu zaten. Neyin yada nelerin kastedildiği okuyana kalıyor. Şurası muhakkak ki; çoğumuz hayatı koşarcasına ve üstelik telaş içinde yaşıyoruz. Her ne varsa! Sonunda madalya falan mı takacaklar diye düşünüyoruz bilinmez. Böyle düşünen varsa hemen uyaralım; bu doğru değil. Yolun sonunda ne olduğu belli. Madalya yok. O yüzden işi aceleye getirmenin bir yararı da yok. Hatta pek bir mantığı da...
Önemli olan keyif alabilmek. Bir tat alabilmek. Ve geride damak tadından süzülen bir tortu, hoş bir ses, renkli bir ışık, -keşke imkan olsa da- bir eser bırakabilmek. Bahar mevsiminin bir uyanış olduğu kadar, bir umut getirdiğini de düşünmüşümdür. Tabiatın bıkmadan usanmadan, tekrar ve tekrar yeniden doğuşunu izledikçe. Her geçen zorlu kış aylarına gururla boyun eğip. Ama sonunda asla yılmadan, yaşamaktan vazgeçmeyişi etkileyicidir. Güneşin her doğuşunda bir ümidin saklı olduğu gibi. Her yeni günün bir umut, bir müjde, bir hediye olmasının yanında, aslında sona doğru atılmış bir adım olması bile tabiatın keyfini bozmaya yetmemiş. Onu tembelleştirememiş. Umutlarını köreltmemiş. Onu vazgeçirememiş. Bundan almamız gereken dersler olsa gerek.
'Her sabah yeni bir gün doğarken,/ Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir/ Elinde bir fenerle gelen!'
Hayyam da böyle özetlemiş doğan ve batan, tekrar doğan ve tekrar batan, böylece sonsuza dek süren döngüyü. Barış ve huzur dolu. Aslında çoğumuz için hazırdır, neden bu kadar telaşla yaşadığımızın açıklaması. Ve çok da kolaydır o yanıt: Hayat! Hayat şartlarının bir dayatmasıdır çoğumuza göre içine düştüğümüz telaşın sebebi, kaynağı. Aslında istemeyiz de, mecbur kalırız böyle.. 'Geçim derdi' deriz. 'İnsanlar' deriz. 'Oof' deriz. 'Aah' deriz. Yani buluruz diyecek bir şey illaki. Ama aklımıza gelmez ki; bu bittiğinde yenisi olacak mı önümüzde? Tekrarı var mı?
Bakın dostlar, etrafınıza bakın. Kurdun kuşun cıvıldamasına. Otun nebatatın uyanışına. Bütün bir tabiatın ayağa kalkışına. Bahar geldi dünyamıza, bahar geldi. Elinde çiçek dalları ve dudaklarında bir umut türküsü. Fısıldıyor rüzgarlarında usul. Bütün güzel urbalarıyla doğa ana, elinde yaşamın şefkati, saçlarımızı okşuyor. Yüzümüzü döndüğümüzde, güneş, yüzümüze ve oradan ta içimize akıyor, ruhumuzu ferahlatıyor.
Bahar geldi dostlarım. Bizim için. Müjde olsun diye. Her zorluğun sonunun güzellik ve bugünün de bir hediye olduğunu anlayalım diye. Sadece, yılmayanların, vazgeçmeyenlerin ve umut edenlerin mutlu sonu hakkettiği hayat oyununda, bir sahneyi daha başarıyla tamamladığımızı görelim diye.
Tabiatın bize bir ziyafeti bu. Bir tüyo, ipucu. Bir sufle, repliğimizi hatırlatmak için. Ve bir defile sanki. Rengarenk. Bir şölen. Ziyadesiyle gani. Bir destan. Şakıya şakıya, dilden kulağa. Hayatı bir skor tabelası yada şirket bilançosu gibi değil, onun bize gösterdiği şekilde, kendimizden ne katarsak, geriye de onu alabileceğimizi bilerek yaşamak, teşekkürümüz olsun. Kendimize de, tabiata da...
|
|
|
|
|
|
 |