 |
|
|
Engin Ardıç
|
|
|
Alman işgali altında İstanbul
|
|
|
Hep bilinir: İkinci Dünya Savaşı'na girmediği için İnönü'ye 'milletin erkekliğini öldürdü' diye kızarlardı...
O da bir çocuğa, 'evet, öyle yaptım ama seni de babasız bırakmadım' demişti hani...
'Hep bilinir' dedim ama Hasan Pulur'dan başkası bilir mi, bilmem. 'Demokrat Parti geniş halk kitlelerinin cahilliğiyle o kadar oynadı ki, ellili yıllarda, CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek'in Amerikan kolej kepiyle mezuniyet resmini bulmuşlar, onu da seçmene 'bakın bu herif papaz' diye pazarlamışlardı'... Diyecektim, diyemedim.
Kasım Gülek'i doksanlı yıllarda bir CHP kongresinde tanıyamamışlar, 'kim bu adam' diye sormuşlardı, anlı şanlı aslan sosyaldemokrat kurultay üyeleri... Bu memlekette kime neyi nasıl anlatacaksın? Ortak ve asgari bir genel kültür temeli üzerinde yükselemeyince kendin yazacak, kendin okuyacaksın. Belki bir de üç beş ihvan... O kadar.
Dün, Almanya'nın Sovyetler Birliği'ne teslim olmasının altmışıncı yıldönümüydü. Aslında Almanya 8 Mayıs günü teslim olmuştu da, Stalin buna çok kızmış, 'batılı müttefiklerine' teslimi beğenmemiş, ertesi gün bir de 'kendisine teslim' töreni istemişti. O gün bu gündür, zaferi ABD, Büyük Britanya ve Fransa 8 Mayıs'ta, önce Sovyetler şimdi de Rusya 9 Mayıs'ta kutlar oldular...
Bu, VE Day... Victory in Europe... Bir de VJ Day var, Victory in Japan... O daha sonra, ağustos ayında gelecek.
Savaşın bitimininin yıldönümü, Türk medyasında 'davulcu yellenmesi' düzeyinde yer buldu.
Çünkü biz bu savaşa girmedik. Ve de memleket meseleleri bu tür haberlerden çok daha önemlidir. Elbette Koç-Sabancı savaşı, Trabzon-Federasyon savaşı, Hürriyet-Sabah ve Sabah-Vatan savaşları daha günceldir.
Çünkü emekli Ayşe Teyze senden dünya savaşı üzerine spekülasyon değil, 'güzel evladım, başvekil bizim maaş farklarını ne zaman ödeyecek' sorusunun yanıtını bekler.
Ayşe Teyze'yi üzeceğim: Girseydik ne olurdu acaba?
Turgut Özal'ın bir zamanlar ortaya attığı ve bütün CHP şimşeklerini de üstüne çektiği üzere, On İki Ada'yı falan alır mıydık?
Eğer savaşa Almanya'nın safında girseydik, savaştan sonra Kızılordu çizmesi altında Macaristan, Çekoslovakya, Polonya gibi bir uydu devlet olurduk. Kırk beş yıl kadar acı çekerdik, şimdi de Avrupa Birliği üyesi.
Eğer savaşa Almanya'ya karşı girseydik... Çok şehit verirdik ama Stalin de bizden hiçbir üs ve toprak talebinde bulunamazdı... Biz de gidip Amerika'nın 'kucağına oturmaz', daha elverişli şartlarda ortaklık ederdik. Müttefik blokun doğal bir üyesi olurduk ve şimdi de Avrupa Birliği üyesi.
Türkiye, bilerek ve isteyerek kendini dünyanın kıyısına attı, sonra da 'niçin kıyıda kaldım' diye üzülüyor. Kepenklerini kendisi kapadı ve sonra da 'niçin ayrık otu oldum' diye şaşırıyor.
Kaldı ki, 'girmedik' lafı hukuk tekniği açısından da yanlıştır ha... Savaşa girdik. Fakat kağıt üzerinde girdik. Savaşın bitimine üç ay kala, etmesi gereken merci (yani siz bunu 'İnönü diktası' diye okuyunuz) Almanya'ya yarım ağız savaş ilan etti!
Çünkü Amerikan yönetimi 'savaş bittiği gün Almanya'ya savaş ilan etmemiş olan devlet San Fransisco'da toplanacak olan konferansa nah katılır ve Birleşmiş Milletler'e de nah üye olur' demişti!
Babam savaş yıllarında Trakya'da askerdi.
Savaşa 'fiilen' girseydik çok büyük bir ihtimalle ölecekti, yani ben varolmayacaktım. Türkiye de bugün bambaşka bir yerde olacaktı.
Fakat bundan 'Alman işgali altında İstanbul' konulu ne filmler çıkardı ha... Beyazıt Kulesi'nde gamalı haç... Harbiye'de Kommandantur... Taksim Meydanı'nda gotik harflerle plakalar: Nach Karaköy... Nach Mecidiyeköy... Sirkeci tramvay durağında iki dilde duyurular: Tebliğ... Bekanntmachung... İmza: Der Oberste Befehlshaber... Ve de Sansaryan Hanı'nda Gestapo merkezi!
'Metal Fırtına' yazacağınıza bunu yazsanıza edebiyat esnafı... Bir 'ithaf' isterim o kadar, bize bu fikri veren sevgili ağabeyimize, falan filan, telif hakkı gerekmez.
|
|
|
|
|
|
 |