08 Mayıs 2005 Pazar       




 

Serap Ezgü


 
serap.ezgu@aksam.com.tr

Bir 'o kadın' hikayesi

   
 
Siz olsaydınız ne yapardınız? Kocasına beş evlat vermiş bir kadın, 15 yıldır ortalarda görünmeyen bir kadın ve oğlu. Aralarındaki tek ortak bağ ise aynı erkek

Gözlerindeki yorgunluğu ve bıkmışlığı fark etmesem C.G.'nin hala güzel ve mutlu bir kadın olduğunu düşünebilirdim. Onunla biraz vakit geçirince, yılların, sadece kilosunu değil, ruhunu da ağırlaştırmış olduğu duygusuna kapılıyor insan. Gözlerinden sicim gibi dökülen yaşları görenlerse yıllar önce kaybolan çocuğunu arayan bir anneyle karşı karşıya oldukları hissine kapılabilirlerdi. Oysa umutsuzca aradığı 16 yaşındaki erkek çocuğunu o doğurmamıştı.

Babasından sevgi görmeden büyümüştü C.G. 14 yaşındayken evlendiği kocasında her türlü sevgiyi bulmuş ve çift, birçok badire atlatmıştı. Biri hariç. Aslında eşinin yıllar önceki ihanetini de unutmaya hazır fedakar bir kadındı C.G. Ama o ihanetin meyvesi olan erkek çocuğu 15 yıl boyunca bir gölge gibi hep aralarında olmuştu.

Kocasına 5 kız evlat vermiş olması bile, kocasının evlilik dışı ilişkiden dünyaya gelen oğlunu arama direncini kırmamıştı.

44 yaşındaki S.G. 26 yıllık evliliğinin 8. yılında karısına ihanet acısını tattırmış bir erkekti. Oğlunu aramakla geçen son 15 yılda aşırı alkolün gözaltında oluşturduğu torbaların üzerinden süzülen gözyaşlarıyla gerçek yaşından en az 10 yaş daha yaşlı görünüyordu.

'Y.K'yı sevdiğimde 2 çocuk babasıydım. Onu gerçekten çok sevdim. Bir oğlum oldu. Oğlumun ilk yaş gününden sonra oğlumu da alarak ortadan kayboldu. Çok gururlu bir kadındı. 15 yıldır onlardan hiçbir haber alamadım. Kendimi alkole verdim ve sürekli gözyaşı döktüm. Ne olur bana oğlumu bulun, ölmeden onu tanımak istiyorum' dedi ve sustu.

Onun bıraktığı yerden karısı C.G. aldı sözü; 'Serap Hanım biz 15 yıldır kocamın çocuğu için gözyaşı döküyoruz. Kocam çok mutsuz. Yeter ki o mutlu olsun. Ben onun için her türlü fedakarlığa katlanırım. Buraya da ona destek olmak ve arkasında olduğumu göstermek için geldim. Ailemizin geleceği bu çocuğun bulunmasına bağlı.'

Stüdyodaki konuklarla dehşet içinde dinliyoruz bu kadının sözlerini. Dehşet olan, olayın kendisi değil elbette. Bir kadını bu özveri kıvamına getiren duyguları merak ediyoruz hepimiz.

-Peki ya çocuk ortaya çıkarsa?

-Çocuğun annesi yeniden hayatlarına girerse?

-Kocası yeniden 'o' kadına dönerse?

Bu sorular peş peşe gelince, C.G. kendisinin bile inanmadığını belli eden bir ses tonuyla 'Kocam o kadını artık sevmiyor. Onun aradığı sadece çocuğu...' gibi bir laf attı ortaya (Baş başa kaldığımız ilk anda adama Y.K.'yı hala sevip sevmediğini sormayı ve bu sırra ortak olmayı kafama koydum.)

Televizyon, dünyanın en etkili iletişim araçlarından biri olduğunu bu olayla bir kez daha tescil ediyordu. Beklenen telefon gelmekte gecikmedi.

'Ben Y.K. A.'nın annesiyim. Oğlum şu an 16 yaşında. Okuyor. Onu mükemmel yetiştirdim. Oraya gelemem. Ama oğlum isterse babasıyla görüşebilir' sözleri stüdyoya bomba gibi düştü.

Karı-kocanın gözyaşları ve sevinç çığlıkları birbirine karıştı. Adamın, telefondaki kadınla konuşurken gözlerine yerleşen ifade, baş başa kaldığımızda sormayı düşündüğüm soruyu bir kez daha hatırlattı bana.

Aradan aylar geçti. Şu andaki durumları nedir diye soracak olursanız;

İkinci kadın Y.K. oğluyla beraber ailenin yaşadığı kente sık sık gidip gelmeye başladı. Baba S.G. oğlu için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan varını yoğunu ana harcıyor. Alkol bağımlılığı süratle azalıyor. Eşinden olan 5 kızıyla ilişkileri eskiye göre daha iyi.

16 yaşındaki A. babasıyla yakınlaştı. Eğitimini sürdürüyor. Babasının nikahlı eşi C.G.'ye çok düşkün ve onu çok seviyor. Anne ve babasının birleşmesini istemiyor. Hayatı olduğu gibi kabul etmeye ve geleceğe yürümeye çalışıyor.

Nikahlı eş C.G. kocasına karşı duygularını 'alışkanlık' olarak nitelendiriyor. Olan sevgisinin de bazen nefrete dönüştüğünü, kocasının o kadını tamamen unutabilmesi için profesyonel bir desteğe ihtiyaç olduğunu itiraf ediyor. 'Bense artık kıskançlığı geçtim, acıyorum ona. Bir ara yeniden yakınlaşır gibi oldular ama benim 'çeker giderim' uyarımla kendilerine geldiler' diyor.

Yani bu öykünün sonu henüz gelmedi sevgili okurlar.

Günlerce kafamı yoran bu olayda empati yapmaya, kendimi C.G. gibi düşünmeye zorladım. Dürüst olmak gerekirse onun gibi davranamayacağımı itiraf etmekten başka çıkış bulamadım.

Sizde bu özveriyi gösterecek yürek var mı sevgili hanımlar?

SİZ OLSAYDINIZ NE YAPARDINIZ?

Baş başa kaldığımız ilk anda S.G.'ye o kadını hala sevip sevmediğini sordum. Etrafta kimse olup olmadığını (karısı) kontrol ettikten sonra kulağıma fısıldadı. Böylece ben de bu sırra ortak oldum. Ama prensip gereği ser veririm, sır vermem efendim. Haftaya pazara kadar hoşça kalın. Sizi seviyorum.

HAFTAYA: 33 YIL SONRA ANNESİNİ BULAN M.T. NASIL BİR SÜRPRİZLE KARŞILAŞTI?




KİRAZ AĞACI

Sabah 10'da çaldı, kapımızı ağaç dikimi yapacak ekip. Kazma kürek tutmaktan nasırlaşmış eller büyük ustalıkla 1 saatte 3 metrelik kiraz ağacını toprağımıza yerleştiriverdi.

7-8 yaşlarındaki kiraz ağacı 'ebediyen burada kalsın' dilekleriyle kuruluverdi yeni yerine. Napolyon kirazı sunacakmış bize. Herkes çeklince baş başa kalıverdik. Gözlerimden akan yaşlar içimden geçen soruların hüznünü dışa vuruyordu adeta. Kaç mevsim böyle çiçeklendiğini göreceğim acaba? Kaç mevsim kışa yenik düşen dallarına bakarken baharın yeniden geleceğini hayal edeceğim? Ve kaç mevsim buzdolabından çıkardığım meyvelerin buğulanmış kırmızılığına yeşil eriği katacağım. Koyu bir siyahın yalnızlığında onu öylece bırakıp İstanbul'a doğru yola çıktık.


 

 

 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir