 |
|
|
|
Volkan'ın romanı 10
|
|
|
Volkan, Emniyet Müdürlüğü'nün kapısındaki satıcıdan aldığı iki poğaçayı çaya katık etmek için bahçedeki bir banka çöküyor. Daha mesaisi başlamadı. Mesaisi başlamadan binaya girmemeye yeminli. Girerse sanki sadece iş değil, bütün hayat ciddileşiverecek. Önem kazanacak. İşte o zaman hayatı karmakarışık olacak. İşin içinden çıkamayacak. Öyle geliyor Volkan'a.
Gölgede kalan bütün banklar dolu bahçede. Hepsinde memurlar oturuyor. Emniyet'e işi düşmüş siviller ise duvar kenarına, duvar kenarının gölgede kalan kısmına sığışmışlar. Volkan, sanki oraya, duvar kenarına, o gölgeye otursa şüphe uyandırırmış gibi bir hisle içinde, bir başka his de içindeki, banklardan birindeki meslektaşlarına biraz kenara kaymalarını, bacaklarını toplamalarını söylemeye cesaret edememesidir, güneşte kalmayı tercih ediyor.
Telsiz çevriminde hep aynı sözler. İki renk tekrarlanıyor art arda. Stadyumdaki tezahürata benzer antlar içiliyor. İntikam kararları alınıyor. Emniyet Müdürü'nün futbol ve kriminoloji terimlerinin iç içe geçtiği talimatları geliyor sık sık. Volkan, bu telsiz mesajlarını, bu bölük pörçük konuşmaları dinlerken olanların onun için tabiileşmesine şaşırıyor. Ülkeyi bu kadar derinden yaralayan olayın tanımlanışının aslında herhangi bir pazartesi sabahı yapılan erkek sohbetlerinden ne kadar farksız olduğunu, en azından ne kadar benzediğini bu sohbetlere, düşününce.
Emniyet Müdürlüğü binasının inşaatı hala tamamlanmadı. Oraya bakıyor. Binanın güneş düşen duvarındaki iskelelerde amele yanıklı Kürt ameleler sessizce çalışıyorlar. Bugün birbirlerine seslenmiyorlar ama. Sadece bakışlarıyla anlaşıyorlar. Yıllar içinde öğrendikleri, yeri geldiğinde uyguladıkları bir suskunluk, bir kepenklerini kapatmışlık hali içinde sadece işlerine konsantre olmuş durumda, okşar gibi duvarları, Emniyet Müdürlüğü'nü tamamlamak için çalışıyorlar.
'Biz' diyor Volkan içinden 'karmakarışık ederken her şeyi, derleyip toplamak, yapmak onların işi oluyor.'
Komiserin, temizlik hastası komiserin, yanında temizlenmekten çekinmeyen komiserin sekreterliğini yapan memur gelip adını söylediğinde irkiliyor. Bir suçüstü yakalanmışlık hali. Komiser Volkan'ı yanına istiyormuş.
Volkan saatine bakıyor. Çayın geri kalanını içiyor. Ve Komiser'in sekreterine yetişiyor.
Odaya girdiğinde Komiser'i atletle buluyor Volkan. Açılmış, ağızları yırtılmış, çeşitli kebapçı logolu kolonyalı mendil paketleri yığılı masanın üzerinde. Komiser yeni tıraş edilmiş koltukaltlarını siliyor hırsla.
'Otur' diyor.
'Oğlum, senin zorun ne? Hadi, teşkilat umurunda değil, babanı sevdiğini söylemiştin bir zamanlar. Onun soyadı ne olacak?' diyor sonra da hiç beklemeden. Lafını bitirdikten sonra, nasılsa bir cevap alamayacağını bilirmiş gibi, kafasını iki yana dönerek koltukaltlarını kokluyor. Volkan'a arkasını dönüp, pantolon kemerini çözüyor, gömleğini giyiyor, içine sokuyor. Pantolonunu çekiyor ve kemerini sıkıyor.
Volkan, Komiser'in bu yeni özenine takılıyor. Anlam veremiyor. Bu arkasını dönmeler, öyle iliklenmeler. Soruları duymamış gibi. Sorularla hiç ilintilendirmeyerek Komiser'in yeni özenini.
'Dün gece Karaköy'de kiminle görüştün?' diye soruyor bu kez Komiser.
Volkan, pencereden dışarı bakıyor korkusuzca. Komiserin odasının tam karşısına gelen cephedeki iskelede çalışan ameleyi görüyor. Ve onun suskunluğunu taklit edercesine susuyor.
'Volkan, oğlum, susma, konuş ki bir şeyler yapalım, toplayalım, temizleyelim. Adamların elinde kaset olduğunu duydum.'
Volkan hiçbir şey anlamıyormuş gibi bakıyor.
'Evin temiz mi?' diye soruyor Komiser. Yine soruyor. 'Evine giderler bugün.'
'Değilse, ben idare ederim, git, temizle.'
Volkan, ne için olduğunu Komiser'in anlayamadığı bir jestle, bir kafa hareketiyle karşılık veriyor ve kalkıp oda kapısına yöneliyor.
'Bu işe nasıl tahmin edemeyecekleri bir nedenle bulaştığını ben biliyorum da onlar ne yapacaklar acaba? Çözerlerse de felaket, çözemeslerse de. İkimiz için de felaket. Oğlum, ben seni idare ederdim. Neden bana gelmedin?'
Volkan kaçarcasına çıkıyor odadan. Komiser'in gözlerindeki acı ifadeyi unutmak istiyor. Eve gitmeyecek. Gitmek istemiyor.
|
|
|
|
|
|
 |