27 Nisan 2005 Çarşamba       




 

Atilla Aydoğdu


 
atilla.aydogdu@aksam.com.tr

Dükkanı açtık, kapatamıyoruz

   
 
Dün başlamıştık, bugün devam ediyoruz mektuplarınıza. Dün yayınlanan mektuplarınız o kadar büyük o kadar büyük bir ilgi gördü ki, beni soru yağmuruna tuttunuz desem 'salladığımı' hemen anlarsınız. Ne de olsa eklerin daha önceden hazırlanıp basıldığını bu köşede yazan kişi benim. Bu yüzden daha kimseler 'yeter' demeye fırsat bulamamışken durumdan istifade edeyim. İşte beni bunalımlara sürükleyen sorularınız, işte sizi çileden çıkaracak cevaplarım...

RUMUZ: REŞİT REŞAT RAŞİT

Atilla Bey, benim sorunum ekranda gördüğüm hiçbir şeye gülememem. Gerçi size soru sormamız için açtınız bu köşeyi ama ben sorunumdan söz etmek istiyorum. Atilla Bey, ben 25 yaşında fakat 35'inde gösteren biriyim. Yaşıtlarımdan daha çok bildiğimi düşünüyorum, belki de bu yüzden televizyonlarda gördüğüm komedyenler bana hiç de komik gelmiyor. Örneğin Ata Demirer'e, Beyaz'a ve özellikle Cem Yılmaz'a hiç ama hiç gülemiyorum. Hatta Ata Demirer'in 'verecen mi?' gafı gibi bir şey gelsin istiyorum diğerlerinin de başına. Ben bu arkadaşların 'iyi aile çocuğu' olarak ekranlara gelmesine karşıyım. Örneğin Beyaz'ın 'zenci'lerle ilgili bir espri yapıp ortalıktan silinmesini dört gözle bekliyorum. Benim sorunumun bir sonu var mıdır, varsa siz görebiliyor musunuz?

Sevgili arkadaşım, gerçekten de problemli birine benziyorsun. Acaba sen de 'bir komedyen' olmak istiyorsun da bunu fark mı edemedin bugüne kadar. Seni anladığım kadarıyla Şahan bile paklamaz bu noktadan sonra. Sen en iyisi git bir miktar Hamdi Alkan, bir tutam Levent Kırca seyret, üstüne de bir öbek Birol Güven dizisi izle. Ama TGRT'nin Semra Hanım dizisini de sakın es geçeyim deme. Beyaz'la ilgili temennin açıkçası pek yabancı gelmedi bana. Tahminim sen de Beyaz Türklerin varlığına inananlardansın. Ama üzülme geçer, hangimiz beyaz ve Türk değiliz ki zaten. Benim sana tavsiyem çok fazla Nişantaşı dolaylarında gezmemen, mesela bir köpeğin falan varsa tutup tasmasından çayır çimen dolaşmandır.Belki o zaman güneşte kızaran derin beyazlığını yitirir, sen de kendine gelirsin.

RUMUZ: AMERİKA DUY SESİMİ

Beyefendi, ismimi vermek istemiyorum, ama bir bayan olduğumu belirteyim öncelikle. Aslında ben de sizin gibi bir köşe yazarıyım bugünlerde. Yanlış anlaşılır diye kendi köşemde dile getirmek istemedim. Gerçi bu konuya geçtiğimiz günlerde Ali Atıf Bir hocamız köşesinde dile getirdi ama üstü kapansın istemiyorum. Beyefendi, Time diye bir dergi var ya hani işte o dergi geçtiğimiz ay 'Dünyanın en önemli 100 ismi'ni saptadı. Duydum değil, okudum. Ne var ki hiçbir Türk yok bu listede. Bu bize reva mı? Örneğin bir Semra Hanım neden yok bu listede? Ellerini başına kulak yapsa Edirne'den görünür ama yurt sathını geçtiğinizde takan yok maalesef. Semra Hanım deyip geçmeyin, o evladını kurda kuşa yem etmemek için dişini tırnağına katmış bir annedir. Geçen yıl bütün dünya onu konuştu ama anlaşılan Amerikalıların haberi yok ondan. 'Nato kafa nato mermer' derlerdi de Amerikalılar için inanmazdım, şimdi idrak ettim.

Hanımefendi, pek yabancı gelmediniz bana ama sanırım kim olduğunuz anlaşılmasın diye başkasına yazdırmışsınız mektubunuzu. Hangi köşenin yazarısınız merak ettim açıkçası. Ama önemli değil, ben size yanıt vermek istiyorum. Evet haklısınız, Semra Hanım'ın değil ilk 100'e, Top Ten'e girmesi gerekiyordu. Ama siz de anlamışsınız, Amerikalılar sevmezler böyle şeyleri. Onlar için bilim adamı olmak, iyi albümler yapmak, dünyayı yönetmek daha mühim geliyor. Ama yanlış yapıyorlar, haberleri yok. Çünkü bir evladı yönetmek dünyayı yönetmekten daha zor bir iştir. Değil mi yani?

Eleştirmen gözüyle dizi (2)

Haziran Gecesi'nde bir Baran

Haziran Gecesi hakkında en az yazdığım dizilerden bir tanesi. İzlemediğimden değil, Ekmek Teknesi reklamlara girince boşluktan istifade göz attığım çok oluyor. Dizide beni çeken ve iten iki kutup var ki tesadüfe bakın ki her iki isim de dizilerden önce yaptıkları şarkılarla isimlerini duyurdular. Bu isimlerden Gökhan Kırdar'ın adı hala yaptığı şarkılar, müziklendirdiği dizilerle gündemde. Kırdar, Kurtlar Vadisi'yle başlayan ekran macerasını Haziran Gecesi ve Yabancı Damat'la sürdürüyor. Beni diziye çeken kutup da onun yaptıklarından müteşekkil. İtense Özcan Deniz'in hala sesine cila niyetine örttüğü kamuflaj: Dublaj! Sanki o ses olmasa ne Baran olur, ne de Seymen olurdu. O ses zaten iki karakteri de 'bir' kılıyor. Sanki dublajda rolünün üzerine geçirilecek sesi çekim sırasında duyuyor da oynuyor Özcan Deniz. Asmalı'da da farklı bir durum yoktu, ama orada sağlam bir senaryo, inandırıcı karakterler 've daha bir sürü şey' vardı nihayetinde. Bir şekilde duymazdan gelebiliyordunuz Seymen Ağa'nın her cümleden önce bir saniye bekleyerek karşısındakini ezen sesini. Ama Haziran Gecesi'nde insan sinirleniyor en azından. Dizi Müjde Ar'lı, Şener Şen'li 'Arabesk' filmini aratmayacak bir 'kavuşamama' öyküsüne dayanıyor zaten. Karakterler de o kadar 'zorlanarak' doğal hale getirilmeye çalışılıyor ki... Örneğin takı tasarımcısı olduğu halde bir türlü kadınlardan ve politikadan başını kaldırıp bir şeyler tasarlamaya vakti olmayan Baran'ın arkadaşlarının restoranında aşçı rolündeki arkadaşı sempatik kılmak için o kadar uğraşmışlar, uğraşıyorlar ama nafile! Ben o arkadaşın 'buradaki bir aşçı ancak bu kadar doğal olur' çabalarına tahammül edemiyorum maalesef. Ama o karaktere gelene kadar Haziran Gecesi'nde haddinden fazla 'çukur noktalar' mevcut. Önünüze baksanız da düşüyorsunuz oralara, havalara baksanız da... Diziyle ilgili benim tek umudum Haziran ayı geldiğinde 'bitebilme' ihtimali. Ama ne olur daha sonra Özcan Deniz arkadaşımız 'Eylül Mahsulü' adında hem ayları kovalayan hem de asmadan üzüm koparan yeni bir projeye imza atmasın. Atarsa da ne olur en azından imzasını kendi elleriyle atsın. Başkalarının eline, diline ihtiyaç duymasın, muhtaç olmasın.


 

 

 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir