27 Nisan 2005 Çarşamba       




 

Kürşat Başar


 
kursatbasar@tnn.net

Suçlayanlar, suçlananlar

   
 
Son zamanlarda bazen, aslında itiraf edeyim ki sık sık, fikir hayatımızın 70'li yıllardakinden çok da farklı olmadığını düşünmeye başladım.

İlk gençlik yıllarımızın tartışmaları hep birbirine sağır insanların sürekli birbirini suçlamasıyla, genellikle kendi fikirleri olarak söylemekle birlikte yurtdışından alınma kavramların gölgesine sığınarak karşı tarafa saldırmakla geçerdi.

Öne sürdüğünüz herhangi bir şeyle ya faşist ya komünist, ya oportünist ya tarikatçı, ya Kemalist ya vatan haini, ya Mao'cu ya Enver Hoca'cı oluverirdiniz. Birçok kez bu suçlamaları yapanların da, suçlananların da bu söylediklerinin içeriğini aslında çok fazla bilmediğini görürdünüz.

Bizim tartışmalarımız genellikle düşünceler üzerinden değil, insanlar üzerinden olur.

Bu tartışmaları çoğu zaman daha doğru şeyler savunanlar değil, ağzı daha çok laf yapan ya da o anda çevresine daha çok taraftar toplayabilenler kazanır ama bir tartışmada gerçekten kazanması gereken taraf yani 'düşünce' kaybederdi.

Çünkü ortada düşünceler değil, içi boşalmış, bir bıçak haline getirilmiş sloganlar uçuşurdu.

Düşman tarafların tartışmasından fazla birşey beklenemez. Çünkü karşılıklı olarak aynı saplantıları dile getirmekten ve bu saplantılarda ısrar etmekten bir sonuç alınmaz. Karşınızda düşman gördüğünüz birileri varsa, onların her doğrusu size yanlış, sizden saydıklarınızın yaptığı tüm yanlışlar da size doğru görünür.

Bizim tartışmalarımız, bilim adamlarıyla, gazetecilerle, yazarlarla hiç farketmiyor, hep gelip burada tıkanıyor.

70'li yılların birbirine düşman kamplarından gelen o eski rüzgar alttan alta esmeye devam ediyor aslında.

Öne sürdüğünüz her fikrin sizi bir kampa sürükleyeceğini, söylediğiniz herşeyin sizi birilerinin yanına göndereceğini bilerek konuşmak zorundasınız.

Biz hala fikirleri, sözleri, onları söyleyenlerden ayrı olarak değerlendiremiyoruz. Kendisini, demokrat, liberal, özgürlükçü olarak tanımlayanların bile çoğu aslında kendisinden farklı düşünenlere tahammül edemiyor. Çünkü onlar tarafından bir dönem aşağılanmışlar, suçlanmışlar, acı çekmişler.

İlginç bir durum var aslında. Belli partilerin belli dönemlerde yıldızının parlaması gibi entelektüel camiada da birilerinin yıldızı parlarken birilerinin sönüyor. Böyle garip bir sırayla, bir dönem suçlananlar bu kez suçlamaya başlıyor, bir dönem suçlayanlar birden suçlanan taraf oluveriyor.

Bunlara bir de kişisel çatışmalar, kişisel hırslar ve geçmişin hesapları ekleniyor. Rüzgarın estiği yönü kestirip ona göre birdenbire düşünceleri değişiveren, birdenbire sözleri keskinleşen ne çok insan gördük. Yalnızca daha çok popüler olmak daha çok kazanmak için inanmadığı herşeyi söyleyebilen ve inandıklarını bir gecede unutabilenleri de...

Bizim düşünce dünyamız böyle mi olmalıydı?

Bu ülkenin her alanda önerilere, projelere, düşüncelere bunca ihtiyacı varken, belki de en önemli kaynağımız olan genç nüfusun bu kadar eğitime ihtiyacı varken bizim tartışmalarımız böylesine zavallı mı olmalıydı?

Kendi topraklarımızdaki, kendi tarihimizdeki kendi davalarımızı bile başkalarının söylediklerine dayanarak, başkalarını izleyerek mi tartışmalıydık?


 

 

Diğer YAZARLAR

 

 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir