Hakan Tiryaki / Bana biraz kendimden bahseder misiniz?
Normal koşullar altında burada bir spot olması gerekiyor... Gazeteler iyi bir görsellikle sunulmadığı zaman okunmazlar. Tabii spot da sadece yazı hakkında bir fikir vermeye değil, sayfayı güzel göstermeye de yarar... Burası yasak bölge, burada her şey olabilir!
Bu hafta basında bir ilki gerçekleştirerek kendimle röportaj yapmayı düşündüm. Aslında yapmak istediğim bir mülakattı. Eski Türkçe'ye alerjiniz varsa 'görüşme' diyelim... Yani alacaktım kendimi karşıma, sorular sorup cevaplar verecektim. Ancak İngilizce'deki karşılığı interview olan mülakat sözcüğü bizim basında bir türlü yerleşmedi. Bu yapılan şeyin röportaj olmadığını bile bile gizli bir güç (!) tarafından röportaj demeye zorlanıyoruz. Doğruların en zor yerleştiği, yanlış kanıların çabucak popülerleştiği toplumlardan birinin gazetecileriyiz ne de olsa!
Konuyu fazla dağıtmadan, üstteki paragrafın ilk cümlesinden sonra dağıttığım konuya dönmek istiyorum... Kendimle yapmak istediğim röportaj (yani mülakat) için birkaç kez kendimi cebimden aradım. Fakat beni arayanın kendim olduğunu görünce sanki telefonu duymuyor muşum gibi açmadım. Tabii ben de üst üste aradığım telefonum cevap vermeyince bu röportajdan, yani mülakattan falan vazgeçtim. Zaten gazetecilerin genellikle mülakat yapmak için gelip 'Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Hangi takımı tutuyorsunuz? Hangi parfümü kullanıyorsunuz? Hangi burçtansınız?' gibi sorular sormasıyla kan beynime sıçrıyor. Karşıma geçip böyle sorular sorsaydım muhtemelen üzerime atlardım...
HERKES YOGA YAPIYOR, HERKES TANGO YAPIYOR... VAVVVV!
Gün geçmiyor ki ülkemize bir 'dünyanın en büyük yoga ustası' gelmesin. Özellikle bu arkadaşlar mevsim değişimlerinde daha çok geliyorlar. Ve mesela bu hafta 'dünyanın en büyük yoga ustası' gelmişse bi sonraki hafta bir başka 'dünyanın en büyük yoga ustası' geliyor.
Tabii bu işin sadece bir kısmı. Bir de sürekli yoga merkezleri açılıyor. Gazetelerin ekleri sayfalarını yoga merkezlerine ve yoga 'guru'larına ayırırken görülmemiş bir cömertlik sergiliyorlar. Hatta bu yoga haberleri Amerika'daki ilkokulunu pekiyi ile bitirdiği için manşetlere taşınan 'Dahi Türk' ya da 'Müthiş Türk' haberlerinden bile daha fazla yer bulabiliyor. Dolayısıyla da yurtdışıdaki imajımız sarsılıyor. Gayrisafi Milli Hasılamız düşüyor. Tam AİHM'deki davalarımızın hepsi aleyhimize sonuçlanmak üzereyken bir tango haberi geliyor ve nefis bir figürle yoga haberlerinin üzerine yerleşerek ülkemizin 'Uygar dünya'da hak ettiği yeri almasını sağlıyor.
Son durum: Hala toplumun binde 999'u tango ve yoga ile hiç ilgilenmiyor. Toplumun yüzde 98'i gazete okumuyor. Herkes yoga yapıyor, herkes tango yapıyor... Vavvvv!
RİVA...RİV... Rİ... RRRRR!
İstanbul'un en büyük akarsuyu sözü pek çok İstanbullu'yu şaşırtacaktır. Çünkü İstanbul'un kırsalına gitmeyen bir İstanbullu, açık kanalizasyon olarak hizmet veren Kurbağalıdere dışında 'akarsu' görmemiştir bu kentte. Riva Deresi... İstanbul'un en büyük akarsuyu...
Geçen gün bir TV'de 'Riva Deresi'nde kirlilik alarmı' başlığıyla verilen haberi gördüğümde şaşırdım. Çevredeki tesislerin atıksuları arıtma tesisi olmaksızın dereye verildiği için doğa ölüyordu. Derenin üzerinde sırt-üstü yüzen tatlısu kefallerinin görüntüleri eşliğinde verilen haber doğru olmasına doğru ama tam 15 yıl öncesinin haberi. O dere tam 15 yıl önce kirlendi. O kefaller 15 yıldır sırtüstü yüzüyor... Bir göl kadar dingin suları olan, ağır ağır akan bu nehir ufağı dere ne yazık ki bizim onu kirletme hızımıza yetişemiyor!