 |
|
|
|
Üzüm ve şarap kültürü
|
|
|
Yararları ve besleyici özelliği çok erken dönemlerde keşfedilen üzüm suyunun insanoğlunun yaratıcılığını artırdığına ve ona doğa üstü bir güç verdiğine inanılırdı. Doğanın sırlarına ermek antik çağ insanın en büyük tutkularından biriydi
Antik çağda üzüm, yararları ve besleyici özelliği çok erken keşfedilmiş bir nimettir. Asma kütüğünün yeryüzüne yayılmasıyla birlikte tarımda buğdaydan sonra en büyük devrim gerçekleşmiş oldu. O dönemdeki inanışa göre; bu sihirli bitki, sadece yararlı bir meyve vermekle kalmayıp, meyvesinden elde edilen su, insanoğlunun içindeki yaratıcılığı harekete geçirdi ve ona doğa üstü bir güç kattı. Doğanın sırlarına ve gücüne ermek antik çağ insanının en büyük tutkularından biriydi. Bu kudrete varmanın en kolay yolu da üzümden üretilen şarabı içmekti. Bu nedenle üzüm ve şarabın antik çağ uygarlığında önemli bir yeri vardır . Nitekim, o dönemden kalan toprak kaplarda, sikkelerde, kaya yontularında, mimaride üzüm ve şarap ile ilgili birçok tasvire rastlanır.
Avrupalılar, hemen her konunun olduğu gibi, şarap uyarlığının başlangıcını da eski Yunanlılara dayandırırlar. Oysa, günümüzün arkeolojik bulguları, bağ ve şarap kültürünün Kafkaslar, Aşağı Mezopotamya ve Anadolu üçgeninde ya da bugün bereketli hilal dediğimiz bölgede başladığına işaret etmektedir. Anadolu'da şarap üretim tarihi M.Ö. 3000'li yıllara kadar uzansa da, M.Ö. 1900'lü yıllardan itibaren Anadolu'da hakim olan Hititliler bağ ve şarap hukukunu uygulayan, şarabı devlet törenlerine ve bayramlarına sokan, ticaretini kurala bağlayan en önemli uygarlıktır. Artık Avrupalı ve Amerikalı araştırmacılar da bu büyük uygarlığı daha yakından tanımaya ve anlamaya başladı.
Tarihin ilk düzenli arşivlerini oluşturmakla ünlü Hitit uygarlığı, şarap konusundaki yasal düzenlemeleriyle Anadolu şarap kültürünün o dönemlerde bile ne kadar yüksek bir düzeye geldiğini belgeleriyle ortaya koymuştur. Hitit belgelerinde şaraba ilişkin hukuksal metinlerin yanı sıra, ticari anlaşmalardan ve gündelik yaşamdan çeşitli örnekler de bulunmuştur. Hukuki uygulamaya ilişkin en ilginç örneklerden biri; Hitit yazılı belgelerinde bir kişinin koyun veya keçilerinin komşusunun bağına girip üzümlerine zarar vermesi durumunda, hayvanların sahibinin komşusuna 10 sekel gümüş vermek zorunda olduğunun yasalaştırılmış olmasıdır. Bugün bile gıpta ile bakabileceğimiz, mükemmel bir ceza hukuku uygulaması değil mi?
Hera'nın ateşli nefesi
Hitit uygarlığına ilişkin eserlerin en iyi kaynağı olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde döneme özgü şarap kapları (rython ya da riton) ve duvar rölyefleri çarpıcı güzellikleri bütün orijinallikleri ile sergilenmektedir. Arkeolojik kazılarda Konya'nın Ereğli ilçesine bağlı Ivris nahiyesinde ortaya çıkarılan M.Ö. 8. yüzyıla ait büyük taş kabartma Hititlerin üzüm kültürüne verdikleri önemin en güzel kanıtıdır. Kabartmada bereket tanrısı TARHU, sağ elinde asma dalı, sol elinde buğday başaklarıyla tasvir edilmiştir. Tanrının karşısındaki insan figürü ise Hitit kralı WASPALAWAS'a aittir. Kral iki elini kavuşturarak tanrısından bereket dilemekte, Tanrı TARHU elindeki iki değerli gıda olan üzüm ve buğdayı krala sunmaktadır. Üzümün tanrı TARHU'nun sağ elinde bulunması, buğdaya göre daha kıymetli olduğunu ifade etmektedir.
Şarabın mitolojik tarihte de önemli yeri vardır. Eski Ahit (Tevrat) incelendiğinde, şarap kültürünün ne denli eski ve yerleşik bir kültür olduğu hemen anlaşılır. Burada, Nuh Peygamber'in ilk üzüm yetiştiricisi, ilk bağcı ve ilk şarapçı olduğu kabul edilmektedir. Bu konu efsanevi bir hikaye ile günümüze ulaşmıştır. Hikaye şöyle anlatılagelmiştir; Ağrı Dağı'nın eteklerinde çok sevdiği hayvanlarıyla her şeyini paylaşan Nuh Peygamber yaşamaktadır. Bir gün sevgili keçisinin eskisinden daha neşeli ve canlı olduğunu görür. Önceleri buna bir anlam veremese de, keçisini her gün gizlice izler ve yere düşmüş, ezilmiş (hafif fermente olmuş) üzüm tanelerinden yedikten sonra büyük bir neşe ile koşturduğunu fark eder. Bunun üzerine Ağrı Dağı'nın eteklerinde üzüm bağları kurarak şarap üretmeye başlar. O günden sonra, kendisi de şarap içtikçe keçisi gibi neşelenir ve mutlu olur. Ancak, bu mutluluğu fazla uzun sürmez. Kıskanç tanrıça Hera, ateşli nefesi ile tüm bağları kurutur. Nuh Peygamber neşe kaynağını kaybeder. Hera ile konuşup, sorunu çözmek ister. Hera bir şartla bağları geri vermeyi kabul eder. Nuh Peygambe'rin sürüsündeki hayvanlardan birer kurban verilecek ve bu hayvanların kanlarıyla kuruyan bağlar sulanacaktır. Durumu hayvanlarına açan Nuh Peygamber, onların da rızalarını alarak, içlerinden yedi farklı hayvanı kurban olarak seçer. Bu hayvanlar; 'tilki, aslan, keçi, köpek, horoz, ayı ve saksağan'dır.
ANADOLU ŞARAPÇILIĞI UYANIYOR
Hera sözünde durur. Kurban edilen hayvanların kanıyla bağlarını suladıktan hemen sonra, tüm bağlara can gelir. Böylece Nuh Peygamber ve hayvanları yeniden şaraplarına ve eski neşelerine kavuşurlar. O gün kurban edilen her bir hayvanın karakteri şaraba yansımıştır.
Efsaneye göre bugün dahi, şarap içenler taşıdıkları özelliklere göre; tilki gibi zeki, saksağan gibi geveze, aslan gibi güçlü, horoz gibi çığırtkan, ayı gibi kaba, köpek gibi kavgacı olarak algılanabilirler.
Kökleri en eski mitolojilere kadar uzanan ve insanlık kültürünün ayrılmaz bir parçası olan şarabın yalnızca Avrupa'nın birkaç büyük şarap üretici ülkesinin kültürü olduğunu ve bu ülkelerin tekelinde bulunduğunu kabul etmek, kültürel fakirleşmenin kapısını kendi ellerimizle açmak gibidir. Şarap gerçekten de kültürel bir zenginlik unsurudur. Nuh Peygambe'rin hikayesinde olduğu gibi, tarih boyunca sofralarımızda gündelik yaşamımızı şenlendirmekle kalmamış, büyük sanat eserlerinin de bir motifini ya da doğrudan konusunu oluşturmuştur.
Anadolu'dan çıkan bu zenginliği bizlerin elimizin tersiyle bir tarafa itmemiz düşünülebilir mi ? Bütün güçlüklere karşın, ülkemizde üzüm ve şarap kültürünün son dönemde yeniden yeşermesi, şarap üzerine sohbetlerin, makalelerin, kitapların artması, artık restoranlarda markası ve yılıyla şarap sipariş edilmesi, sadece basit bir ilgi ya da moda olarak algılanabilir mi? Bence, Anadolu şarapçılığı yeniden uyanıyor. Kanımca, devamı da gelecek.
|
|
|
|
|
|
 |