'Kör ölür badem gözlü olur' derler ya içeride-dışarıda herkesi bir 'Papa' tutkusu sardı. Hollywood'un 'Cesuryürek' aktörü Mel Gibson 600 milyon doların üstünde gişe geliri sağlayıp paraya çevirdiği dini inanışlarını 'Papalık' müessesiyle taçlandırmak niyetinde. Bunun ilk ayağını Papa II. Jean Paul'ün cenazesinde yaptığı çekimlerle gerçekleştirdi. Bakalım 'Papa'nın Çilesi'ni ne zaman izleyeceğiz...
Mel Gibson çalışadursun, 'Mesih' olduğunu yinelediği mektubunda kardeşi Papa'nın ölümüyle dünyanın sonunun geldiğini dünyaya açık mektubuyla yorumlayan Mehmet Ali Ağca, Gibson'ın filmine danışmanlık teklifinde bulundu. Bu kadar 'deli saçması' gelişmenin ardından insan ister istemez sinemanın 'Papa'lığa bakışını merak ediyor. İlk akla gelenler-Gülün Adı (1986)
Baskerville'li William (Sean Connery), çömezi Adso (Christian Slatter) yanında olduğu halde Italya'nın kuzeyinde garip ve vahşi cinayetler işlenen bir manastıra gelir. Kilisedeki rahipler lanetlendiklerine inanmaktadırlar. William, araştırdıkça labirent şeklinde bir kütüphane ve içinde Aristo'nun gülmeyi öven kitabının da bulunduğu bir dolu din dışı kitap keşfeder. Papalığın güncel hayatta etkili olan gösterişli zengin yaşamı halkı artık uyutamaz olmuştur. O halde kıyamet önlenmeli, korkunun krallığı korunmalıdır!
Çağın en önemli yazarlarından Umberto Eco'nun unutulmaz yapıtı 'Gülün Adı'nın Jean-Jacques Annaud tarafından yapılan beyazperde uyarlaması 'Papa'lığın geri fonda fakat etkili biçimde kullanıldığı filmlerden. Costa Gavras'ın sitemi-Amen (2002)
Richard Gernstein... Kimyager bir askerken, apar topar SS subayı yapılan, başta Papa olmak üzere tüm dünyayı Yahudi katliamına karşı uyaran, ancak buna karşılık, ölüm kamplarına Zyclon B gazını sağlayan adam...Riccardo Fontana... Ezene karşı, ezilenden yana bir din adamı... Gerektiğinde kendini ateşe atacak kadar duyarlı...
Bu iki adam, Nazi zulmüne karşı tüm dünyayı canları pahasına uyarmaya çalışıyor. Ama başta Vatikan, kurumlar, ülkeler ve devlet adamları, onların binde biri kadar risk etmiyorlar koltuklarını...
Yunanlı yönetmen Costa-Gavras, yine tüylerimizi diken diken ediyor. Kalbe seslenmenin en iyi yolunun, kendi kalbini yok etmek olduğunu çarpıcı bir girişle daha baştan olacaklara atıf yapan Gavras, dehşetli bir başkaldırı fonunda kahramanlarını yakarak karanlıkları aydınlığa çeviriyor. Film boyunca, sürekli ilerleyen, ölüme insan taşıyan vagonlar herhalde bu filmin en unutulmaz parçasını oluşturuyor. Vatikan'daki işe yaramaz, sembolik Papalık müessesesi, dönemin ABD Başkanı Roossevelt'in bencilliği...
FATİMA'YI ZİYARET Karanlıklar Prensi (1987)
'Fatima Sırları', Meryem Ana'nın üç Portekizli çocuğa 1917 yılında görünerek üç sır vermesi olarak biliniyor. İlk sır iki dünya savaşı, ikinci sır komünizmin çöküşü olarak açıklandığı halde üçüncü sır hala gizemini korumakta. Papa'nın vurulması, Deccal'in gelişi gibi çeşitli yorumlara ve dedikodulara açık olan sır, nedense sinemanın pek ilgisini çekmedi...Karanlıklar Prensi dışında...
'Uyku Tarikatı'nın sırrını taşıyan rahip ölür ve sırrı devralan bir başkası bilim adamlarından oluşan bir grubu İspanyollardan kalma metruk bir kiliseye davet eder. Bir avuç bilim adamı gelecekten uyarı mesajları almakla kalmayıp dünyanın değişimine ve Karanlıklar Prensi'nin yeryüzüne inişine tanıklık edecektir. Korku Sineması'nın başyapıtlarından sayılan film Fatima sırrına göndermelerle dikkat çekiyor. Barış BARDAKÇI baris.bardakci@aksam.com.tr