Akşam
 
 www.aksam.com.tr
 24 Nisan 2005

Pop'un kalbi kırık prensleri

Sazlıklardan havalanan bir ördeğin sesi insanı hüzne boğar mı hiç? Bir de ördeğin havalanırken çıkardığı ses sizin sesinize benzetiliyorsa, en azından öfkelenmemeniz, bu benzetmeyi yapana kızmamanız mümkün mü? Ama biz İlhan İrem'e kızmazdık hiç. Onun 45'liklerini dinledikçe bazen neşelenir, bazen de kederlenirdik. Gözünü sevdiğimiz yarınlara yazık olmasın diye az uğraşmamıştı İlhan İrem. Çayıra çimene yayılarak 'Ne güzel bak yaşamak' derdik. 70'li yılların ortalarında Bülent Ecevit'in seçimi kazanması tüm yurda umut dağıtmıştı dalga dalga. Bülent Ecevit Karaoğlan'dı, İlhan İrem ise genç kızların duvarlarını, defterlerini, kalplerini süsleyen 'Beyaz Atlı Bir Prens'. Romantizm ülkemizden deresinden tepesinden akıyordu oluk oluk. Sonra 70'ler bitiverdi birdenbire. İlhan Ağabeyimiz, kendisine yeni pencereler açtı, ışık ve sevgiyle yeni köprülerden geçerek öte taraflara geçti. Ama o genç kızlar büyüse de bir şey fark etmezdi ki; her daim kapıda beyaz atlı romantik prensini bekleyen yeni ve daha genç kızlar kapıda bekliyorlardı.
Koca çınar gönüllerde
80'lerin ilk yarısında milletçe şöyle okkalı bir tokat yedik, acısı uzun süre çıkmadı içimizden. Artık geçmişle hesaplaşma vaktiydi; İlhan İrem'i kaybetmiştik ama Coşkun Demir'i kazanmıştık. Arada Erdem Alkın da gözümüze çarpmıştı ama onun oyunu beklenenden çok daha kısa sürdü, ne yazık ki... 'Bize Kalan Nedir?' diye kişisel, toplumsal hesaplaşmaya giriştik sayesinde. Coşkun Ağabey o kadar bizdendi ki yanlış hatırlamıyorsam günde 15 lira harcayarak yaşamanın sırlarını bile açıklamıştı Gong dergisine. Biz henüz o vakitler Yıldo'nun kardeşi olduğunu bilmiyorduk onun. Bilsek bir şey değişir miydi acaba? 'Koca Çınar'ın yeri o kadar sağlamdı ki kırılgan kalplerde ona sarılmak bile yeterdi ötesini unutmaya.
Aşksız prensler çağı
Sonra Hey Corclar sardı ortalığı. Borç isteyen mi arardınız, şov yapanları azarlayanları mı... 32 kısım tekmili birden hayatımıza abone oldular 90'lı yılların başında. Az önce yollarımıza gül dökenler, üç şarkı sonra 'şşşttt zilli...' diye seslenir oldular. Hangi laflara inanacağını şaşırdı genç kızlarımız, kalplerini kilitlediler uzun süre. Kapıyı bir ara yerimize sevemeyeceğini başından belli eden Gökhan Kırdar zorladı ama o da kısa sürede triplere kapıldı. Onun beyaz atıyla gelmesini bekleyen genç kızların karşısına sürünerek gelen Kırdar maalesef kalplerde iz bırakamadan ortadan kayboldu. Sonra bir ara Yaşar umutlandırdı romantizm bağımlısı genç kızları. Ama onu kimin teniyle bilerlerse bilesinler kör bıçaktı. Genç kızlar belki de bunu yanlış yorumladılar ve kuşlarla birlikte Yaşar'ın yanından başka diyarlara göç etmekte gecikmediler. Kısacası prens-mrens yoktu bu zamanlarda. Güzel mi güzel arabaları vardı lakin ruhları üç vakte kadar beklesen bile çıkmıyordu ortalığa. 90'larda büyüyen genç kızlar bu nedenle 'aşksız prensler'le uğraşmak zorunda kalmışlardır...
2000'lere açılan kapıdan ilk prens Baha oldu. Sadece şarkı söylerken değil, konuşurken, yürürken, yemek yerken, her nerede her ne yapıyorsa artık orada aynı yüz ifadesi vardı onun yüzünde ve bu ifade, bu acıklı bakışlar hiç değişmiyordu. Dünya umurunda değildi sanki, o mutsuz olduğu için mutluydu, acı çekmek için aşıktı. Acısız aşk kaşarsız tosta benzemez miydi zaten? Kuru kuru gevelersen gidiyordu, sıkılırsan yemeyip atıveriyordun. Baha iyiydi, hoştu ama bütün gün de beyaz atın terkisinde geçmezdi ki...
Bir bakmışsın yalın
Sonuncu prens adayımız geçtiğimiz yıl öyle ani bir giriş yaptı ki korunaksız kalplere, o kadar olurdu hani. Belki de oyunbozan, zalim ve yalancı sevgilisinin kazandırdığı bir hızdı bu Yalın'a. Ama o en büyük zaferini genç kızlara verdiği 'sonsuzluk' vaadi sayesinde elde etti sayılır. Yalın şanslı bir prens sayılırdı ama olaylar öyle gelişmedi. Plak şirketi kapandı, kapanırken onun altındaki beyaz atı da aldı götürdü. Onu arayan bulamadı uzun bir süre. Yalın yılmadı, inatla o albümünü bulamayanlar için kocaman bir 'den-den' yarattı bu sürede. Bir baktık ilk albümü 'Zalim'e sahip olmayanlar için yeni, sahip olanlar içinse altına ( ' - ' ) koyabilecekleri bir albüm olmuş bu. Ama olsundu, bugüne olanlar olsundu. Yeter ki yarınlara yazık olmasın, umutlar hep taze kalsındı.
Atilla Aydoğdu atilla.aydogdu@aksam.com.tr

Ana Sayfa     Geri


© 1997-2001 Aslı Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.