 |
|
|
|
Tanımadıkları şehrin düşmanları!
|
|
|
Ziraat Bankası, PTT ve Turizm ve Kültür Müdürlerinin mahkemeye başvurup binalarının önlerinde bulunan yeşil alanları 'burası kamusal alandır, buraları belediye yeşillendiremez' diyerek söktürmelerini okuyunca, 'Bunlar İzmir'i nereden bilecekler, nereden tanıyacaklar' dedim... Kabahat bunlarda değil, bunları İzmir'e atayanlarda... İzmir'i gezenler bilirler. Büyükşehir Belediyesi, Konak'taki Turizm Müdürlüğü, Ziraat Bankası ve PTT'nin önündeki alanları yeşillendirmşti. Rahmetli Başkan Piriştina'nın Kordon hayallerinin de bir parçasıydı buraların yeşillenmesi. Piriştina'dan önceki başkanlar da önemserlerdi bu bölgeyi.
İzmir'e gelen dostlarımızı gururla gezdirdiğimiz yerler şimdi mezbeleliğe dönüştü. Kendilerini 'kamuya ait kurumlar' olarak tanıtan müdürler, kentin prestijini sarsacak bir eylemle, 'Ya arsamızı ya da parasını verin' demişler.
Kamu kimdir?. Kamu biziz, bu gazetenin de okurları, o müdürlerin maaşlarını vergileri ile ödeyenler, biz. Ve bu müdürler bizim adımıza kararlar alarak, mahkemeye başvurdular, 'burası bizim diye' Nereden sizin oluyor. Orası halkın malı, oturduğunuz koltuklar gibi, masalar gibi. Belediye de, davaların kaybedilmesi halinde 30 trilyon ödememe riskini taşımamak için çimleri, ağaçları, parke taşlarını söktü. Ve bu alanlar bir anda mezbeleliğe dönüştü. Herhalde 'kamu adına hareket eden' müdürler bu manzaradan şimdi daha memnundurlar.
Önceki gün Ege TV'de de görüşümü açıkladım. Sayın Vali İzmir için bir şanstır. Vali Göksu bu konuya hemen el atmalı, o bölgeler yeniden yeşillendirilmeli. Bu işlerin 'Turizm Haftası'nda olması da ayrı bir komedi elbette. Bu kararı alan müdürler İzmirli olmadıkları için, İzmir'i tanımadıkları için 1930'larda açılan Gazi Bulvarı ile, Birinci Meşrutiyet'in hemen sonrasında açılan İkinci Kordon'un anlamını bilemezler. İzmir'in tarihsel kimliğini bilemezler. İnsan tanımadığı şehre düşmanlık yapıyor...
Ulusal Egemenliğin anlamı
Büyük Atatürk'ün dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan, sadece bir 'çocuk bayramı' değil bilindiği üzere. 23 Nisan, Türk ulusu için ulusal egemenliğin de sembolüdür. Bu yılki 23 Nisan yazısında aslında dünyaya onların gözüyle bakmayı geçirmiştim içimden... Gelenektir ya 'devlet büyüklerimiz' koltuklarını devredecekler bir fotoğraf çekimlik, ben de kalemimi teslim etmek istemiştim. Ama Türkiye'nin içinde bulunduğu durumda, 23 Nisan'ı sadece 'çocuk bayramı' yaklaşımıyla ele almamak gerek. Çünkü, ulusal bağımsızlığımıza karşı çok ciddi saldırılar var son günlerde.
Avrupa Birliği yolunda dayatılanlar, bazı 'mihrakların' ısrarla kaşımaya çalıştığı gerginlik ortamı, Türkiye'nin ulusal egemenliğine yönelik doğrudan ya da dolaylı saldırılar olarak çıkıyor karşımıza. Büyük uygarlıkların üzerine oturmuşuz ama bizi biz yapan değerlerin başında 'Türkiye' şemsiyesi geliyor. Bu topraklarda barış ve huzur içinde yaşamanın yolu 'uzlaşma' kültürünü benimsemekten geçiyor. Bizi uzlaştıracak yegane unsur da ulusal bağımsızlığımız. İşte bu yüzden 2005'te kutladığımız 23 Nisan, bu yıl çok daha fazla önem kazanmıştır...
Türkiye zor bir dönemeçten geçiyor.. Tarihte defalarca oynadıkları senaryoların benzerini yine vizyona koyma çabası içinde olan uluslar arası güçler var. Bugün, ulus olarak bu oyunu fark edemezsek yarın çocuklarımızın dünya çocuklarıyla el ele verip kutlayabilecekleri bir bayram da kalmaz, övünebileceğimiz egemenliğimiz de...
Atatürk 23 Nisan'ı çocuk bayramı ilan ederken ulusal egemenliği de bu coğrafyada yaşayan her yurttaşa emanet etmedi mi? Çocuklarımız bayramlarını kutlarken bizler de elbette ki o emanete sonsuza kadar sahip çıkacağız. Yarının büyükleri, bugünün keyfini doyasıya sürsünler. Gün, çocukların günü... Onlar eğlenecek biz ise uyanık olacağız. Çünkü bu ülke, herkesi kıskandıracak kadar güzel, ulusal egemenliğimiz de asla feda edemeyeceğimiz kadar değerli... 23 Nisan, ülkemizin geleceğine ve tüm dünya çocuklarına kutlu olsun...
|
|
|
|
|
|
 |