23 Nisan 2005 Cumartesi       




 

Ahmet Tulgar


 
ahmet.tulgar@aksam.com.tr

Biyografi yazarı

   
 
Bir zamanlar Anadolu yakasında oturduğum ve haliyle işyerim ve vakit geçirme alanlarım ikametgahımın epey uzağına düştüğü için toplu taşıma araçlarını daha sık kullanırdım. Özellikle Taksim'den, AKM'nin yanından kalkan dolmuşlara hemen her gece binerdim. Gecenin ileri bir saati olmuşsa, dolmuşun dolmasını da epey bir beklemişse şoför, yol açık olur artık, süratle yol alır, geçerdik köprüyü biz de.

O zaman korkardım bir kaza olmasından, yakıştıramazdım biyografime böyle bir sonu işte. Dolmuşta, eve giderken. 'Olacaksa daha ihtişamlı bir şey olmalı' derdim. Büyük, sıradışı, tantanalı bir finalin geriye doğru süsleyeceğini düşünürdüm o güne kadar yaşadıklarımı. Bir suikast mesela ya da dağa çarpan bir özel uçak, bir helikopter. Fazla küçük burjuvaca gelirdi dolmuşta ölmek, dolmuşla ayrılmak dünyadan.

Tabii, benimki aslında özel bir durum. Kafamda ölüm fikrini evirip çevirmeyi oyun etmişim ben. Farkında olmadan şeyi mi keşfettim acaba? Böyle yapınca, yani her an bitebileceğini her şeyin sık sık hatırlatınca kendime, her şeyin tadını dibine kadar çıkarabildiğimi, mutluluk anlarını, anlarımı çoğaltabildiğimi.

Ama önünde sonunda ben de elbette gündelik maişet derdinin, hayat gailesinin ve yaşama hazzının içinde hayatımın olası sonunu sık sık unutuyorum, gözden kaçırıyorum.

Bu yaygın yanılsamayı, hatayı, yani ölümsüzmüş gibisinden bir hayat tarzını sürdürme işini çok daha ileriye götürenlerle de karşılaşırım sık sık. Unutmuşlar gidici olduklarını, kafa göz yara yara, gelecek garantisi peşinde helak oluyorlar.

Bütün bu konfora yönelik teknolojik ilerleme, daha doğrusu ilerleme ideolojisi, insanın dikkatini bedeni üzerine odaklayan sağlıklı yaşam propagandası, daha doğrusu propaganda bombardımanı, özel mülkiyetin ve korkularına hapsolmuş bir canın kırık dökük güvenliğine yönelik tedbirler, tedbir talepleri, daha doğrusu baskı ve şiddet örgütlenmesi; hep insanlara, kendilerine, bu tarz bir hayat, konforlu ve konformist bir hayat içinde bir şey olmazmış inancını, saplantısını empoze ediyor. Bu tür bir ruh halinin ekonomik verimliliğe ve toplumsal disipline, boyun eğmeye katkıları açık, açık olsa gerek herkes için.

Oysa ben geçen gün 500 metrelik bir mesafede, böyle bir mesafe için arabasına teşrif etmekle çileden çıkardığım bir taksi şoförünün yönetiminde az kaldı gidiyordum buralardan. Daha doğrusu ikimiz de gidiyorduk. Üstelik de hiç tanımadığım bu adamla neredeyse kavgalı, neredeyse küs olarak. Tek ilişkim küslük olan biriyle, Nişantaşı ile Maçka arasında, kısacık bir yolda, komik bir ölüm olabilirdi bana denk gelen. Ondan sonra zahmet olmazsa artık ayıklasın pirinci bir işgüzar biyografi yazarı.

Olay şöyle gelişti: Valikonağı Caddesi'nden bindim taksiye. Maçka yolunda, yolun sağına park etmiş bir arabanın sürücüsü aniden kapısını açtı. Benim içinde olduğum taksinin şoförü kurtarmak için frene bastı ama kapıyı uçurdu. Bu çarpışma tam da bir inşaatın temelinden çekilen suyun ıslattığı kısmında oldu caddenin. Taksi kaymaya, kendi etrafında dönmeye ve yolun solunda park etmiş bir başka otomobile şiddetle çarpana kadar savrulmaya başladı.

Dizim kanıyordu. Kanın ıslak lekesi yayılıyordu pantolonumun diz kısmına.

Herhalde şoför benim kadar panik halinde bir yere yetişme çabası içinde olmadığından, benim gibi gergin, kasılmış değildi. Kasılmamış olmalıydı ki, bu kadarcık bile zarar görmedi kazada. Bir de iyi kötü onun kontrolü altında gelişti olay. Daha doğrusu onun kontrolünden çıktı. Benim olayların çıkacağı bir kontrolüm bile yoktu bu takside, bu trafikte.

Her durumda olduğu gibi, nereden içselleşmişse artık bu suçluluk duygusu da bana, kendimi sorumlu tutarak bu olanlardan da, bir 10 YTL atarak taksinin içine, bir başka taksiye atladım. Trafik neredeyse durmuştu, aslında durması gerekmiyordu. Çünkü biz yolun bir kenarındaydık, kapısız otomobil, olayın başlatıcısı otomobil diğer kenarında. Ama bu kentin sürücüleri bayılırlar kaza çözümlemeye.

Bu yeni taksi şoförüne, bir öncekini çileden çıkaran mesafenin yarısını söyledim. Ama kazazedeyim ya, kızmadı. Zaten benden kazayla ilgili detaylı bilgi alabileceği için belki de ayrıcalıklı hissediyordu kendisini.

Her neyse; kıssadan hisse, sen sen ol, kendine büyük sonlar tasarlama, otobiyografiler yazma içinden. Güzel güzel yaşa, bulmuşken hayatı.


 

 

Diğer YAZARLAR

 

 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir