 |
|
|
|
Aşkın ipine tutunanlar
|
|
|
Güzel güneşli bir gün... Piknik yapmak için kırlara çıkmış bir çift. Biraz sonra muhtemelen oğlan kıza evlenme teklif edecek. Şarap, açılmaya hazırlanıyor... Birdenbire arka fona bir balon giriyor. Bir gezi balonu ve içinde çığlık çığlığa bir çocuk... Kontrolden çıkan balon birazdan korkunç bir kazaya neden olacak. Balonun ipine sarılacak çevreden koşup yetişenler... Aşık çift, oradan geçmekte olanlar ve karayolunda seyretmekte olan bir aracın sürücüsü... Bir serseri rüzgarla kaçıp gidecek ellerinden balon. Tutunmakta ısrar eden biri için ise artık çok geç... Metrelerce yüksekten düşüş ve feci bir ölüm...
Peki ama ilk kim bırakmıştır balonun ipini? Ve ne kadar önemlidir bu? Aşk nedir? Bir illüzyon mu, zamanı gelince geride kalan biyolojik bir şey mi? Yoksa her şey seks yapmak için hazırlanan bir ön gösteriden mi ibarettir? Ya cinsel tercihler? Hangisi normal, hangisi aykırı?
Kaçırılmayacaklardan
Kim derdi ki 'Notting Hill' ve 'Changing Lanes'in yönetmeni böylesine sıradışı, düşündürücü, giderek allak bullak edici bir filme imza atsın. Belki de yönetmenin 'The Mother'ını seyretmeyen izleyici için sert bir geçiş olarak düşünülebilir. Bir iki popüler işinin ardından 1957 doğumlu Güney Afrikalı Roger Michell, olasılıkla ileride başyapıtı olarak anılacak filmi 'Enduring Love'/Dayanılmaz Aşk ile haftanın en iyisi olarak sinemalarımıza konuk oluyor. Son derece iddialı bir açılışla başlayan 'Dayanılmaz Aşk', uyarlandığı Ian MacEwan romanından kaynaklanan ayrıksılığı beyazperdeye aktarmayı başarmış. İnançtan cinselliğe aşkın her türlüsünü masaya yatıran, evlilik müessesi, homoseksüellik ve din/inanç sapkınlığı üzerine söyleyecekleri olan, her saniyesi merakla beklenen sürprizlerle dolu olağanüstü bir İngiliz filmi. Başrol oyuncusu Daniel Craig ve 'Notting Hill'de Spike rolünden anımsadığımız Galli aktör Rhys Ifans'ın performanslarını da yabana atmamak gerek.
Bir dolu sezon sonu sıradan popüler filmin vizyon görmeye başladığı bir dönemde izleyicisinden emek isteyen, sinema sanatının en yoğun yaşandığı filmlerden biri 'Dayanılmaz Aşk'... 'Notting Hill'e bakıp romantik komedi beklememek şartıyla... Kesinlikle ama kesinlikle atlamayın!
DAYANILMAZ AŞK
Yönetmen: Roger Michell
Oyuncular: Daniel Craig, Rhys Ifans, Samantha Morton, Bill Nighy
Senaryo: Joe Penhall (Ian McEwan'ın aynı adlı romanından)
Görüntü Yönetmeni: Haris Zambarloukos
Müzik: Jeremy Sams
2004, İngiltere, 100 dak
Hırsız-polis bir yatakta
Aksiyonla komedinin harmanlandığı 'After the Sunset', Pierce Brosnan ile Woody Harrelson'ı birlikte yatağa sokuyor!
'After The Sunset/Günbatımı', pek çok soygun filminin bittiği yerde başlıyor. Filmin ismine de uygun bir tema doğrusu. Hani hırsızlar en son bir iş yapıp inzivaya çekilmek isterler türün birbirinin aynı gibi duran pek çok örneğinde... O son iş de genelde hüsranla sonuçlanır, çünkü güçlü olan kanunlar, zayıf olan insanlardır. İşte 'Günbatımı'ndaki iki elmas hırsızı, Max Burdett (Pierce Brosnan) ve hem asistanı hem sevgilisi Lola Cirillo (Salma Hayek), son işlerinde en büyük voliyi vurmuşlardır. Artık emekli olup hayatlarının sonuna dek sürecek bir tatile çıkmanın zamanı gelmiştir. Karayip Adaları'ndan birine yerleşir, kumlarının üzerinde çıplak sevişir, türlü deniz ürünleri ve tropik meyvelerle dolu ürünlerle beslenerek hoşça vakit geçirirler. Ancak huylu huyundan vazgeçmez ve adanın açıklarına içi Napolyon elması yüklü bir gemi demirler. Max, bir yandan Lola'yı soyguna ikna etmeye çalışırken öte yandan önceki vurgunlarında sürekli aldatıp küçük duruma düşürdüğü FBI ajanı Stan Lloyd'un (Woody Harrelson) adaya gelişiyle rahatsız olur.
En son Dr. Hannibal'ın ilk dönemlerini anlattığı 'Red Dragon' ile gerilim sinemasına yatkınlığıyla dikkati çekmiş ama en çok 'Rush Hour' serisinden anımsadığımız yönetmen Brett Rattner elindeki senaryoyu iyi kullanıyor. Aksiyonla komediyi iyi harmanlamasının yanında göz boyamaktan da çekinmiyor. Açılıştaki Lakers basket maçı fonundan 'uzaktan kumandalı' soyguna geçişi, 'Hayek erotizm'inden ve 'Harrelson sevimliliği'nden faydalanışı kurnazca.
Pierce Brosnan, James Bond filmlerinin yorgunluğunu üstünden atamamış uykulu gözlerle gezinse de üstüne yapışan 'karizma' durumu kurtarıyor. Hırsız-polisin alışılmadık kedi-fare oyunu, tekne gezintisinde yakalanıp hakları bildirilen(!) köpekbalığı, Brosnan ve Harrelson'ın yatakta yakalandıkları ve gay sanıldıkları bölümler izleyicinin filme hoşgörüyle bakmasını sağlayacak bir seyir zevki sunuyor. Keşke komediye yüklenildiği kadar duygusal tarafı da bu denli ıskalanmasa, örneğin Hayek'in çatı katında izlemek istediği 'günbatımı'na sözle değilse de gözle bu kadar uzak bırakılmasaydık!
'Günbatımı', kesinlikle önemli bir film olmamakla birlikte, zamanla türün müdavimleri tarafından daha çok izlenip bir yerlere getirilecek gibi geliyor.
After the Sunset
Günbatımı, kesinlikle önemli bir film olmamakla birlikte zamanla türün müdavimleri tarafından daha çok izlenip bir yere getirilecek gibi duruyor.
GÜNBATIMI
Yönetmen: Brett Ratner
Oyuncular: Pierce Brosnan, Salma Hayek, Woody Harrelson, Naomie Harris
Senaryo: Paul Zbyszewski
Görüntü yönetmeni: Duane Manwiller
Müzik: Lalo Schifrin
2004 ABD, 97 dakika
|
|
|
|
|
|
 |