 |
|
|
|
Geleceklerini yıldızlarda arıyorlar
|
|
|
Daha kapıdan girip ortalıkta heyecanla koşturan o taze yüzleri gördüğünüz anda, havada uçuşan bir duygu soluğunuzu kesiyor: Umut... Bu 'stüdyo ev' umuttan inşa edilmiş sanki; insanlar içinde beklentilerini biriktirsin, geleceklerini şekillendirecek yolları uç uca eklesin diye yapılmış devasa bir umut kumbarası. Evin sakinleri ise birkaç hafta önce Show TV'de yeniden yayınlanmaya başlayan Türkiye'nin Yıldızları programının yarışmacıları. Gerçi onlara 'yarışmacı' demek ne kadar doğru bilmiyorum. Hepsiyle teker teker konuştuktan sonra anlıyorsunuz ki yarışmacıdan çok öğrenci olarak görüyorlar kendilerini.
Bu atmosferi yaratan en önemli sebep ise programın formatındaki değişiklikler: Halk oylamasıyla haftanın birincisi seçiliyor ama kimse elenmiyor; jüri sistemi yok; katılımcı sayısı da sadece 10. Aynı evde yaşayan, tüm zamanlarını birlikte geçiren, henüz yarışma psikolojisine girmeyen beş kız ve beş erkek. Kimler yok ki aralarında... Kimi üniversitede çok farklı bir eğitim almış, kimi konservatuvar bitirmiş, kimi hala öğrenci. Ama hepsi fazlasıyla cesur ve kendine güvenli.
Hayat fazla düşünmeyi gerektirmiyor
Örneğin ODTÜ Psikoloji Bölümü öğrencisi 20 yaşındaki Ayça 'Hayatımdaki önemli kararları hep pat diye alırım. Çok fazla düşünmem. Zaten hayat o kadar fazla düşünmeyi gerektirmiyor, önünde fırsat varken yapacaksın. Çünkü Türkiye'de yaşıyoruz ve bu ülke istediğimiz şartları önümüze koymuyor, fırsatı biz yaratmak zorundayız' diyor. 23 yaşındaki Sultan ise 'Neden seçildiğini düşünüyorsun?' sorusunu 'Elektriğimi beğendiler sanırım, bir de güzelim' diye cevaplıyor: 'Kendini beğenmişlik gibi algılanabilir, ama kendimle barışığım. O da bana avantaj getiriyor. Artı yeteneğim var. Tiyatro oyuncusu olmayı çok istiyorum ama iyi bir kadroyla bir televizyon dizisi teklifi gelirse önüme neden değerlendirmeyeyim?'
Amaç birinci olup ödül kazanmak değil
Elbette sadece parlak bir gelecek ideali barınmıyor bu evde; başlarında 'kavak yelleri'nin estiği bir çağda hayal kırıklıklarıyla tanışmak zorunda kalanlar da mevcut. Ulaş ve Ufuk, Konya Selçuk Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nde bir yıl arayla mezun olmuş. Ulaş mesleğini yapma fırsatını bile yakalayamamış, Ufuk ise bir süre devlet tiyatrosu ve özel tiyatrolarda çalışmış ama ikisinin de sıkıntısı aynı aslında: Mesleklerini icra etmek için uygun bir zemin bulamamak. Ulaş 'Konservatuvar bitirip sahneye çıkamamak anlatılamayacak kadar büyük bir hayal kırıklığı yarattı üzerimde. Ama ben diretiyorum, çünkü bu saatten sonra başka bir şey gelmez elimden' diyor. Ufuk da 'Türkiye'de konservatuvar bitiren insanların bir yerlere tutunması, kendini göstermesi çok zor' deyip ekliyor: 'Türkiye'de sinema ya da kamera önü oyunculuğu gibi bir eğitim yok. Ben sahne oyunculuğu eğitimi aldım. Oysa kamera ile sahne çok farklı. Burada onu öğreniyorum. Zaten kimsenin amacı birinci olup ödül almak değil. Burada olmak bile özel. Birinci olmasak da 11 haftada ne öğrenirsek kardır. O yüzden hiçbirimizde rekabet duygusu yok.'
11 hafta boyunca kimse evden ayrılmak zorunda kalmayacağı için aralarında bir rekabetin oluştuğunu söylemek hayli zor gerçekten de. Çocukluğundan beri tiyatroyla ilgilenen ve ailesinin ısrarıyla yarışmaya katılan 25 yaşındaki Cem 'Ortam çok güzel, iyi arkadaşlar edindik. Birbirimize her konuda yardım ediyoruz' diye anlatıyor neşeyle. Gerçi Duygu biraz daha farklı bir noktadan yaklaşıyor mevzuya: 'Hamdi (Alkan) Hoca elemeleri kazanınca, 'Çok zorlu bir yola başladınız' demişti. Ben o anda sadece eğitimin zor olduğunu düşünmüştüm. Ama işin içine girip atmosferi soluduğunuz zaman ne demek istediğini anlıyorsunuz. Gerçekten zorlu bir yolun başındayız. Hiç tanımadığınız insanlarla bir arada yaşıyorsunuz. Ailemizden koptuk. Herkesin yapısı farklı, bu tartışmaya dönüşmese de zorluklar yaşıyoruz. Ve bunu hiçbir şekilde dışarı yansıtmamamız lazım.'
Biz keyif alırsak izleyenler de eğlenir
Hayaller farklı, umutlar farklı, bakış açıları farklı... Fen bilgisi öğretmenliği eğitimi alan, belediye tiyatrosunda üç yıl çalışan Erdinç'in rüyası bir gün bir sinema filminde rol almayı başarmak: 'O yüzden bu yarışmaya katıldım. Hayallerin gerçekleşmesi için bir basamak olarak görüyorum. Zaten öncelikle keyif işi bu. Biz keyif alamazsak, karşı tarafa da o keyfi, heyecanı yaşatamayız. Eğlenebiliyorsak eğlendirebiliriz. 11 hafta sonunda çok iyi bir oyuncu olarak çıkabiliriz buradan; belki büyük işler yapamayacağız, çok iyi yerlere gelemeyeceğiz ama hiç değilse kendimizi geliştirdiğimizi hissedeceğiz. Önemli bir tecrübe olacak.'
Evin en küçüğü Cansu, henüz 18 yaşında. Bir gün önce dersaneye giderken, bir gün sonra yarışmada bulmuş kendini. Hayat Bilgisi dizisini izlerken 'Bir gün şöyle bir arkadan geçsem de dizide gözüksem' diye düşünürmüş; şimdi oyuncu koçu Tarık Pabuçcuoğlu. Kendi deyimiyle 'Her şey şaka gibi.' Partneri 1978 doğumlu Serkan ise evin en büyüğü. Aslında hemşirelik yapıyormuş ama finalist olunca istifa etmiş: 'Ben biraz titizim. Temizlik konusunda bazı problemler oluyor ama iyi geçiniyoruz. Şu ana kadar kavga yaşanmadı.' İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları öğrencisi 21 yaşındaki İlker de 'Tanımadığın insanlarla, ailenden uzak yaşamak zor. Ama ister istemez alışıyor. Kardeş gibi olduk şimdiden. Dertlerimizi bile paylaşıyoruz' diyor.
Diyeceksiniz ki hiç mi sıkıntıları, şikayetleri yok. Hemen cevaplayayım, var... Evden dışarı adım atmaları yasak. Yalnızca bahçeye çıkabiliyorlar, demir parmaklıkların ilerisine geçemiyorlar: 'Yarı kapalı cezaevindeyiz sanki. Görüş günümüz de cumartesi'... Ama yine de hayallerini gerçekleştirebilecek olmanın mutluluğuyla kocaman gülümsüyorlar ardından.
'Hepsinin hayalleri gerçek olsun, yıldızları parlasın' diye geçirip içinizden demir parmaklıkların dışına çıkıyorsunuz. Hayat devam ediyor, bedeli ne olursa olsun.
'HOCA' LAR ÖĞRENCİLERDEN HEYECANLI
Yarışmacılar ikişer kişilik gruplara ayrılmış durumda. Hepsini teoride 'oyuncu koçu', pratikte 'hocam' diye hitap ettikleri oyuncular çalıştırıyor: Dost Elver, Tarık Pabuçcuoğlu, Şenay Gürler, Melek Şahin ve Durul Bazan. Ancak öğretmenlerin, öğrencilerden çok daha heyecanlı olduğunu belirtmem gerekiyor. İki gencin geleceğini şekillendirecek bir yolda önemli bir sorumluluk üstlenmenin ağırlığından dem vuruyorlar sürekli. Gürler 'Aslında çekimlerim olmadığında geliyorum, ama dün çekimden sonra da geldim. Çünkü bir şekilde aklınız burada kalıyor. O iki insanın sorumluluğu, hayatları belki bambaşka bir yere gidecek. O yüzden onların yanında olmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi' diyor. Pabuçcuoğlu 'Yarışan ben değilim ama daha beteri, iki tane gencin istikbalinin sorumluluğu var üzerimde. Bu sorumluluk korkunç bir şey. Ama hiç tahmin etmiyorum ki başarısız olsunlar. Çünkü çok yetenekli, disiplinli, yıldız olmaya gerçekten adaylar' diye anlatıyor. Ama işin en vurucu yönünü Elver'in cümleleri açıklıyor aslında: 'Burada birinci ya da beşinci olmak önemli değil. Bu çocuklar eğitim bittikten sonra gerçek yaşamla karşılacaklar. O zaman kimin ne yaptığını göreceğiz. Geçen yarışmanın dördüncüsü Bengi bizim kulis sunucumuz, dördüncü oldu diye kimse onu çöpe atmadı. Yani sonunda nerede olacakları önemli.'
Ahu ERKIVANÇ YILDIZ ahu.erkivanc@aksam.com.tr
|
|
|
|
|
|
 |