 |
|
|
|
Viyadükler üzerine uçuk fikirler
|
|
|
İzmir'in bazı bölgelerinde Universiade hazırlığı pür telaş sürerken, bir yerlerde kıl değil tüy bile kıpırdamıyor sanki. Kemeraltı gezintilerim sırasında gördüm ki, esnafından dernek yöneticisine kadar herkes, Universiade'ın tarihi çarşıya o özlediği canlı, bereketli günleri yaşatacağı inancında. Ne güzel; uzun zamandır ilk kez, bu kadar büyük bir kitle bir şeyi heyecanla bekliyor. Heyecanın tek başına yeterli olmayacağını bilenler kişisel çabalarını da katıyorlar belediye çalışmalarının yanına. Bu konuda bir fazla kişinin bile gayreti önemli tabi. O bir kişilerin buluşmasıyla gerçekleşmez mi büyük kitle hareketleri?
Peki bu viyadükler ne olacak? Daha doğrusu viyadük amacıyla başlanıp şu an inanılmaz bir görüntü kirliliği kütlesi haline gelen ve akıbetinin ne olacağı merakla beklenen 'o şeyler' ne olacak? Bütün kışın yağmurunu yiyip en paslı haline ulaşan o saçma sapan kıvrık metaller ve grilerin belki de en çirkini halinde ana yolların üzerinde anlamsızca duran köprü ayakları, yarı yolları ya da adı neyse, o tamamlanmamış tuhaf şeyler ne olacak?
Bitirilmesi gibi bir şey tabii ki mümkün değil. Bu mümkün olsaydı ben de dün gece yattığım yatağımdan bu sabah on beş yirmi kilo vermiş kalkardım. O kadar imkansız yani.
Kaldırılması konusu, başka bir çok sorunu da beraberinde getirecek galiba. Eminim ki çok masraflı bir çalışma gerektiriyor. Ayrıca izindi, anlaşmazlıktı, ardında bir sürü problem de barındırıyordur. Ben bu bürokrasi konularından anlamam, Ali Rıza'nın kulakları çınlasın; 'iş yapalım' der bazen en alakasız yerlerde bile. Evet; herkes işini yapsın, ama bildiği işi yapsın. Mesela ben bu viyadükleri kaldıralım mı, tamamlayalım mı, hangisi daha uygun, hangisi daha doğru konusunu bilemem. O konuyu düşünmeyi ve bu işle ilgilenmeyi İzmir'de bir aydan fazla bir süredir işi gücü serip, farklı bir koşturmanın içine dalan işadamlarına ve tabii ki kadınlarına bırakıyorum. Seçim davalarından dolayı organize olma konusunda epeyce iyi antrenmanlılar. Kent için bir şeyler yapmanın yolunu mutlaka bulacaklardır. Ama diyorum, Universiade tarihinin bugüne kadarki en yüksek katılımına aday durumdaki İzmir'in fotoğrafına hep beraber el atmak gerekiyor bir an önce.
Tabi 'duracak mı?', yoksa 'kalkacak mı?', hatta 'yetiştirilecek mi?' karmaşasından çıkamayanlara 'Zihni Sinir Proceleri'ni andırır bir önerim de yok değil yani. Bence bir an önce çalışmaya başlayıp görülmemiş bir kamuflaj taktiği uygulayabiliriz. Küçük bir denemesini yıllar önce Çankaya'nın ilk modern iş merkezlerinden birinin açılışında yapmıştım. Dokuz katlı binayı dokuz yüz metrekare sapsarı kumaşla kaplayıp, açılış vakti de dev kurdelesini yukarıdan aşağıya bıraktırıvermiştim. Gerçi o zaman önündeki caddeden geçen iki belediye otobüsü, şoförlerinin 'bu ne Allah aşkına' bakışları yüzünden birbirine çarpmış, Kadifekale semalarında bir uçak da sarı rengin pilotun gözünü alması nedeniyle düşme tehlikesi geçirmişti ama, ben de almak istediğim sonucu almıştım. Benden istenen görkemli bir açılıştı; amacıma ulaştım. Kimseyi incitmeden ve gülümseterek.
Bu kez amaç görkemli bir açılış değil tabi ki. Hem bir hilkat garibesi yığınının hepimizi kucaklayan bu kentin fotoğrafını zedelemesini engellemek, hem de kısa sürede pek çok gence ve üreticiye iş imkanı sağlamak. Metrelerce kumaşla süper bir süsleme projesini gerçekleştirebiliriz yani. Her ne kadar o dönemde süsleme işi yapan herkes yaz düğünlerine konsantre olacaksa da, iyi bir planla bu işi el birliği ve iman gücüyle çözeriz sanki. O tarihlerde yaz için iş aramakta olan tüm GSF ve muadili okullardaki pek çok genç, bu metrelerce kumaşı değişik figürlerle boyayabilir de. Ya da ne bileyim, doğa manzaralarına uyumlu bir çalışmayla Liman ve Konak'taki griliği, sanki yeşilmiş, maviymiş falan gibi de gösterebiliriz. Belki de dünyadaki en büyük ve en işlevsel süsleme konusunda Guinness'e bile girer kentimiz.
Belki biraz uçuk oldu ama, tüm güzellikler de ayağı yere basmayan üç beş adamın düşleriyle başlamaz mı zaten? Ha... Ola ki böyle bir şey yapılacak olursa 'bu fikir benimdi' demem; beyin fırtınalarımın seyircisi olmaya alışığımdır ben. İyi pazarlar.
|
|
|
|
|
|
 |