 |
|
|
|
Volkan'ın romanı 5
|
|
|
Volkan milliyetçi değil. Hilmi Öztoprak da, oğlu Volkan Öztoprak da polislerin bir politik tercih değil de bir mal beyannamesi, hatta daha da çok üniformalarının ütü çizgisi gibi her fırsatta hatta fırsatını beklemeden dışavurdukları milliyetçiliğe ihtiyaç hissetmediler. Hissetmiyor. Babası da, o da Misak-ı Milli sınırlarıyla değil, bedenlerinin coğrafyası ve topoğrafyası ile ilgilendiler. İlgileniyor. Babası zaten artık malumumuz ki, bir gün bile ütüsüz kıyafetle sokağa çıkmadı. Annesi, babası yaşadığı sürece her sabah bir bıçak sırtı üzerinde canbazlık yaptı. Bıçak sırtı kocasının pantolonunun ütü çizgisiydi. Sabah kahvaltılarının asayiş durumu bu çizginin belirginliğine bağlıydı. Hilmi Öztoprak iş yerinde de aynı derecede titiz ve düzenli. Kaba dayak attığı zanlılarının burunlarını, dudaklarını kağıt mendillerle temizliyor, zanlılarına; onları çırılçıplak soyup filistin askısına aldırmadan önce iki yeni yetme polisin eline hizmete özel bir dosyada sakladığı jiletlerden birini verip etek tıraşı yaptırtıyor.
Babası ortadan kalktıktan birkaç ay sonra Volkan'ın kızkardeşi dul kalmıştı. İnegöl'de mobilya fabrikaları olan Murat iki kadeh rakı içince Hilmi beye saldırmaya başlardı. Polisleri rüşvetçilikle, işkencecilikle suçlar, 'Sizin gibiler olmasa mobilyalarımı şimdi Avrupa'nın dört bir yanında satıyordum' derdi. Hilmi bey, Murat'ın bütün bu züppeliklerine ya kızının hatırı için ya da Murat'ın ve ailesinin zenginliğinin altında ezildiği için katlanırdı. Susardı. Dinlerdi. Gülümsemeye çalışırdı. Bir akşam Murat yemek masasının altında oynayan dört yaşındaki oğlunu kucağına çağırdı. 'Göster bakayım dedene erkek adam gibi' dedi. Sonra da densizliğini yaptı. 'Benim oğlum babasına çekmiş, Hilmi bey' dedi. Hilmi bey aniden kızıyla göz göze geldi. Ve 'Bu kadarı da fazla' deyip salona geçti, koltuğuna oturdu.
Murat, Hilmi Öztoprak'ın ölümünden hemen sonra kızkardeşinden boşandı. Başka birine aşık olmuştu. Yüklü bir nafaka ödeyecekti. Oturdukları evi de karısına bırakıyordu. Volkan'ın annesi, Murat evi terk eder etmez kızının yanına gitti. Bir daha da İstanbul'a dönmedi.
Volkan bütün bu boşanma süreci ile hiç ilgilenmedi. Kızkardeşinin Murat'la bir de onun konuşması tekliflerini reddetti. Babasının sofrayı terk etmesinden beri Murat'la konuşmamıştı. Kızkardeşi de o zaman Volkan'ı affetmedi.
Annesi sadece İnegöl'ü değil yatağını da terk etmeyen, öğle vakitlerine kadar yorganın altında kalan kızkardeşine duyurmadan sabahın erken saatlerinde, yani gizlice arıyordu oğlunu. Sonra da bütün gün torununun peşinde koşturuyordu. Volkan'ın yeğeni babası evi terk ettikten sonra haftalarca yıkanmayı kabul etmemiş. Kavga dövüş, bağırtı çağırtı ile tıkmak zorunda kalıyorlarmış çocuğu banyoya. Annesi bunu Volkan'a telefonda kısık bir sesle anlattı. Ardından da Volkan'a bunu kimseye söylememesi konusunda tembihlerde bulundu. Volkan'ın da çok umurundaydı.
Volkan Emniyet'teki birçok arkadaşının tersine futbol ile gerektiği kadar ilgilenmez. Daha doğrusu ancak ona gerektiği kadar ilgilenir. Pazartesi günleri sessiz kalıp dikkatleri üzerine çekmemek için spor sayfalarında göz gezdirir, spor programlarında duraklar. Stadyumda görev yaptığı dönem boyunca sahada değil koridorlarda beklemeyi tercih etti, talep etti. Bu sayede pazartesi günleri diğer polislerin, müdürlerin teknik tartışmalarına özel bilgilerle katılıyordu. Futbolcular çıkış tünelinde bekleşir, kramponlarını tıkırdatarak ısınırken orada olmak özel bilgiler toplama açısından çok verimli oluyordu. Hiç unutmuyor: Bir keresinde bir maç sonrası bir teknik direktör soyunma odasında ligin en altlarındaki bir takım ile berabere kalan oyuncularını fırçalıyordu. Aralık kapıyı biraz daha itip içeri baktı. Futbolcuların bazıları çırılçıplaktı ve önlerine eğilmiş sessizce dinliyorlardı. Teknik direktör mü onlara soyunmalarını emretmişti aynı Komiser'in gösterilerde yakalanan gençlere yaptığı gibi; futbolcular birazdan duş yapacakları için mi çıplaktılar; bilmiyordu ama yine de manzara ona çok tanıdık gelmişti. Serinkanlılığını kaybetmeden bakabiliyordu içeri. O günden sonra Volkan bu takımla daha fazla ilgilenmiş, bir çeşit taraftarı olmuştu.
Bu takımın Avrupa Şampiyonlar Ligi'ndeki başarısından sonra yapılan Taksim'deki karşılama töreninde kitle gösterilerinden nefret eden, daha doğrusu bu türden gösterilere, toplu kutlamalara katılmanın kendisi için riskli olacağı hissine saplanmış, birgün topluluğun kendisinin de bilmediği kendisine ilişkin bir sırrı keşfedip onu linç edeceği gibi bir korkuyu alttan alta taşıyan Volkan ilk kez işi gücü bırakıp sivillerle halay çekmiş, horon tepmişti. Her şeyi unutmak isteyen bir adam gibi içiyordu meydandaki enerjiyi, kusar gibi eğleniyordu. Hem onlarla eşitleniyor hem de o gün soyunma odasında gördüklerinden ötürü kendisini ayrıcalıklı hissediyordu bu kalabalığın içinde.
Ama işte yine de bu gece, Esenler'in aniden hüzünlü görünmeye başlayan sokaklarında artık o futbolcuları, o soyunma odasını hatırlamayı kendisine yasaklaması gerektiğinin bilincinde ama yine de hatırlayarak evine doğru yürürken milyonlarca İstanbullu'ya, milyonlarca vatandaşına göre daha fazla değil, belki de daha bile az üzülüyordu.
|
|
|
|
|
|
 |