 |
|
|
|
Ben emniyet müdürüyken de Kürtçe 'merhaba' diyordum
|
|
|
Mehmet Ağar'la geçen 4 gün. 1250 kilometre. Yoğun olarak Kürt yurttaşlarımızla birlikte. Ve yüreğimize serpilen sular. Böylesi bir haftada bu bölgenin yakın tarihindeki en önemli figürlerden olan Ağar'ın verdiği barış ve demokrasi mesajları, sorunların adını koyması hepimiz için çok hayırlı oldu.
İki gündür bu konuda kendi izlenimlerimi, analizlerimi yazdım. Gezi notlarımız da yayımlandı. İlginç enstanelerle. Yolculuğun sonunda, Mehmet Ağar'ın Diyarbakır'dan Ankara'ya uçmasına bir iki saat kala ise sözü ona verdik. Bize bu ülkenin insanı olmanın gururunu bir kere daha hissettiren Hasankeyf'in muhteşem manzarasının içinde. Sorularımız onun kendisini, kendisinde yeni olan ve eskiden kalan her şeyi, tabii ağırlıklı olarak Kürt meselesine ilişkin olarak, açıkça anlatabilmesine olanak sağlayacak şekilde hazırlanmıştı. Mehmet Ağar'ın, Kürt meselesini en yakından tanıyan birkaç politikacıdan biri olan Mehmet Ağar'ın, bu Güneydoğu seferi uzun vadede de çok önemli etkiler yapacaktır Türkiye'ye, Türkiye hayatına.
Ben bu Güneydoğu seferiniz ve Kürt meselesine yaklaşımınıza ilişkin epey bir şeyler yazdım. Şimdi sizin izlenimlerinizi almak istiyorum. Bir de beraberinizde neler götürüyorsunuz buradan?
Hem sevinç hem üzüntüyle dönüyorum buradan. Sevinç şundan: Bölgenin bizi büyük bir sıcaklıkla, içtenlikle bağrına bastığını, yüreğinin içine koyduğunu gördük. Umut beklediğini , bizimle beraber yol yürümeye karar verdiğini gördük. Ama büyük üzüntüm var. Şartlar giderek ağırlaşıyor. Yoksulluk, fukaralık açlık sınırına doğru gidiyor. İşsizlik dayanılmaz boyutlarda. Ama bu demek değildir ki benzer sorunlardan Batı da mustarip değil. Ancak bu Batı'daki sorunlar da burayı etkiliyor.
Umutlarını mı kaybediyorlar yani, en azından Batı'daki kadar bile de olsa daha iyi yaşam şartlarına kavuşacaklarına dair?
Geçmişte bu bölgelerde sıkıntıya düşen insanlar diğer bölgelere giderek, geçici, mevsimlik işlerle kendilerini rahatlatabiliyorlardı. Ama bugün o imkanın da ortadan kalktığını görüyorum. Hükümetin bu kadar vurdumduymaz, bu kadar meselelerin uzağında olması, en ufak tedbirleri bile almaması, basiretsizliği beni gerçekten endişeye sevketti bu bölgede. Bu meselenin, Güneydoğu'nun özel sorunlarının üzerinde durmaya devam edeceğim.
Peki, bu umutsuzluk bu bölgede giderek her iki taraftan şiddet yanlılarının ekmeğine yağ sürecek bir hale gelebilir mi?
Hayır, ben hala milletin o geçmiş terör günlerinin acılarını yaşamayı istememe iradesini çok önemli görüyorum. Ve bu kadar zorluğa göğüs germesinin altında 'O günlere dönmeyelim ama artık biraz da adımlar atılsın bizim için' gibi bir beklenti gördüm. Ama hiçbir adım atılmamasını kabul etmek mümkün değil. Herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek var: Türkiye bu meselesini çözmek zorunda. Türkiye Güneydoğu meselesini, Kürt meselesini çözmek zorunda. Artık ne derseniz deyin adına. Coğrafi bölge meselesi deyin, geri kalmışlık meselesi deyin. Ama burada bir mesele var. Bu meseleyi yok farzederek Türkiye'yi yönetebilmek mümkün değildir. Ben kendi misyonumu, kendi varlığımı, kendi ağırlığımı bu mesele ile de özdeşleştiriyorum. Türkiye'yi bir bütün halinde, bir birleşme halinde yönetebilmemiz lazım. Demokrasi var. Elbette fikir ayrılıkları olacak. Ama nihayetinde toplumdaki bütün farklılıkların müşterek paydası demokrasidir. Haktır, hukuktur.
Bu bölge, Güneydoğu sizin kişisel tarihinizde de önemli bir yer tutuyor. Bu ülkenin bir insanı olarak buraya geldiğinizde ne hissediyorsunuz?
Bir sıcaklık hissediyorum, içim ısınıyor. Ben Ankara'da doğdum. Elazığ'lıyım ama. İki yaşında, ilk gittiğim vilayet Muş'tu. Arkasından Mardin. İlkokula Urfa'da başladım, ortaokulu Diyarbakır'da bitirdim. Bu bölge, Güneydoğu bölgesi benim için bir ömrün geçtiği yer yani. Hem aileden kalan dostluklarımız hem talebelik hem görev yaptığım yıllar açısından baktığımızda Türkiye'de şahsi dostluk anlamında diyebilirim ki Sayın Demirel ve Sayın Özal'ın arkasından gelen benim. Herkesle bir yakınlığım var. Ve hepsinden önemlisi benim bu bölgeye, bu bölgenin meselelerine ilişkin bir vicdani borç ve görevim olduğunu hissediyorum. Türkiye'nin en acılı dönemlerini ben bu bölgede üst düzey bir güvenlik görevlisi olarak yaşadım. Biz bu mücadeleyi kazandık ama ben bu mücadele sırasında halka yakın oldum. Bugün bazılarına farklı gelen davranışlarım, Kürtçe 'Allahaısmarladık' demek, 'Merhaba' demek benim tabii davranışlarım oldu hep. Ve fevkalade doğru bir davranıştı. Bunun ne mahsuru olabilir? Ben aynısını Emniyet Genel Müdürü'yken de, bağımsız milletvekiliyken de yapıyordum. DYP Genel Başkanı'yken de yapıyorum. Kimse kimseyi test etmesin, kimsenin vatanseverliği diğerininkinden fazla değildir. Herkes bayrağını seviyor bu ülkede. Bayrağa İzmir, Muğla ne kadar saygılıysa Batman, Diyarbakır, Muş da aynı derecede saygılıdır. Siyaset yapmak amacıyla bayrağı kullanmak bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür. Ben buranın meselelerini Türkiye'de en iyi bilen üç dört adamdan biriyim. Benim için buraların halkı vazgeçilmezdir. Türklerle Kürtler'in kardeşliğini bozmaya kimsenin gücü yetmez.
Buraya ilişkin, Kürt meselesine ilişkin bilginizi artık kullanmaya kararlı mısınız?
Evet, benim bu birikimim Türkiye açısından çok önemli. Ben bu bilgimi hizmete sunacağım. Ben bu meselenin bir daha ortaya çıkmayacak şekilde çözülmesinin yolunun demokrasi olduğuna, daha fazla demokrasi olduğuna, daha fazla özgürlük, yönetime ortaklık, sorunları müşterek olarak ele almak olduğuna inanıyorum. Tabii herkesin bu konuda adım atması gerekiyor. Bölge adına siyaset yapıyorum diye geçmişin karanlık tünellerine takılmamak gerekir. Geçmişin acılarını herkesin acıları olarak kabul etmek, geleceğin güzelliği üzerinde uzlaşmak gerekiyor. Biz herkes bize oy versin istemiyoruz ama oy vermeyenler de rıza göstersinler. Ve bir mutabakat içinde bu sorunu çözelim. Türkiye'nin hiçbir insanı artık bu sorununun çözümünde silahı, şiddeti kabul etmez. Bir de şunu unutmamak lazım: Buradan Batı'ya göç eden Kürt vatandaşlarımız oralara eylemlerini sürdürmek için değil, hayatlarını sürdürmek için gittiler. Ve orada da onlara kucak açıldı. Böylesi bir sosyolojik gerçek var. Bu yüzden de bu bayrak istismarının etkisi olmadı işte. Bayrak istismarı gibi bir anlayış marjinal grupları birbirini besler hale getirir. Ve bu çok tehlikeli ve yanlıştır Türkiye için. Herkesi anasının karnından doğduğu gibi kabul etmeliyiz bu ülkede, kimseye şekil, nizam vermeye kalkışmamalıyız.
Bu yolculuk daha önceden planlanmış bir yolculuktu. Benim de bilgim dahilindeydi. Ama çok hassas bir döneme denk geldi. Bu iyi oldu değil mi?
Evet, bazı ağızlar da beni engellemeye çalıştı, böyle bir haftada buraya gelmemem konusunda telkinde bulundu. 'Bu zamanda oraya gidilir mi?' dediler. Ben de 'Evet, tam da bu zamanda oraya gitmemiz gerekir. Bu bizim misyonumuzdur. Biz eğer bu zamanda orada olmazsak, başka bir zamanda gitmemizin de anlamı olmaz' dedim. Ve bugün bu bölgede bizim dışımızda da bir siyasi parti yoktur. Çok da yatıştırıcı etkisi oldu bizim buraya gelişimizin. Kürt vatandaşlarımızın da verdiği mesaj şu oldu: 'Biz bu ülkede, bu bayrak altında yaşamaktan memnunuz. Biz bu ülkenin gelişmesinden pay almak istiyoruz. Ama bizim de taleplerimiz, arzularımız var. Siyasette bunlara çözüm bekliyoruz.' Geleceğin büyük Türkiyesi'nin temellerinde çok önemli bir nirengi noktası olarak görüyorum bu geziyi ben.
Bir özleştiri yaptığınızı da söyleyebilir miyiz DYP olarak?
Tabii biz özeleştirimizi yaptık, sırtımızı döndük, artık biz aslımıza döndük ve dünyadaki değişimi de yakalayarak ilerliyoruz artık. Gelişen dünyanın evrensel değerleriyle. Biz Türkiye'nin üniter devlet olmasını, Türkiye'nin bölünmezliğini hep kabul ettik. Ama biz meselelere bakarken her meselede demokrasi açısından, özgürlükler açısından, haklar açısından bakarız. Bütün hak ve özgürlüklerin, eşitlik içinde, demokrasinin bütün yaygın alanı içinde kullanılması bizim temel meselemizdir. Bizim temel felsefemiz budur.
Ahmet TULGAR
|
|
|
|
|
|
 |