 |
|
|
|
|
Marduk geliyor mu?
|
|
|
Meksika cangılları içinde taş yapılardan oluşan büyüleyici ve görkemli kentlere, piramitlere, gözlemevlerine ve tapınaklarına imza atan, hakkında hala pek az şey bildiğimiz bu uygarlığın sakinleri, en çok da, astronomi ve matematik alanlarında çağlarını fersah fersah aşan bilgileri ve hassas hesaplamalarıyla şaşırttı bilim adamlarını
Orta Amerika'da, Guatemala ile Meksika arasında, ağırlıklı olarak da Meksika Körfezi'ne doğru uzanmış Yucatan yarımadasının cangılları içinde köklü ve güçlü bir uygarlık yaratan Mayalar, belki de Yeni Dünya'nın en ilginç ve en şaşırtıcı toplumlarından biri. Onbeşinci yüzyıla girerken nedenleri bugün de henüz tam olarak çözülememiş bir gerileme ve çöküşü yaşayan ve tarih sahnesinden silinen bu uygarlığın izleri, geriye doğru İsa'dan önce altıncı yüzyıla dek sürülebiliyor. Sahip oldukları kültürel mirasın büyük oranda, aynı bölgede İsa'dan önce 1600 dolaylarında ortaya çıkan Olmek kültüründen kaynaklandığı düşünülüyor. Etnik ve kültürel kökenleri üzerine çok fazla soru işaretinin bulunduğu Olmeklerin ise yine Meksika Körfezi kıyılarında günümüzden yaklaşık beş bin yıl önce ilk yerleşim merkezlerini kuran La Venta ve San Lorenzo sakinlerinin mirasçısı olduğu yolunda çoğu tarihçi ve arkeolog görüş birliği içinde. Bir başka deyişle, İspanyollar fetih gemileriyle çıkıp gelene dek El Salvador'dan Meksika'nın kuzeyine kadar uzanan bölgede yaklaşık 4500 yıl hüküm süren bir kültür söz konusu burada.
Maya takvimi
Maya ve Olmek uygarlıkları, yirminci yüzyıl boyunca arkeolog, antropolog ve tarihçilerin ilgi odağı oldu. Hala pek az şey bildiğimiz bu uygarlığın sakinleri, en çok da, astronomi ve matematik alanlarında çağlarını fersah fersah aşan bilgileri ve hassas hesaplamalarıyla şaşırttı bilim adamlarını.Yıldız gözlemciliğinde ve gök cisimlerinin hareketlerine ilişkin hesap ve çizimlerde günümüz uzmanlarına bile parmak ısırtan sonuçlara ulaşmışlardı. Basit ve ilkel bir mısır tarımı üzerine bütün ekonomisini kurmuş, cılız ve yoksul bir halk için alışılmadık bir ilerlemeydi bu. En önemli ve somut ürünü de, gök cisimlerinin hareketlerinin kaydedildiği günlükler ve astronomi arşivlerindeki bilgiyi kullanarak oluşturdukları, bugün 'Maya Takvimi' olarak bilinen zamanı ve göksel döngüleri ölçme sistemleriydi.
Bu takvimlerden biri, Tzolkin (Gün sayımı) adı verilen, amacı ve anlamı bugün hala tam olarak deşifre edilememiş, 260 günlük bir süreci temel alıyordu. Bir diğer takvimleri, bugün bizim kullandığımız güneş takviminin bir benzeriydi ve 20'şer günlük 18 ayın oluşturduğu 360 güne, '5 isimsiz gün' ekleyerek elde ediliyordu. Bu iki takvim, 52 yıllık bir döngü içinde kombine ediliyor ve 'Takvim Turu' adı verilen bir başka zaman dilimine erişiliyordu. Ama Maya ve miraslarını devraldıkları diğer Orta Amerika uygarlıkları için en önemli takvim, çok daha uzun zaman evrelerini hesaplayan ve 'Uzun Hesap' olarak adlandırılan çevrimlerdi hiç kuşkusuz.
Orta ve Güney Amerika uygarlıklarının hemen tümünde, Hint uygarlığında olduğu gibi, insanlık tarihinin belli uzunluktaki 'dünya çağları' halinde süregittiği anlayışı egemendi. Bunun izlerini Olmek, Maya, Aztek, İnka gibi uygarlıkların hepsinde ve Navaho ya da Hopiler gibi kimi Kuzey Amerika halklarında da görebiliyoruz. 'Uzun Hesap' denen takvim sistemine göre, insanlık tarihi, her biri Maya ölçüm sistemine göre '13 Baktun' (bizim yıl ölçümlerimizle 5125,36 yıl) süren dört büyük evreyi geride bırakmıştı ve beşincisinin içindeydi. 'Güneşler' olarak adlandırılan bu çağlardan, şu an içinde yaşadığımız ve sonlarına yaklaşmakta olduğumuz 'Beşinci Güneş' çağıysa, yine bizim gregoryen takvimimize göre, 2012 yılının Aralık ayında sona erecekti.
Dünyanın sonu değil
Mayalar, takvimlerine paralel biçimde geliştirdikleri inanç ve düşünce sistemleri içinde, 'Beşinci Güneş' çağının bitimini bir 'kıyamet' ya da 'dünyanın sonu' gibi görmediler. Ancak, her bir çağın büyük ve etkili doğal afetler eşliğinde bittiğini anlatan geleneklerine göre, eskisinin yerini alan yeni çağ, düşünce ve düzen açısından bambaşka dünya koşullarının ortaya çıkacağını öngörüyordu. Bu nedenle, 'Beşinci Güneş'in sona ereceği 2012 yılında dünyanın sonu gelmeyecek ve 'Altıncı Güneş' çağı başlayacaktı ama onlar bu büyük değişimin sonrasında kendi uygarlıklarının varlığını sürdüremeyeceği korkusunu yaşıyorlardı. Aslında bu endişelerinin çok da haksız çıktığı söylenemez; çünkü daha çağ bitmeden, İspanyollar Meksika'ya ayak basmadan uzun yıllar önce uygarlıkları sona erdi. Orta Amerika kültürünün son temsilcisi diyebileceğimiz Aztek uygarlığı da, İspanyol fatihlerin eliyle onaltıncı yüzyıl başlarında yıkıldı.
Rakamsal cilve mi?
Her biri bizim hesabımızla 5125,36 yıl süren beş çağdan söz ettik. Buna göre, Mayalar için insanlığın başlangıcından, 2012 yılında 'Beşinci Güneş'in bitimine dek olan zaman, toplam 25.627 yıllık bir evreyi içeriyordu. Oldukça ilginç biçimde bu süre, Mezopotamya uygarlıklarının astronomi ve tapınak kültü içinde izini sürdüğümüz Marduk gezegeninin, yörünge süresi olarak karşımıza çıkan 3661 yılın tam yedi katına eşittir. Bir başka deyişle, Maya 'Uzun Hesap' sisteminin 5 dünya çağı, Marduk'un 7 tam turuyla tam olarak örtüşmektedir! Belki garip bir rakamsal 'cilve' denebilir; ama aynı zamanda 3661 sayısı, yalnızca 7 ile bölünebilmektedir. Peki, Maya ya da diğer Orta Amerika kültürlerinde, Marduk ile bağdaştırılabilecek bir tanrısal figür ya da göksel unsur var mıdır? Bu sorunun yanıtı, Mezopotamya'da karşılaştığımız 'göksel vekalet' kavramının, Orta Amerika'daki karşılığını da ortaya çıkaracak.
Tüylü yılan kültü
Orta Amerika'da, bin yıllar boyunca yan yana ve iç içe yaşamalarına rağmen hem etnik olarak hem de sahip oldukları kültür açısından birbirinden farklı iki ana grup tanımlıyor uzmanlar. Bunlardan biri, 'Tüylü Yılan' kültü adını alıyor ve Venüs tapınımını içeren bir rahip geleneğini sürdürüyor. Venüs'le özdeşleştirdikleri tanrıları, farklı dillerde farklı adlar alıyor ama hepsinde bu adın anlamı, 'tüylü yılan': Mayalar Kukulkan, Azteklerse Quetzalcoatl adıyla anıyorlar, göklerdeki temsilcisi Venüs olan tanrılarını. Diğer ana grupsa, 'Jaguar Kültü' olarak anılıyor ve Maya dilinde Hunrakan, Aztek dilindeyse Tezcatlipoca olarak bilinen bir tanrıyı merkezine yerleştiren, oldukça eski bir tapınak geleneğine sahip.
Orta Amerika mitlerine göre, Tüylü Yılan, yani Venüs, uzak bir geçmişte, karanlık göklerin derinliklerinden gelen yabancı bir tanrısal güçle göksel bir savaş yaşıyor. Bu savaşın sonundaki geçici yenilgiyle ortadan kaybolan tanrısal güç, meydanı 'Jaguar' olarak anılan diğer tanrıya bırakıyor bir süre için. Neden sonra Jaguar, kuzey göklerinde ortadan kaybolduğunda da, yetki ve güç yeniden Tüylü Yılan'ın eline geçiyor, Venüs şafak göklerinde sabah yıldızı olarak parlamaya devam ediyor. Bu kritik karşılaşma ve 'göksel savaş'ta, taraflardan birinin göksel temsilcisinin Venüs olduğunu biliyoruz. Ama onu geçici bir yenilgiye uğratan, uzaklardan gelip göklere hükmeden diğer 'yabancı tanrı'nın göksel kimliği, bir hayli gölgede kalmış. Yalnızca, uzaklaşırken kaybolup gittiği kuzey göklerinde yer alan Büyük Ayı takım yıldızının kepçesi, onun 'göksel vekili' olarak kabul ediliyor. Ve oldukça ilginç biçimde, Maya ve Olmek kültürlerinde de 'kepçe' olarak bilinen takımyıldız, 'Yedi Bilge' adıyla anılıyor: Tıpkı Hint ve Pers kültürlerinde olduğu gibi. Bir başka deyişle, Hint rahip geleneğinde 'Saptarshi' adlı 3600 yıllık döngünün temsilcisi olan 'Yedi Bilge' takımyıldızı, Orta Amerika kültürlerinde de 'uzaklardan gelen ve göksel tahtı gasp eden' yabancı göksel gücü simgeliyor. Yine 7 rakamıyla bağlantılı bir ortak noktayla karşılaşıyoruz. Burada 7'nin hikmeti, kepçenin yedi yıldızı mıdır yalnızca, yoksa beş dünya çağının toplam süresi olan 25.627 yılın, Marduk için öngördüğümüz 3661 yıllık yörünge süresinin tam 7 katı olmasının da belirleyici bir etkisi var mıdır?
Geri dönüş 2012 mi?
Bu kışkırtıcı soru, ister istemez bir başka bağlantıyı zorlamaya başlıyor zihinlerde: Maya kültüründe 'Beşinci Güneş'in bitişi olarak takvimlerde işaretlenen 2012 yılı, Marduk'un yedinci yörünge turunu tamamlamasıyla çakışıyor ve 'beş çağ' süren bir evrenin bitip yenisinin başlamasının işaretçisi olarak kabul ediliyor olabilir mi? Mayalar, çağ bitiminin dünyanın sonu ya da kıyamet olacağını söylemiyorlardı ama her yeni çağın, bir dizi doğal afet ile başlayan bir dönüşüm sonrasında gelip, dünyanın siyasi çehresini değiştireceğine inanıyorlardı. Zecharia Sitchin de, Yakındoğu kültürlerinde yaptığı araştırmanın sonucunda, Marduk'un yakın geçiş yapması sırasında ilkin jeolojik ve iklimsel hareketlere bağlı doğal afetler gerçekleştiğini; bu dönemin ardından da dünyada yeni gelişmelerin yaşandığı, verimli ve hareketli bir başka evre başladığını söylüyordu. Hıristiyan kültürü, ikinci milenyumun bitişinin ardından, Yuhanna'nın İncil'de anlattığı 'Rabbin Günü'nün beklentisi içindeydi ve bunun göklerde tezahür edeceği, büyük doğal afetler eşliğinde yeni bir çağın başlayacağı inancı satır aralarında kendini belli ediyordu. Bütün bunlara ve Mısır, İbrani, Babil ve Yunan kültürlerinde izleri görülen, Roma'nın efsanevi Sibylline Kitapları'nda boy gösteren izlere dikkat ederek, 2012 yılının, bu bilinmeyen gök cisminin yakın geçişini işaretlediğini söyleyebilir miyiz?
Bunun için, öncelikle insanlığın uzak geçmişinde dikkatli bir yolculuğa çıkmak ve bu hesaba göre Marduk'un bir önceki geçişinin rastlaması gereken tarihte, dünyada olağandışı gelişmeler yaşanıp yaşanmadığını sorgulamak gerekecektir. 2012 yılından, yörünge süresi olan 3661 yıl kadar geriye gidersek, İsa'dan önce 1649 yılı dolaylarında, yani 1650'nin hemen sonrasında, böylesi bir çalkantı ya da değişimin, dünyayı etkileyen gelişmelerin izini bulabiliyor muyuz? Bu sorunun yanıtı, net ve kesin bir 'evet'. Tam da o tarihlerde, Yakındoğu'dan Uzak Asya'ya ve Orta Amerika'ya dek etkili olan, çağın büyük güçlerini etkilemiş ve sosyopolitik dengeleri altüst etmiş bir dizi doğal afet çıkıyor karşımıza.
666 Şeytan mı Marduk mu ?
İncil'in en çok ilgi çeken ve popüler kültür ürünlerine malzeme olan bölümü, kitabın en sonunda yer alan 'Yuhanna'nın Vahyi'dir. Bu metin, kutsal kitaplarda 'Rabbin Günü' olarak anlatılan 'göklerin değişimi' olgusunu yoğun simgelerle dile getirirken, bu değişimin kritik başlangıç noktası olarak, bir 'kırmızı ejder'in ortaya çıkışını gösterir. Yuhanna'ya göre, Babil'in simgesi ve bütün kötülüklerin anası olan bu göksel olumsuz güç, 'Mesih Karşıtı'dır (Antichrist - Deccal) ve onu simgeleyen sayı da, 666'dır. Yüzyıllar boyu sayı simgeciliğiyle ve kutsal metinlerin yorumlanmasıyla uğraşanlar, 666 şifresinin ardında yatan ismi bulmaya çalışmışlardır. Oysa, bu gizemli sayı bütünüyle Babil kültüründen yanlış aktarılmış bir sayı üzerine kurulmuştur ve doğru şifre 666 değil, 3661'dir. Altmışlı sistem içinde, 'yan yana üç çentik' olarak gösterilen Marduk'a ait özel sayı, İbrani kültüründe 'yan yana üç vav harfi' olarak algılanmıştır. İbrani dilinde 'v' sesini veren 'vav' harfinin simgesi, çivi yazındaki tek çentiğe çok benzemektedir ve İbrani alfabesinde 'vav' harfinin sayısal değeri, 6'ya eşittir. Babil'in kötü tanrısına duyulan nefret sonucu geliştirilen 'göklerdeki ejder' temasının Marduk'la olan bağlantısı, 666 rakamının yanlış yorumlanmasıyla da sınırlı değildir: Mezopotamya kültüründe, Marduk'un göklerde 'parlak kırmızı' renkleriyle belirdiği anlatılır ve bu, Yuhanna'nın metninde 'kırmızı ejder'e dönüşür. Yuhanna ejderin yedi başlı olduğunu ve bu başlarında sövgü niteliği taşıyan adının yazılı olduğunu söyler; Marduk adı İbranice'de 'Merodak'tır ve bu ad, İncil'in kaleme alındığı Yunan dilinde yedi harfle yazılır. Yuhanna, bu başlarda toplam on boynuz olduğundan söz eder ki, 10 da Mezopotamya tanrı listelerinde (Enlil'e darbeyi yapmadan önce) Marduk'un kutsal sayısıdır. Vahiy'de ejderin 'denizlerden çıktığı' anlatılır; bu da bir çeviri hatasıdır çünkü doğru sözcük, Sümer dilinde 'AB.ZU'dur ve 'yaratılış öncesi ilksel deniz' anlamına gelir: Yani tam olarak, 'dış uzay'.
YARIN: İÖ 1650: UYGARLIK TARİHİNDE KRİTİK DÖNEM-BURAK ELDEM
|
|
|
|
|
|
 |