30 Mart 2005 Çarşamba       




 

Mevlüt Yeni


 
mevlut.yeni@aksam.com.tr
mevlut.yeni@superonline.com

Özgür basın ve yeni TCK üzerine

   
 
1 Nisan itibariyle devreye girecek olan yeni Türk Ceza Kanunu'nun basın yayın ile ilgili maddeleri inceliyorum birkaç gündür. Bu yeni düzenleme belli ki, özgürlük ve demokrasiden nasibini tam olarak almamış kişiler tarafından hazırlanmış. Elimizi kolumuzu hem de çelik halatlarla bağlıyor bu yasa. Vatana millete hayırlı olsun.

Bu arada, bu benim son eleştiri yazım olacak galiba. 1 Nisan'dan itibaren çiçek, böcek aşk meşk yazacağım. Ciddi şeyler yazmayacağım. Yazarsam ne olur? Neler olmaz ki? Bir kere benim gibi sivri kalemi olanlar cidden yandı. Bol bol para cezası, yetmedi dosdoğru hapishaneye... Gerçekten hepimizin kafası karışık. Basın için cumhuriyet tarihinin en ağır cezaları geliyor. İncelediğim kadarıyla 3 gün sonra Türk medyası için kara bir sayfa açılıyor ama bu duruma birkaç meslek örgütü dışında yeterince tepkide yok. Nasıl bir iştir bu anlayamadım.

Yerel ölçekte bazı meslektaşımız konuya duyarlılık gösteren yazılar yazıyor ama bence yeterli değil. Mesela 3 gün sonra yasanın uygulaması başlıyor ama hiçbir gazeteci henüz konuya tam olarak vakıf değil. Nasıl suçlar işleyeceğini ve cezasının ne olacağını bilmiyor. Bıçak kemiğe dayandı sızlanmaya başladık sizin anlayacağınız.

Ben bu konuya farklı bir gözlükle bakmak istiyorum aslında. Bugünkü vahim duruma aslında kendi ellerimizle getirmedik Türk basını. Önce tencereye, tabağa, çanağa çömleğe teslim etmedik özgür ve bağımsız haberciliği. Neden devlet promosyon yasağı getirince bırakabildik bu belayı? Daha sonra tekelci zihniyet vesaire. Sansürcü kafalara ellerimizi kollarımızı bağlayın, ağzımızı bantlayın diye resmen malzemeyi biz kendi ellerimizle sunmadık mı? Neden birilerinin düzenleme yapmasına olanak tanıdık? Biz kendi oto kontrolümüzü yapabildik mi? Bir birimizi yemekten haberciliği düşündük mü hiç?

Gazeteciler birlik olup ulusun kalkınması, demokrasinin gelişmesi ve özgürlükler adına mücadele etmesi gerekirken, sürekli bir biriyle savaşıp mücadele etmeyi tercih etti son yıllarda. Anadolu da uzun yıllardır bu mesleği icra etmeye çalışan bir genç kalem olarak içim sızlayarak yazıyorum bu satırları. Böyle bir kara çöküşe tanıklık ettiğim için gerçekten üzgünüm.

Neden? Çünkü toplum adına elimize aldığımız kalemi maalesef son yıllarda toplumun aleyhine kullanmaya başladık. Bu ülkenin kalkınması ve gelişimi için bu gidiş çok ciddi ve tehlikeli bir yoldu. Elbette Türk medyasını yola sokmanın yönetimi sansürcülük olmamalı? Ama kendi haklarınızı savunamayacak kadar aciz duruma düşerseniz o zaman kimsenin size diyeceği kalmıyor.

Eğri oturup doğru konuşalım. Özgürlüğümüzü zaman zaman suistimal ettik. Bu ülkede basın özgürlüğü adı altında nice fikir ve değerler katledildi, ama kimsenin gıgı çıkmadı. Sustuk sustuğumuz için bugün başımıza bunlar geldi. Olacağı buydu. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi ama kimse görmek anlamak istemedi. Çünkü herkesin gözü başka şeyler görüyordu.

Bakın ortak menfaatlerimiz noktasında bile bir masanın etrafında buluşamıyoruz. Böyle kafaya, böyle şapkayı işte birileri giydiriveriyor. Sonrada çıkaracağız diye kırk yıl uğraşıyoruz. Yazık ettik kendi kendimize. Bu yasa bizim istediğimiz noktada yeninden düzenlense bile umarım hepimiz olan bitenden biraz ders alırız.


 

 

Diğer YAZARLAR

 

 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir