 |
|
|
|
İstanbul duy sesimizi!..
|
|
|
Ülke imajını, deyim yerindeyse 'parlatmak' için kültür, sanat, bilim ve spor alanlarında önemli organizasyonlar düzenlemek, bu alanlarda uluslararası başarı kazanmak, ya da hiç olmazsa bu tür organizasyonlar arasında yer alıp ülke olarak ismimizi gündemde tutmak çok önemli.
Bu konuda yıllardır yazılır, konuşulur, toplantılar yapılır.
Deniz- kum-güneş üçlemesine sıkışmış Türk turizminin duvarlarını yıkması, ülkenin farklı bölgelerinin de turizm gelirlerinden direkt pay alabilmesi için bu tür çalışmaların arttırılması gerektiği söylenir de söylenir.
Bu yıl İstanbul'da tam yukarıda tarif edilen tarzda iki tane dünya çapında organizasyon var; Formula 1 ve Şampiyonlar Ligi finali.
Tüm dünyanın ilgiyle izlediği otomotiv ve futbol sektöründeki rekabetin en önemli iki olayı İstanbul'a talih kuşu olarak geldi, kondu (Bu konuda çaba gösterip onlarca ülkeyi yenip işi bu güne getirenleri minnetle anıyorum).
Peki sevgili İstanbullu turizmci dostlarımız bugüne kadar bu şanslarını nasıl kullandılar?
ITB Berlin fuarında bana göre sınıfta kalmışlardı. Moskova'yı bilmiyorum ama buralara İstanbul ile ilgili bir ses gelmedi. Sanırım orada da kanaat notuyla sınıfı zor geçtiler.
Yarış haftası ve final günü İstanbul'un dolup taşması yeterli değil.
Bu doluluk ve canlılık zaten doğal sonuç olarak yaşanacak.
Örneğin; bu hafta sonu da paskalya tatili nedeniyle İstanbul otelleri ağzına kadar doluydu..
Asıl Önemli olan 'özel' günleri kullanıp, kentin, ülkenin adını farklı noktalara taşımak, değerini yükseltmek ve bu özel aktivitelerin ekmeğini atıl dönemlerde yemeyi becerebilmektir.
Hatta, 'Formula Kenti', 'Final Mabedi' olarak anılmayı başarmak şart.
Yoksa 10 günlük doluluklarla tatmin olur verdiğimiz emeğin karşılığını gene yeteri kadar alamayız.
Bu yılın ilk günü itibariyle İstanbul, baştan başa bu iki süper aktivitenin tanıtımı ile donatılmalıydı. Adım attığınız an itibariyle bu dev organizasyonları hissetmeye başlamalıydınız..
Bu hazırlıkların hiçbir yapılmadığı için şu anda İstanbul'a geldiğinizde ne Formula'dan ne de final maçından haberiniz oluyor.
Bu hafta sonu on binlerce turist paskalya için İstanbul'a gelmişti.
Soruyorum kaç tanesi bu konuda bilgi ve tanıtım bombardımanına tutuldu ve kaç tanesinin önüne İstanbul için farklı bir imaj sunuldu?
Tam bir cevap vermek gerekirse, bu çalışmalar bence kimsenin umurunda değil, İstanbul 'tembel' bir portre çiziyor bu konuda.
Konunun önemini İstanbullu turizmci mutlaka kavramıştır ama gününden mutlu, otelleri zaten iyi fiyatlara doluyor, turist zaten sokaklarda para harcıyor, orta ve uzun vade kimseyi ilgilendirmiyor, ülkenin imajı zaten kimsenin işi değil...
Büyük fırsatlar kaçtı mı kaçar, sonra oturur hayatta en iyi yaptığımız işi yaparız, ağlarız!
Geç de olsa, İstanbul her sektörüyle, özellikle de turizmcisiyle Formula ve Finale sahip çıkmalı ve kenti baştan sona aylarca bu iki önemli show la ayakta tutmalı, gelin gibi bu özel günlere hazırlamalı.
Pistin yapımındaki yolsuzluk iddiaları, Olimpiyat stadının rüzgar paneli, ulaşım sorunu iç dünyamızın gündem malzemesi olarak kalabilir. Bunu da normal karşılamak gerekli, ama iç çekişmeler ve hesaplaşmalar sırasında Diyarbakır'daki, Rize'deki, Aydın' daki vatandaşımızın geleceğine damga vuracak fırsatları da elimizin tersiyle kısır çıkar ve kavgalar için itmeye de hakkımız yok.
Sayın Turizm Bakanı Koç çok haklı, turizmi mutlaka tüm ülkeye yaymalıyız, yeni turizm merkezleri yaratmalıyız, İstanbul'u gerçek bir dünya markası haline getirmeliyiz, bu görüşlerin hepsini alkışlıyorum, ama sonuca, oturarak, sadece bugünü kurtararak ulaşamayız.
Herkes kendi payına düşeni sonuna kadar yapacak, çalışmalıyız, risk almalıyız, başta da ev sahibi elini taşın altına sokmalı, bu nedenle diyorum ki 'İstanbul duy sesimizi, turizm senden çalışmanı, terlemeni, risk almanı bekliyor!'
|
|
|
|
|
|
 |