27 Mart 2005 Pazar       




 

Ahmet Tulgar


 
ahmet.tulgar@aksam.com.tr

Volkan'ın romanı 4

   
 
Alnına düşen bu kumral perçem, bu seyrek kaşlar, bu yeşil gözler, bu sertçe inen burunla, yani bu meleksi yüzle ondan kim korkar? Sadece saunadaki çocuklar. Çünkü onu sivil görüyorlar. Bu yüzün nasıl polisiye bir bedene bağlandığını bir tek bu çocuklar biliyorlar.

Giyinikken kimseyi korkutamadığının farkında. Vücudu örtülünce o güzel yüz bütün sanat eserleri gibi af diliyor onu her gören insandan.

Babası daha da yakışıklıydı. Ama 'Hoş geldiniz, hanımlar' diyerek ateşli bir gülümsemeyle salon kapısından içeri girdiğinde misafir kadınlar dar kaçarlardı Volkanlar'dan. Bazı cumartesi akşamları geç kalırdı. Bir ya da iki çift komşu ise daha önce konuşulduğu gibi vaktinde gelmiştir. Her zaman yaptığı gibi ayakkabılarıyla salona girmiş; bir ayağının ucuyla halının püsküllerini düzelterek hal hatır sormaya başladığında misafir erkeğin koltukta nasıl fıyıl fıyıl olduğunu, nasıl zaman zaman elini, ayağını nereye koyacağını bilemediğini babasına hayranlığı artarak izlerdi Volkan. Annesinin günlerce prova yaparak tam oturttuğu üniformasının içinde o günkü banyosundan sonra talk pudralarla, ateşe verdiği ispirtolu pamuklarla, jiletlerle, kremlerle dakikalarca üzerinde çalışılmış bedenini kumaşla sevişir gibi taşırdı babası. Volkan bunu büyüyünce böyle tarif etti.

İlçe emniyet müdürlüğünden emekli olduğu akşam kapının ağzında ayakkabılarını, çoraplarını çıkardı, sessizce salona geçti, camın önündeki koltuğa oturdu ve ıslak sokağa bakmaya başladı. Annesine ve Volkan'a sırtını dönmüş; gün ağarana kadar üniformasını çıkarmadan baktı. Annesi 'Hilmi bey hadi, yatağına geç' diyordu. Volkan ve annesi koltuklarda uyuyakaldılar.

Volkan önce uyandı. Babası, sırtı yine onlara dönük, yere kadar inen pencerenin önünde çırılçıplak kendisini sokağa gösteriyordu. Evlerinin zemin kat oluşuyla o güne kadar ilk kez ilgilendi Volkan.

Babası siyah bir takım elbise ve beyaz bir gömlekle giderken de gördü Volkan o sabah.

Bir enfarktüs sonrası birkaç Kürt delikanlı tarafından teslim edildi onlara. Yine yaklaşık bir yıl sonra. Artık bir havlu üreticisinin metresi olan türkücü Songül Keklik'in koruması ve şoförü olarak çalışmıştı. Onlara her hafta telefon etmiş, bir ihtiyaçları olup olmadığını sormuştu.

İkinci enfarktüs birkaç haftada geldi.

Volkan Kasımpaşa'dan Tophane'ye yürüyor. Saat 22.10. Görevde 24 saate altı saatten az kalmış. Aylar sonra bu gece İstanbul'un nasıl sıcak, nasıl boğucu olduğunu Volkan durup durup hatırlayacak, hatırladıkça ısının boğuculuğu artacak.

Yeşildirek Hamamı'nın önünde bir keseci peştemalını bacaklarının arasına toplamış ayak parmaklarının arasını kaşıyor hırsla. Koskoca Perşembe Pazarı'nda sadece ikisi. Ardına bakmadan katediyor yolu. Karaköy iskelesinde vapurlar babalarından ayrılmak, yola çıkmak istemez gibi. Sarhoş Rus tır şoförleri Haydarpaşa'ya gitmek için iskeleye yürürken durup durup nutuklar atıyorlar. Birahanelerden midye kokusu geliyor. Köpüren Slav dilleri. Kalabalığı ardında bırakıp limana paralel yürürken solda bir bankanın içini görüyor. Bekçi bankanın camının ardından klimalı bir salonda bir felaket filmi seyreder gibi bakıyor. Kara kaş, kara göz, orta yaşlı bir Kürt. Ceketi dışında hala üniformalı. Ayaklarını yeni yıkamış. Volkan batan bir gemiden işaret fişeği atar gibi çıkarıp kimliğini, cama yapıştırıyor. Adam birkaç anahtarla kapıyı açıyor.

-Keyfin gıcır ha, biraz da biz sürelim keyfini şu milyarların bakalım.

-Buyur, çay koyayım memur bey.

-Koy bakalım. Nerelisin sen?

-Mardin, Kızıltepe.

-Hanım, çoluk çocuk burada mı?

-Memlekete gönderdim. Onlar gidince ben de geceye geçtim. Gündüz de bir hemşehrimizin otomobil işinde çalışıyorum.

Adam sorguya çekiliyormuş gibi, terleyerek cevap vermeye başladı Volkan'ın sorularına.

-Genç adamsın, zor olmuyor mu bekarlık?

-Zor tabii ama ne yapacaksın?

-Geneleve gitmiyor musun?

Konunun nasıl bu kadar çabuk buraya geldiğine Volkan da şaşırıyor.

-Gitmedim memur bey.

Volkan, Komiser'i daha fazla taklit etmeye başlıyor.

-E, ne yapıyorsun o zaman? Siz meraklısınızdır bu işe.

-Herkes meraklıdır memur bey, sen değil misin? Ama olmayınca ne yapacaksın?

Komiser olsa şimdi kalkar, adama eldivenli elleriyle iki Osmanlı tokadı çakar, 'Soyun, muayene edeceğim seni' derdi.

Spikerin sesini ancak adam televizyonun sesini iyice açtığı zaman duyuyor.

Ünlü spor yorumcusu Hakan Günsur hıçkırıklarını yuta yuta konuşuyor.


 

 

Diğer YAZARLAR

 

 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir