-'Zülfikar Bey, yıllardır Milliyet'teki yazılarınızı her gün okurum, tiryakinizim!'
-Ben Milliyet'ten atılalı, 4 yıl oldu, iki yıldır Akşam'dayım. Her gün değil, haftada 4 gün yazıyorum. Pazarları da Akşam-Pazar'da.
-'?!?..!'
-'Zülfikar Bey, Her sabah sizi TRT'de izliyorum. Yorumlarınız, ufkumuzu açıyor.'
-TRT ekranlarında yıllardır 'yasaklıyım'. Üç yıldır sabahları NTV'de ekonomi - politika yorumları yapıyorum.
-'!!! =///??'
* * *
'Sarı' sendika olur da, 'sarı' medya olmaz mı? Sarı medyanın da 'sarı' yani 'her günün adamı, omurgasız, daldan dala konan, bugün bu, yarın öteki gazete dolaşan okuru' olmaz mı?
Beni görünce bana, başkasını görünce ona 'her gün okuduğunu' söyleyen yağcı - yalaka okuru kim yarattı? Kupon, tencere, tava, arkorok, arkopal, şılafgut, nevresim, çarşaf, ansiklopedi medyası, 'sarı' okuru yarattı kendisiyle birlikte.
Mesela dün Uğur Mumcu'nun katledilişinin yıldönümüydü. 12 yıl önceki, cenazede, 1 milyonu aşkın kişi vardı. Mumcu'yu okuyanlardı (!). 'Mumcu'lar ölmez' diye bağıranlardı.
O'nun, yolsuzluk, ihale avantaları, mafya, silah - uyuşturucu kaçakçılığı, suç örgütleri - devlet ilişkileri, 'dost ülkelerden' beslenen, desteklenen terör örgütleriyle, PKK, Hizbullah, illegal devlet işleri, medya - siyasetçi - bürokrat zinciri, 'şeriatçı' örgütlenme vb. konularda yazdıklarını 'aynen' savunan, benimseyenlerdi. Cenaze günü, cenazeye katılanların yüzde 10'u bile, Mumcu'nun yazdığı Cumhuriyet'i almadılar. Okumadılar. O, 1 milyonu aşkın kişi cenazeden sonraki günlerde, yıllarda da, Mumcu'nun yazdığı gazeteyi almadı. Okumadı. Alıp, okusalardı, bugün 'tirajda birinci' gazete, Cumhuriyet olurdu!
Hiç tepinmeyelim. Mumcu'lar da, onların gazete ve gazetecilik ilkeleri de öldü! Şimdi yaşayan, makbul olan gazetecilik, patron güreştirmek! Kendi patronunu methedip, öbür patronu eleştirmek! 'Tek tek gelin, üçünüz gelin, kiracı değil, mal sahibi gelsin' tarzı 'Kırkpınar' çıkışlarına 'Meydane-Merdane' cazgırlığı yapmak! Gazeteyi, köşeleri 'Patron basın bültenine' dönüştürmek.
Bakmayın her gazetede yazmasına müsaade edilen 'birkaç numune' isme. Onlar 'medyanın namusu iyice dillere, umumhanelere, batakhanelere düşmesin' diye muhafaza edilenler sadece. Zaten pek takan yok artık onları da. Patron 'bülten yazarları' ile işlerini yürütürken, onlar vitrinde 'numunelik, antika' diye sergileniyor.
Tavırsız, kimliksiz medya, tavırsız, kimliksiz, ilkesiz okuru, tavırsız, kimliksiz, ilkesiz okur da, nabzına uygun şerbet veren medyayı besledi, birbirlerini karşılıklı emzirip büyüttüler.
Tavırsız, kimliksiz gazeteler, 'demokratlık - en geniş yelpaze' adı altında, en sağdan en sola, sağcısı, solcusu, dincisi, dinsizi, Kemalisti, sosyalisti ve çorba gibi daha kim varsa 'hepsini' sayfalarında, karşılıklı köşelerde buluşturan mevkutelere dönüştüler.
Sarı sendika, patron yanlısı, işçiyi satan sendika.
Sarı medya, ilkesiz, omurgasız, tavırsız, siyasetsiz, kimliksiz, güce tapan, okuru satan medya.
Sarı okura gelince, menfaatine bakar, gazetesini anında satar. Onu biz yarattık, yakınmak boşuna.
|