 |
|
|
|
|
Tarihteki otoriter anneler |
|
|
İmparotara çocuk hediye eden kadın
Roma'nın ilk imparatoriçesinin 'otoriter anneler' arasında ayrı bir yeri vardır. I. Augustus ile İÖ 38'de evlenen Livia Drusilla, imparatordan hiç çocuğu olmadığı halde, eşinin İS 14'teki ölümüne dek başkadını olarak kalmayı başarmış; saraydaki nüfuzu ise 29 yılındaki ölümüne dek sürmüştü. Livia'nın hanedandan kimseyle kan bağı olmamasına rağmen sarayda nüfuzunu sürdürmesi, tarihte ender görülen bir durumdu. Üstelik Livia, Augustus'la evlendiğinde, önceki evliliklerinden olan iki çocuğunu saraya getirmişti: Tiberius ve Nero Claudius Drusus
Tiberius ve Nero Claudius Drusus. Dönemin tarihçileri Livia'yı itaatkar ve iyi bir eş, güvenilir bir danışman olarak nitelerken, Augustus üzerindeki etkisini gözardı etmişlerdir.
Sözgelimi Livia, ancak imparatorun ve yüksek yargıçların sahip olduğu sorgusuz sualsiz mali özerkliğe sahip olmuştu. Roma'da bu ayrıcalığa sahip olan ilk kadındı. Ancak bunu daha da şaşırtıcısı izledi: İkinci oğlu Drusus'un ölümünden sonra, sadece dört çocuk sahibi olan soylu kadınlara verilen bir imtiyaz edindi. İmtiyazı alma gerekçesi, toplumda aynı etkiyi yaratmış olmaktı.
Üvey ana Livia, Augustus hanedanı içinde tam bir 'cadaloz' gibi görülüyordu. Sebebi de öncelikle kendi çocuklarının çıkarlarını gözetmesiydi. Sözgelimi Augustus'un veliaht olarak seçtiği yeğeninin zamansız ölümünde, onun parmağı olduğu söylentileri çıkmıştı. Livia ise bu söylentiler arasında, tek oğlunun geleceğini güvenceye almak için stratejik bir evlilik yapmasını sağlamıştı.
Augustus bu olay üzerine yeğenlerinden ikisini daha evlat edinerek veliaht seçti. Ancak onlar da talihsiz biçimde ardarda ölünce Livia'nın ölümcül entrikalarına dair dedikodular yine ortalığı sardı. Zira bu ölümler Livia'nın oğlu Tiberius'un tahta giden yolunu açmıştı. Yakınında başka bir aday kalmayan Augustus da bir süre sonra Tiberus'u veliaht ilan etti. Tiberius da annesinin etkisiyle, ölen kardeşinin oğlunu evlat edinerek Livia soyunun iktidarını iyice garantiledi.
Livia'ya yöneltilen bir başka suçlama da yarısı zehirli bir tabak incirle Augustus'u öldürmekti. Bu suçlama da diğerleri gibi hiçbir zaman kanıtlanamadı. Bu dedikoduların tarih kayıtlarına geçmesi, Livia'nın soyunun geleceğini garantilemek için gözünü budaktan sakınmamasına bağlanır. Buna karşılık tarihçi Suetonus, Augustus'un Livia'ya iyi bir eş olduğu için şükranlarını sunarak ve onu öperek son nefesini verdiğini yazsa da, Livia hiç şüphesiz hem sadık bir eş, hem de hırslı bir anneydi.
Oğlunun ters tepkisi
Augustus'un ölümüyle oğlu Tiberius başa geçse de, Livia rahat yüzü göremeyecekti. Çünkü sarayda tek entrika çeviren o değildi. Augustus'un mirasının üçte birini ona bırakması göze battı, çünkü o zamana dek hiçbir soylu kadın mirastan bu denli büyük pay almamıştı. Hakkındaki dedikodular, ölen kocası adına kurulan tapınağın bir rahibesi olup da, hakkında kötü konuşulması suç kabul edilince durulur gibi oldu.
Ne var ki Livia'nın nüfuzu, oğlu Tiberius'u olumsuz etkiledi. Tiberius belki de, ancak annesinin entrikaları sayesinde imparator olabildiği söylentisini yalanlamak için onunla iyi ilişki kurmaktan kaçındı. Livia'nın senatodan istediği 'memleketin anası' unvanının verilmesini engellemekle kalmayıp tapınakta edinmeye çalıştığı yeni ayrıcalıkların da önünü kesti. Tiberius, annesinin ağır hastalığı sırasında onu ziyaret etmediği gibi, cenazesine de katılmadı.
Sonra da sadece Livia'nın tanrı katına çıkartılmasına engel olmadı, vasiyetini de yırtıp attı. Livia çağımız için bile kısa sayılmayacak bir ömür sürmüştü. 86 yaşında öldükten sonra da Roma üzerindeki etkisi devam etti. Torunu Claudius yıllar sonra tahta çıkınca Livia tanrı katına yükseltildi. Cladius'un halefi Neron'un kısa saltanatından sonra tahta çıkan Galba ise, hanedanla kan bağı olmamasına rağmen, muhtemelen Livia'nın sağken ona verdiği destek sayesinde imparator seçildi. Ancak onunla birlikte Augustus ve Livia hanedanının sonu gelmiş oldu.
DOĞU'NUN SERVETİ BATI'NIN İKTİDARI
Romalıların Palmyra olarak adlandırdığı Tadmor (hurmalık), Roma'ya bağlı özerk bir krallıktı ve hükümdarı Odeinathus, Perslere esir düşen İmparator Valerianus'u kurtararak onun yakın müttefiki olmuştu. Onun fetihleriyle Roma egemenliği Ortadoğu'da hızla yayıldı. Tadmor, İpek Yolu'nun Akdeniz'e ulaşan ucunu kontrol ediyordu ve ticaret sayesinde tam anlamıyla servet içinde yüzer olmuştu. Ancak 266'da Odeinathus zehirlenerek öldürüldü. Gerçek sebebi bilinmeyen bu suikastı, iktidar hırsı yüzünden eşlerinden Zenobia'nın düzenlettiği de söylendi.
Roma'ya kafa tuttu
Odeinathus'un dulu Zenobia, bebek yaştaki oğlu Vahab-allath'ın naibi olarak tahta geçti. Kleopatra'nın soyundan geldiğini söyleyen Zenobia, artık sadece servet ve özerklikle yetinmeyen Tadmor halkının istediği bağımsızlığı, o dönemin süper gücü Roma'yı karşısına almak pahasına ilan etti. Zenobia'nın yönlendirdiği Tadmor orduları, Anadolu, Suriye, Filistin ve Antakya'yı fethedince, kuzey sınırında Cermenlerle uğraşan imparator, Zenobia'ya bağlılık bildirmesini isteyen bir mektup yolladı.
Ancak Zenobia gayet gururlu, hatta küstah bir cevapla imparatorun isteğini reddetti. Tadmorlular Mısır'ı da fethedip, Zenobia da imparatorunki yerine kendi portresiyle sikkeler bastırınca, Roma'nın sabrı taştı ve büyük savaş başladı. İmparator Aurelianus, Anadolu üzerinden Tadmor'a yürüyerek şehri kuşattı.
ALTIN PRANGALI ZENOBİA
272'de, aylar süren kuşatmadan sonra Zenobia, deve sırtında kaçarken yakalanıp altın yaldızlı prangalara vuruldu. Kafes içinde, bir zamanlar hükmettiği şehrin sokaklarında dolaştırıldı. Ancak imparator bu kadından öyle etkilenmişti ki, onu öldürtmeyerek Roma'ya sürgün etti.
Bazı tarihçiler Zenobia'nın kahrından öldüğünü, bazılarıysa bir Romalı soyluyla evlenerek üç çocuk sahibi olduğunu yazar. Zenobia'nın Roma'daki kaderi ne olursa olsun, halkının ona inancı ve güveni kaybolmadı. Zenobia'nın bir akrabasını tahta çıkarmak isteyen Tadmorlular ayaklanınca İmparator geri döndü. Ancak daha önce Zenobia'nın hatırına yağmalanmasına izin vermediği şehri bu kez korumadı. Nüfusunu, servetini ve iktidarını kaybeden Tadmor önemini hızla yitirdi. Zenobia'nın hayatının nasıl bittiği bir sır olsa da, o Ortadoğuluların hala önem verdiği bir tarihi kişilik. Bugün Zeynep olarak telaffuz ettiğimiz adı ise çağlardır Ortadoğu'da en sevilen kız isimleri arasında.
YARIN:Tahtı uğruna din değiştiren kadın
|
|
|
|
|
|
 |