 |
|
|
|
|
Tarihteki otoriter anneler
|
|
|
Kitabı Mukaddes'ten
Tarihte, bir kısmını zaten tanıdığımız pekçok anne, otoriterlikleri ve çocukları (genellikle de oğulları) üzerinde kurdukları hükümle anılıyor. Hurrem'in kendi oğlunu tahta geçirmek için Kanuni'nin en gözde şehzadesi Mustafa'yı düzen kurarak katlettirdiğini duymayan pek azdır. Ya da IV. Murat'ın başka kadınların etkisinde kalmaması için, onu neredeyse bir kadın düşmanı olarak yetiştiren Kösem Sultan'ı. Böyle anneler her çağda, her kültürde yeraldı. Bu yazı dizisi farklı kültürlerden ve farklı devirlerden anneleri tanıtırken; çoğu, kendi devrinin önde gelenlerinden olan bu kadınların ortak noktalarını gözler önüne sermeyi amaçlıyor.
Otoriter anneler konudaki en eski kayıt, belki yazının bilinmediği çağların efsanelerini aktaran Kitab-ı Mukaddes'te yeralır.
Hz. İbrahim'in ikilemi
Tek tanrılı dinlerin kurucu atası sayılan Hz. İbrahim'in hayatı da otoriter bir kadın figürüyle geçmişti. Kimi bilimadamlarının İÖ üçüncü binyılda yaşadığını iddia ettiği Hz. İbrahim, Sara ile evliydi (muhtemelen de çokeşliliğin hüküm sürdüğü bu dönemde, Sara onun en kıdemli eşi ya da başkadınıydı). Kitab-ı Mukaddes'e göre çift, ilerleyen yaşlarına rağmen çocuk sahibi olmamıştı. Sara bunun üzerine Hz. İbrahim'in, kimi kaynakların cariye olarak nitelediği daha genç eşlerinden birinden çocuk yapmasına razı gelmişti.
Hacer İsmail'i doğurduktan bir süre sonra, Sara da mucizevi biçimde hamile kalarak İshak'ı doğurmuştu. Kendi oğlunun dünyaya gelmesiyle Sara'nın Hacer ve İsmail'e tutumu hızla değişti. Hz. İbrahim'e onları uzak bir diyara götürmesini söyledi.
Kurban, hac, şeytan taşlama
Sara'nın ısrarları üzerine, Hz. İbrahim Hacer ve İsmail'i alarak bugünkü Mekke'nin bulunduğu kuş uçmaz kervan geçmez, ot bitmez yere götürdü ve daha sonra oğluyla birlikte tektanrılı inancının ilk ibadethanesi olan Kabe'yi burada kurdu. Efsanelere bakılırsa Hz. İbrahim İsmail ile Hacer'i ziyaret etmek için, Sara ve İshak'la oturduğu Filistin'deki asıl evinden, Hicaz çöllerini aşan uzun yolculuklara çıkıyordu.
Kitab-ı Mukaddes'in Sara'nın ısrarlı isteklerine bağladığı bu ayrılığın sonuçlarını, insanlığın çağımızda ağır biçimde çektiğini söylemek mümkün. Yahudi-Hristiyan inancına göre Yahudiler Hz. İshak'ın, yani asıl eşten doğan oğlun soyundan, Araplar ise bir 'cariye'den doğan ve asıl eşin isteğiyle uzak bir diyara gönderilen İsmail'in soyundan gelir. Bu bilgi çağımızda, Ortadoğu'da İsrail ve Araplar arasında süren mücadelede kimi gruplarca vurgulanarak, İsrail'in bölgedeki meşruiyetini kanıtlamak için kullanılmıştır.
Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in Arabistan'daki hayatı ise İslam inancının temel taşlarını oluşturur. Kurban Bayramı, Hac, Şeytan taşlama, Zemzem'in kutsallığı gibi pekçok dini adetin kökeni Hz. İbrahim'in Arabistan'daki hayatına dayanır.
Alicengiz
kadınlar
Hz. İbrahim'den yüzyıllar sonra, Hz.İbrahim'i kurucu kabul eden her üç dinden de gelenlerin bir arada barış içinde yaşadığı İslam Devleti, 11. Yüzyıl'da en parlak dönemlerini geride bırakmıştı. Ancak hala Orta Asya'dan Endülüs'e uzanan bir etki alanına sahipti. Abbasilerin hüküm sürdüğü Bağdat, dünyanın sayılı şehirlerindendi. Ne var ki bu düşler şehri, 1253'te Asya'dan gelen akıncıların dehşeti ile, sakinlerinin ve eski görkeminin büyük bir kısmını yitirdi. Cengiz Han'ın 20 yıl içinde yoktan yarattığı, bugünkü Moğolistan bozkırlarından Hazar Denizi'ne dayanan dev imparatorluğu, torunları daha da uzaklara yaymaya girişmişti.
Şaşırtmalı savaş taktikleri dolayısıyla Selçuklu döneminde 'Alicengiz oyunu' deyimini dilimize kazandıran Cengizoğulları'nın (ål-i Cengiz) Ortadoğu'dan Çin'e yayılma macerasında kadınların da önemli rolü olduğu bilinir.
Cengiz Han'ın ölümünden sonra yerine oğullarından Ögedey (Oktay) seçilmişti. Ögedey'in başkadını Töregene'ydi, ama Ögedey varis olarak bir başka kadından olma Koçu'nun soyunu seçmişti. Töregene Ögedey'in bu kararını kendi oğlu Güyük lehine değiştirmeye çalıştıysa da onu bir türlü ikna edememişti. Bu yüzden, Ögedey'in 1241'deki ölümünde Töregene'nin parmağı olduğu düşünülür. Bazı kaynaklar Töregene'nin, çabalarının ve entrikalarının sonuçsuz kalması üzerine Ögedey'i zehirlettiğini yazar; Töregene kinci ve büyücülüğe meraklı bir kadın olarak tasvir edilir.
Töregene Ögedey'in ölümünden sonra yeni han seçilmesini sürüncemede bıraktırarak tam altı yıl boyunca Ögedey'e vekaleten hanlık yaptı. Otoritesinin ve nüfuzunun ne denli güçlü olduğunu anlamak için, Cengiz Han'dan sadece 10 küsur yıl sonra onun tahtına oturmayı başardığını düşünmek yeter. Töregene bu süre içinde ailenin biri hariç tüm kollarını ikna ederek oğlu Güyük'ü tahta geçirmeyi başaracaktı. Ancak Güyük'ün sadece iki yıllık ömrü kalmıştı.
Kaynanasının izinde bir gelin
Güyük'ün büyümüş bir oğul bırakmadan ölmesiyle, bu kez onun dulu Oğulgamış, yeğenini tahta geçirmek üzere kaynanası Töregene'nin yolunu izlemişti. Ancak Oğulgamış'ın üç yıl süren naipliği acı bitti. Oğulgamış bir halıya sarılarak suda boğuldu, yandaşı olan pekçok yeğen ve devlet görevlisi kaçtıkları yerde tek tek yakalanarak öldürüldü. Hanlık böylece Ögedey soyundan Toluy soyuna geçti.
Yine zamanın tarihçilerine göre, Oğulgamış'ın safdışı edilerek Toluy'un oğlu Möngke'nin (Mengü) han olmasında, Toluy'un eşlerinden Sorgağtani'nin önemli rolü olmuştu. Sorgağtani soyluların büyük desteğini kazanarak bu işi çözmüştü. Möngke han olduktan sonra, kardeşlerinden Kubilay'ı Çin'i fethetmeye doğuya, Hülegü'yü de İslam ülkelerini fethetmeye batıya yolladı. Sorgağtani, oğlu Kubilay'ın hükümdarı olduğu yerleşik Çin'de, göçerlerinkinden farklı bir devlet sistemi kurması için de sağduyusuyla ona yol göstermişti. Hanedanı Çin'de kökleştirme yolundaki en stratejik adımlarından biri de Kubilay'ı eski Çin hükümdar ailesinden bir kızla evlendirerek Çin kültürüyle sıkı bağlar kurmasını sağlamak olmuştu.
YARIN:İSTANBUL'U TİTRETEN İKİ KADIN
|
|
|
|
|
|
 |