21 Ocak 2005 Cuma       




 

Barış Bardakçı


 
baris.bardakci@aksam.com.tr

Hepsi bir gecede oldu

   
 
Aksiyon sinemasının, ya da Hırsız Var'ın fragmanlarında dendiği gibi ekşın sinemasının en can alıcı noktası entrikadır. Entrika, ne kadar dolambaçsız, ne kadar basit ve iyi anlaşılırsa film o kadar rahat izlenir, kolay tüketilir hale gelir. Zira sıradan sinemasever hem entrikayı çözmeye çalışır hem de filmin doğal getirisi olan temaşa'yı izlemeye çalıştığında filmin atmosferinden kopma riskiyle karşılaşacaktır.

Bu açıdan baktığımızda Hırsız Var'ın handikaplı bir film olduğunu görüyoruz. TMSF, mudiler, hırsızlar, modacılar, mankenler, magazinciler... Bunların, hayatın içindeki bire bir karşılıklarının bile ne denli karmaşık ilişkilerle birbirine bağlı olduğunu bir düşünün. 13 yıl önceki ilk filmi, Abdi İpekçi cinayetini anlatan Uzlaşma'yı anımsayıp beklemeye değer yönetmenlerden biri olarak not aldığım Oğuzhan Tercan ikinci filmini nihayet çekmiş. Bu kadar uzun bir ara düşünmemiştim elbette. 13 yıl gibi bir ara verince neredeyse ilk film değerlendirmesine bile sokulabilir Tercan'ın filmi.

HARİKALAR SİRKİ

Karmaşık yapının bir handikap olduğunu söyledik ama, bu yapı ülkenin hiç ellenmemiş gerçekleri üzerine olunca film ilerledikçe bir avantaj olmaya başlıyor. Hırsız Var'ın hızlı temposuyla yayarak anlatmaya başladığı herşeyi sonlara doğru toparlamaya başladığını ve bunu önemli ölçüde başardığını söyleyelim.

Bir mafya babası, kalp krizinden ölen bir banka hortumcusunun karısı, kadının İngiltere'de okumuş modacı kardeşi, onun gözde mankeni, beceriksiz çetesiyle bir hırsız, Karadenizli mafya ve bir magazin muhabiri geceyi İstanbul sokaklarında podyumdan hastaneye birbirlerini kovalayarak geçirirler. Silahlar bol bol patlar, yanlış anlamalar sıkça yaşanır, giderek sirki andıran ve yer yer karikatürleşen film hız kesmeden finale ulaşır.

Hırsız Var'ın izleyiciye vaat ettiği ekşını verebildiği ve bir noktaya kadar tatmin ettiği söylenebilir. Özellikle Türk filmlerinde rastlayamadığımız türden otomobil takip aksiyonlarının bulunması ve bence geçer not da alıyor, göz ardı edilemez.

GAY MODACI

Gay modacı rolünde Haluk Bilginer'in çizdiği karakter filmin en cümbüşlü bölümlerini oluşturuyor. Gay'lik konusunda filmde sadece imayla yetinilmiş. Ancak bana kalırsa bu bir gay kompozisyonundan çok modacı kompozisyonuna uygun ki Bilginer de her zamanki gibi kusursuz.

Filmin kadrosu da şöhretler kadrosu sanki. Haluk Bilginer'den Birol Ünel'e, Fatih Akın'dan M. Ali Erbil'e, Gamze Özçelik'ten Suna Pekuysal'a, Esra Eron'dan Dost Elver'e ve daha pek çok ünlüye kadar... Oyunculuklar konusunda fazla bir şeyler söylemek çok da anlamlı gelmiyor. Zira eğlendirmeye çalışan, bunu büyük ölçüde başaran Hırsız Var'da Haluk Bilginer'den başka, şovmenliğinin oyunculuğunu yiyip bitirdiğini ve aslında çok iyi bir oyuncu olduğunu düşündüğüm M.Ali Erbil'i, her zamanki sevimliliğiyle Dost Elver'i diğerlerinden ayırıyorum. Elbette Suna Pekuysal'ın varlığına saygılar sunarak...

Açılışında filmdeki karakterlerin gerçek hayattakilerle bir ilintisinin bulunmadığına dair bir uyarı bulunsa da, her karakterin karşılığını rahatça bulabileceğiniz bir film Hırsız Var... Eğlenceli, neşeli, rüzgar gibi...

HIRSIZ VAR

* * *


Yönetmen: Oğuzhan Tercan

Oyuncular: Haluk Bilginer, M. Ali Erbil, Birol Ünel, Dost Elver, Haldun Boysal, Gamze Özçelik, Gülse Birsel

Senaryo: Haluk Özenç

Görüntü yönetmeni: Tolga Kutlar

Müzik: İskender Paydaş

2005 Türkiye-100 dakika




Ağır ağır Akasya

Bir türlü çocukları olmayan orta sınıf bir Güney Koreli aile günün birinde evlat edinmeye karar verir. Jin Sung adındaki çocuk geldikten kısa süre sonra garip davranışlar göstermeye başlar. Korku dolu resimler yapmakta, avuçlarında böcekler gezdirmekte ve sürekli bahçedeki kuru akasya ağacıyla vakit geçirmektedir. Zaman geçtikçe çocuktaki gariplikler artacak, akasya ağacının yapraklanmasıyla ailenin tepesinde kara bulutlar gezinecektir.

The Ring, The Eye gibi Uzakdoğu Sineması'nın artık nam salmış korku filmlerinin izinde pek çok film izleyici buluyor. Güney Kore'nin kalburüstü yönetmenlerinden sayılan Ki Hyung Park'ın Acacia/Akasya adlı filmi de bu furyadan nasiplenmek isteyen filmlerden biri. Son derece ağır temposu, William Friedkin'in başarısız filmlerinden The Guardian ya da bir başka sıradan yapım olan The Good Son filmlerine benzeyen, ancak finale doğru işin içine biraz David Lynch sosu karıştırarak durumu kurtarmaya çalışan Acacia hayal kırıklığından öteye gidemiyor. Müzikleriyle ayakta kalmaya çalışan, anne-baba-çocuk ilişkisini işlerken yeni bir şeyler söylemeyen, finale doğru işleri toparlayıp ilgi uyandırmaya çalışan, ancak ve ancak eğer varsa Uzakdoğu Sineması'nın ağır korku filmlerinden hoşlanan sabırlı izleyicilerin ilgi göstereceği bir film. Zamanınız varsa, neden olmasın?

AKASYA **

Yönetmen: Ki-Hyung Park

Oyuncular: Hye-Jin Shim, Jin-Geun Kim, Oh-Bin Mun

Senaryo: Ki-Hyung Park

Görüntü yönetmeni: Hyeon-Je Oh

Müzik: Man-Sik Choi

2003 Güney Kore, 104 dakika




Alacakaranlık Samurayı

Kurasawa'nın Yedi Samuray'ıyla karşılaştırılan Alacakaranlık Samurayı, bir samurayın da duygusal ve sıradan biri olabileceğini kanıtlayan türünün farklı bir örneği. Asya ve Japonya'da hasılat rekorları kıran film, yurt dışında büyük övgüler aldı. 19. Yüzyılın sonuna doğru, katı bir samuray sisteminin hüküm sürdüğü yıllarda, feodal bir köyde düşük rütbeli bir samuray Iguchi Seibei fakirlik içindeki yaşamını kurtarmanın yolunu araştırır. Onurunu kurtarmanın tek yolu aşirete karşı gelen güçlü bir samurayı öldürmektir. 2004 yılında Japonya adına Oscar adayı olan bu farklı Japon filmini türün meraklıları kaçırmayacak.

Yönetmen: Yoji Yamada

Oyuncular: Hiroyuki Sanada, Riye Miyazawa, Nenji Kobayashi

Senaryo: Yoji Yamada

Müzik: Isao Tomita

2002 Japonya- 129 dakika




Ağlayan Çayır

Efsane sinemacı Theo Angelopoulos'tan yeni bir üçlemenin ilk filmi Ağlayan Çayır. Filmin ilginç bir özelliği, tam 35 yıl aradan sonra bir Angelopoulos filminde başkahraman bir kadın. Ağlayan Çayır, bir aşk hikayesinin arka fonunda geniş bir tarihsel panoramayı gözler önüne seriyor. Tarihi değişim, sosyo ekonomik güçler, sürgün, ayrılık, ideolojilerin sonu...1919 Odessa'sında Kızılordu'nun gelişinden günümüz New York'una uzanan bir Yunan trajedisi. 2004 yılında Avrupa Film Akademisi Eleştirmen Ödülü'nü kazanan Ağlayan Çayır, 2004 yılında Berlin Film Festivali'nde de yarışmıştı. Üçlemenin diğer iki filminin adları Üçüncü Kanat ve Dönüş...

Yönetmen: Theo Angelopoulos

Oyuncular: Alexandra Aidini, Nikos Poursanidis, Giorgos Armenis

Senaryo: Theo Angelopoulos

2004 Yunanistan/Fransa/İtalya- 170 dakika


 

 

 
 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir