Adını bilmeseniz bile yüzüne aşinasınızdır mutlaka. Adı Engin Altan Düzyatan. 25 yaşında. İzmirli. Dokuz Eylül Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunu. Gelecek vaat eden oyuncular listesinde zirveyi zorluyor. Koçum Benim uzun soluklu ilk dizisi. Ardından Mühürlü Güller ve Sil Baştan. Bir de sinema filmi var, Kalbin Zamanı. Ali Özgentürk'ün yönetmenliğini yaptığı filmde, Demir karakterini canlandıran Birol Ünel'in gençliğini oynadı. Bu hafta itibarıyla TRT'de yayınlanmaya başlayacak olan Azize adlı dizide Ediz Hun'un oğlu rolünde. Bu röportaj 'Genç kızların son gözdesi, ekranların yeni yüzü Engin Altan Düzyatan kimdir?' sorusunun uzun bir cevabıdır. İlk defa ne zaman 'oyuncuyum' kelimesini kullandınız?
Çocukken aklımda oyuncu olmak gibi bir şey yoktu. Aslında hiçbir şey yoktu. Hayatımın hiçbir döneminde bir meslek düşünmedim¤. Lisede tiyatro koluna girdim, 'Bunlar nasıl olsa iş yapmaz, ben de bol bol gezerim etüt saatinde' diye düşünerekten. Şans bu ya ilk hafta toplandılar. Üç yıl boyunca oynadım orada. Giderek çok hoşuma gitti bu durum. Üniversitede tiyatro oldu. Ne zaman geldiniz İstanbul'a?
Okul bittikten sonra ama okul dört yılda bitmedi tabii. Beşinci yılda yurtdışına gitme planları yapmaya başlandım. Hollanda'ya gidip tiyatro yapma hayalleri kuruyordum. İşlemlerimi yapmaya başladığım sıra İstanbul'dan, daha önce İzmir'de tanıştığım birinden telefon geldi. Bir dizi projesinin olduğunu, oynamak isteyip istemediğimi sordular. Geldim, görüştüm, oldu. İstanbul'da kaldım.
Kalış o kalış galiba...
Şimdiye kadar hep bir şekilde bir şeyler yapıyor oldum ve İstanbul'da kaldım artık. Geleceğe dair plan yapmıyorum ama şu anda gitme durumum falan yok. Neydi sizi İstanbul'a getiren o dizi?
Bizim Otel diye bir dizi. Zaten dört bölüm sürdü, hemen bitti. Ben de yeni gelmişim İstanbul'a. 'Yurtdışına gidiyorduk, bunun için mi kaldık, nasıl yani?' falan oldum ilk. Nerede hata yaptık diye kara kara düşünürken Koçum Benim başladı. Kamerayı asıl o dizide keşfettim ben. Hem çok eğlenceliydi, hem de uzun sürdü.
O dizideki gençlerin tümü parladı aslında...
Öyle oldu. Ozan Güven, Yunus Günce, Hakan Ka vardı. O dizide Tarık Akan'dan ne numaralar öğrendik biz. Küçücük ayrıntılar ama acayip işe yarıyor. İşin küçük keyiflerini keşfettik biz Tarık Abi'yle. O dönem dizinin dışında başka işler var mıydı peki?
Bir de çocuk oyunu vardı rol aldığım, o kadar. Daha önce de üniversitede Martı, Ayaktakımı Arasında gibi oyunlarda oynadım ama tiyatro yapmak istemedim hiç, İstanbul'a geldikten sonra. Neden, televizyon daha mı çekici geldi?
Yok. Ben hep bir idealist heriftim tiyatro konusunda, hala da öyleyim. Ayrı bir şey. Ben inanmıyorum çünkü burada yapılan tiyatroya. Üniversitede öğrendiklerimle kendime bir oyunculuk tarzı ve tiyatroya bakış açısı kazandırdım. Geldiğimde kendi bakış açıma yakın tarzda tiyatroyla karşılaşmadım. O yüzden de tiyatro yapmamın manası olmadığına karar verdim. Şehir tiyatrolarında figürasyon mu yapacağım? Hayır, benim yapabileceğim bir şey değil. Özel tiyatrolar var, onlar?
Var ama aslında bende de biraz tembellik var. Yapmak istemiyorum deyip yapmıyorum. Kafamda başka şeyler oluştu. Üç yıllık sürede tiyatroda yapmak istediklerim konusunda çok doldum, ben sahneye çıkıp onları göstermek istiyorum. Tiyatronun tadı kameradan çok daha lezzetli, gerçekten. Peki ya Koçum Benim'den sonrası?
Mühürlü Güller'de oynadım. Benim için farklı bir roldü. İlk defa kötü adamı oynadım. Sarışın olduğum için genelde bana o tarz bir rol vermezler.
Orada Kapalıçarşı'da halıcılık yapan bir çocuktum, sonra Sil Baştan'da hayatta ne yapacağını bilemeyen bir çocuğa dönüştüm. Her sette farklı şeyler öğrendim. BİROL'LA KAÇAMAK GÖRÜŞTÜM
En fazla film setinden olsa gerek. Kalbin Zamanı'nda Birol Ünel'in gençliğini oynuyorsunuz. İzlerken kendinizi nasıl buldunuz?
Bir film için ama hiçbir şey bilmeden gittim görüşmeye. Yönetmen ve görüntü yönetmeni elime bir oyun verdi. Onlara küçük bir sunum yaptım, okeylendi. Bence güzel bir senaryoydu. Benim oynadığım bölüm 1958'de geçiyor, dönem oynamayı seviyorum. İşin öbür tarafında da Birol Ünel oynayacak, bu da çok keyifli bir şey. Ben sevdim kendimi izlerken. Hülya Avşar'ın gençliğini oynayan Dolunay Soysert, sette Avşar'ı hiç görmediğini, konuşmadıklarını söyledi. Siz Birol Ünel'le konuşma fırsatı buldunuz mu?
Buldum tabii ki. Aslında yönetmen Ali Özgentürk görüşülmesini istemedi, onun tercihiydi. Saygı duymak lazım ama ben kaçamak görüştüm Birol'la. Bir rol var ortada. Ciddi bir konuşma ve birkaç ayrıntıyla keyifli hale getirilebilir. Birbirinden çok kopuk iki kişinin aynı adamı canlandırıyor olması büyük handikap olur. Böyle bir riske atılmak olmazdı. Birol'la Pera Palas'ta karşılaştık. Rol üzerine düşündüğüm bazı ayrıntılar vardı. Bir dans sahnesi vardı mesela. Onu konuştuk karşılıklı. O, karakteri solak düşünmüş ve ben solağım. Hiç sorun olmadı bu yüzden. Birol çok komik bir adam gerçekten. Neden, neyi güldürdü sizi en çok?
Türkçe'si yok zaten. Anlıyor ama konuşamıyor. Ben derdimi Türkçe anlatıyorum, o İngilizce cevap veriyor ama bazen takılıp araya Almanca bir şeyler sokuyor. O zaman sevgilisi devreye giriyor ve İngilizce bana aktarıyor. Ortada tam bir kaos var zaten ve bir de bira içiyoruz. Çok kere anladım deyip tekrar aynı soruları sordum, çünkü o, on kelime konuşuyorsa ben ancak ikisini anlayabiliyordum. Zordu ama keyifliydi. Çok komik ve eğlenceli bir adam. Role yaklaşımımız da çok aynı tarzdaydı. Filmi izleyene kadar Birol'un ne yaptığı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Filmi izledikten sonra kendi adıma çok mutlu oldum. Sizi Birol Ünel'le sima olarak benzetenler de var, siz de benzetiyor musunuz?
Valla söyleyenler var. Defter gibi bir şeye bizim Birol'la yan yana fotoğraflarımızı koymuşlardı. Normal bakınca benzemiyor ama fotoğrafları ters çevirince bayağı benziyoruz. Ama bu benzetmeyi yapabilmeleri için insanların tersten bakıyor olmaları lazım bana. Oyunculuk tarzlarımızda bir yakınlık var, ifademizi de bu durum benzetiyor olabilir. Filmden sonra hayatınızda değişiklikler oldu mu?
Teklifler arttı. Şimdi Azize diye bir dizide oynuyorum, Ediz Hun'un oğlu rolünde. Tipik zengin ve şımarık çocuk. En güzel tarafı geceleri araba yarışı sahneleri çekiyoruz. Ocak'ın ilk haftasında TRT'de yayınlanmaya başlıyor. Tekrar bir sinema filmi çok istiyorum ama şu anda öyle bir şey yok. Sinema - Televizyon üzerine yüksek lisans yapacağım bu yıl. İLGİDEN HAZ ALIYORUM Nereye kadar diziler sürecek sıkılmadınız mı?
Dizilerden sıkılmadım, çünkü onlarla yaşıyorum. Yapıyorum ama bir de yapmayı istediğim tarzda işler var. Başka bir kitleye başka şekillerde hitap etmek istiyorum. O zaman daha keyifli çalışırım elbette. Yaşamda gördüğümüz ayrıntıları acaba başka insanlar da bizim gibi mi görüyor? Bilmek isterdim. Farklı işler yapmak istiyorum aslında ama biraz daha zaman var bunlar için.
Tanınmak güzel bir şey mi? Özellikle genç kızların ilgisi?
İlginin farkında değilim. Bakıyorlar evet ama ben unutuyorum. Bazen bir bara gidiyorum, bir kız bakıyor uzun uzun. 'Bu kızı kesin tanıyorum ama nerden? Selam da vermiyorum, ayıp oluyor' deyip duruyorum. Geçen gün kızın biri nasılsın canım, diyerek boynuma sarıldı. Bir yandan muhabbet edip bir yandan da düşünüyorum nereden tanıyorum diye. Çaktırmadan 'En son ne zaman görüşmüştük canım yaa?' diye sordum, kız bana, 'Sen beni tanımıyorsun ki' dedi. Dumur oldum. Ama bazen fark edip de çok haz aldığım durumlar da oluyor, çok keyifli bir şey bence. Farklılık arıyorum
Ben bir tiyatroda oynayarak da geçinebilirim, tiyatro kökenli olduğum için yapabilirim. Yapmayı istediğim şeylerin hepsinde farklılık arıyorum. Tek başıma bir şey yapamam ama aynı kafada adamlarla çok şey yapabilirim. Olması gereken çalışma sistemi de budur zaten. Çalışmak bana keyif veriyor. Yeni bir şeyler yapmak, yeni bir şeyler düşünmek her şekilde olur. Para kazanmaya gerek yok bunun için. Maddi kazanç, o maddi kazancı tekrar işe yatırma keyfi getirir sadece. FERİDE ÇIKIT - feride.cikit@aksam.com.tr