 |
|
|
|
Şimdi müzik!
|
|
|
Hep niyetleniyorum yazmaya ama araya başka şeyler giriyor -valla kendiliğinden-, ben de bu aralar elimin altında bulunan CD'leri bir türlü yazamıyorum. Bu sefer kesin kararlıyım, araya parazit almadan yazacağım.
Bir: Özdemir Erdoğan.
Yeni albümü Sahnelerden Canlı Kayıtlar çıktı. Aslında içindekiler yeni değil - keşke olsaydı tabii-, albümün kendisi yeni. Özdemir Erdoğan, New Orleans, New York, Paris, Metz, Amsterdam ve İstanbul'da verdiği konser canlı kayıtlarında Fransızca ve İngilizce tanıdık şarkılarla caz standartlarından seçmeler söylüyor. En eskisinin tarihi 1965, neredeyse müzik tarihimizin ilk canlı kaydı sayılabilir. Yani her şeyden önce gayet takdire değer bir çalışma. Ayrıca iç kartonette Natali diye yazılı 'Nathalie'den 'Hello Dolly'ye bir dolu hoş şarkının Özdemir Erdoğan yorumları azımsanacak şey değil. Tamam, hepsi en kendisi gibi değil, bazen Louis Armstrong, bazen de Gilbert Becaud gibi söylemiş. Olsun!
Özdemir Erdoğan'ın hep çok büyük aşklar yaşadığına inanmışımdır. Onca güzel ve içe dokunan şarkı başka türlü çıkmazmış gibi gelir bana. 'Sevdim Seni', 'Canım Senle Olmak İstiyor', 'Herkes Kendine Benzer' bence Türk Pop müziğinin en güzel şarkılarının başında gelir. Her ne kadar arada Zeki Müren konusunda falan ağzına biber sürülecek laflar etmişliği varsa da, müzisyenliği konusunda toz kondurulmayacak biridir. İddiasız, düzgün şarkıcılığını da çok severim. 'Türk Müziği Yorumları', hatta Sezen Aksu'nun varlığına rağmen 'Küçük Bir Aşk Masalı' ne güzeldir! Derhal raflarda diğer Özdemir Erdoğan albümleri arasında yerini almalı.
İki: Ayla Erduran
Ne desem az. Olağanüstü kemancımızı dinlemek için kaçırılmaz fırsat. Keşke bu kayıtlar daha evvel de elimizin altında olsaydı dedirtecek türden. Dört CD'den oluşan set 1966, 1973, 1977 tarihli konser kayıtlarının yanı sıra, 1978 tarihli Mithat Fenmen'le düet yaptıkları Ankara Radyosu kaydını da kapsıyor. Ankara Radyosu arşivinde daha neler var, ama önümüze gelmeleri kim bilir ne kadar zaman alacak.
Bir CD Bach, iki CD Brahms, Fenmen CD ise Veracini, Beethoven, Schumann, Dvorak eserleri kapsıyor. Ne kayıt kalitesi, ne de yorumlar dünyanın en iyileri diyemeyeceğim ama yine de sevgiyle, hassasiyetle hazırlanmış CDler bunlar. 4'lü set, klasik müzik severler için ayrıca mükemmel bir yılbaşı hediyesi olabilecek nitelikte. Hediyeyi büyütüp zenginleştirmek isteyenler yanına Evin İlyasoğlu'nun Ayla'yı dinler misiniz? biyografisini de katarsa tadına doyum olmaz. Bir yandan okunur, bir yandan dinlenir. Başka işler yaparken geride Barok müzik tercih ettiğim için, benim önerim tatlı bir huzur yayan Bach. Özellikle de BWV 1018, Fa minör sonat.
Varlığınız, konserleriniz ama özellikle bu CD'ler teşekkürler Ayla Erduran!
Üç: Polad Bülbüloğlu ve tabii ki 'Gel Ey Seher'. Eski değil mi? Evet ama hala çok güzel. Başka yazıya.
Şimdi de bir dedikodu:
Mekan: Yeni Melek. Zaman: Nazan Öncel konseri. Konuk: Süperstar diva Ajda Pekkan. Bilmeyenler için ön bilgi: Ajda Pekkan'ın yeni albümü veya midi CD'si için Nazan Öncel ona da bir şarkı vermiş. Şimdi çok tutuyor ve moda ya! Biraz geç kaldı ama SAP da trendi (yoksa tren mi demeliyim?) yakalamak için kapmış bir tane. İçimden, önceki icracılar gibi Öncel'in havasına girip r'leri atmaz, 'geliyosun', 'diyosun' demez inşallah diye geçiriyorum. Stüdyo çalışmaları devam ediyormuş. Neyse. Konumuz bu değil.
SAP, bestecisine saygı olsun diye konsere geldi. Fotoğraflarını gördüyseniz yine gayet şık ve zarif, yanında Ayşe Ersayın (bir çeşit Oya Aydoğan oluyor) en ön sırada yerine yerleşti. Nazan Öncel de sahneden kibar bir 'hoş geldiniz. Kimler gelmiş' yaptı. Paslaşma tamam. Konser bitti. Herkes gitmeye başladı. SAP da Öncel'i tebrik için kulise girmeye niyetlendi. Malum Yeni Melek'de kulis girişi gözler önünde, sahnenin yanında. Lakin kulis kapısını tutan korumalara SAP'ı içeri almadılar. Allah Allah? Koskoca SAP kulis merdivenlerinde beklesin? Nazan Öncel'in haberi olduğunu sanmıyorum, koruma işgüzarlığı dedim. Ama koskoca süpertstar diva'nın kendisine şarkı verdi diye Nazan Öncel'in kulis kapısında, merdivenlerde öyle sıra şarkıcıları gibi beklemesi, salon boşaldıkça insanların dönüp dönüp bakması, ne oluyor diye anlamaya çalışması içimi burktu. Yakıştıramadım. Kendi adıma utanır gibi oldum.
Bu kadar!
|
|
|
|
|
|
 |