29 Aralık 2004 Çarşamba       




 

Engin Ardıç


 

Kıbrıs'ta silahlı mücadele!

   
 
Hayatında hiç 'tsunami' dalgası görmeden oturup size bu dalgayı uzun uzun anlatacak şaklabanlardan değilim.

Fakat hayatımda hiç ayak basmamış olduğum Kıbrıs hakkında iki laf edeceğim.

Adada (yani bizim kesimde) iki eğilim var: Mehmet Ali Talat ve güvercinleri, Rauf Denktaş ve şahinleri, biliyorsunuz.

Talat geçen gün 'bağımsız KKTC tıpkı Turan İmparatorluğu gibi bir hayaldi' dedi... Bizim faşistler çok üzüldüler ama fazla gürültü de koparmadılar.

Denktaş ve oğlu da, 'Türkiye bizi satarsa silahlı mücadeye geçeriz' gibi laflar ediyorlar... Faşistler buna sevindiler ama bu da umulan 'hamaset' havasını estirmedi.

Çünkü belli ve küçük bir kesim dışında kimse ciddiye almıyor. Aslına bakarsanız, hiçkimsenin dillendiremediği gerçeği gene size ben söyleyeyim: KIBRIS, BELLİ VE KÜÇÜK BİR KESİMİN DIŞINDA BİZİM BURADA ARTIK KİMSENİN UMURUNDA DEĞİL!

Çünkü bıktık.

Memleketin havası o kadar değişti ki, bir zamanlar, 'kendi darbesini yapamayan 9 Mart 1971 cuntasının başbakan adayı' olarak ismi ortalarda dolaşmış ve 'eskiden solcu bilinen' Profesör Mümtaz Soysal, ordunun Kuzey Irak ve Kıbrıs gibi konularda 'kükremesini' istiyor ama hiçbir savcı onu ciddiye alıp soruşturma açmaya gerek görmüyor...

Türkiye'de iktidar değişti, çözümsüzlük isteyenler tasfiye oldular ve bir şekilde bir çözüm arayanlar işin başındadırlar. Bulurlar mı, o ayrı konu.

Bu şartlarda Kıbrıs'ta yeniden bir 'silahlı mücadele' mümkün olabilir mi?

Hayır. Türk ordusu adadan çekilse bile, onlara bırakacağı silahlar yeterli olmayacaktır.

Ellilerin sonları, altmışların başlarında yapmış olduğumuz gibi onları 'el altından' desteklemek, örneğin bir TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) kurmak, silah ve cephane yardımı yapmak mümkün değildir, adı bile bayat... Nefes almamızı bile dinleyen Amerikan istihbaratının, Alman ve İngiliz istihbaratlarının bunu duymamaları, kıyameti koparmamaları da mümkün değildir.

Buradan yardıma gidecek sivil giyinmiş Türk subaylarının fotoğraflarını ertesi gün batı basınının birinci sayfalarında görürsünüz!

Yıl 1910 değil, orası da Libya değil. Kalkıp oraya gidecek ne bir Enver var ne bir Mustafa Kemal. Ancak 'macera' arayan birkaç gerçek sivil gencimiz gider, eh, maçlarda birbirini bıçaklamaktansa gidip orada ölmek daha bir anlamlıdır tabii, ille ölmek istiyorlarsa...

Fakat adamların çoğunluğu Annan Planı'nı referandumla kabul etmişti, çoğu cebinde güney pasaportuyla dolaşıyor, kim savaşacak? Subay kolay da nefer nereden bulunacak?

'Bu saatten sonra' bir silahlı mücadele, Denktaş'ı dünya kamuoyunda bir anda Nikos Sampson'un durumuna düşürür. Derdinizi bugüne kadar kimseye anlatamadınız, ondan sonra hiç anlatamazsınız.

Ve Avrupa Birliği'nin kapısı, Türkiye için bir daha açılmamak üzere kapanır!

Eğer hem kendinizi hem bizi mahvetmek istiyorsanız, buyurunuz gerilla savaşını başlatınız.

Elbette bu gelişme, Avrupa Birliği'ne karşı olan 'ulusalcılarımızın' hoşuna gidecektir, bir taşla iki kuş vururlar.

Ancak, başbakanımızın da, ordumuzun da, Milli İstihbarat Teşkilatı'mızın da buna göz yumacak kadar saf ve basiretsiz olduğunu kimse sanmasın...

Canım, bunun böyle olduğunu Denktaş ailesi de biliyor bilmesine de, ne yazık ki atacak başka barutları kalmadı.

Oysa Nobel Barış Ödülü ne kadar yaklaşmıştı ilk kez bir Türk'e... Kaçırdık.


 

 


 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir