29 Aralık 2004 Çarşamba       




 

Ahmet Tulgar


 
ahmet.tulgar@aksam.com.tr

Flaş aydınlığında Asya

   
 
Flaş patlıyor, haber ajanslara düşüyor; o zaman bakıyoruz oraya, dikkat kesiliyoruz. Tabii bu da geçecek.

Oysa o adamlar durup da tuvalet masalarının önünde gururla apış aralarını, hırsla parmak aralarını kurularken saunada; nasıl ağızlarının suyu akarak anlatıyorlardı oralarda yaptıkları tatilleri, kaçamakları.

Kaçmak imkansızdı bu giderek tiksindirici olan; sohbet demeye dilimin varmadığı bağıra çağıra, şehvetli kahkalarla karıştıra karıştıra konuşmalarından; paraları ve erkeklikleriyle sidik yarıştırmalarına, sidik zoru hatıralarına kulak misafiri olmaktan.

Tayland'daki kızları anlatıyorlardı, yaşlarını veriyorlardı. Herşeyin ne kadar ucuz olduğunu, emeğin, çekçeklerin mesela vurguluyor, karılarını alışverişe gönderip nasıl atlattıklarını, nasıl atladıklarını iftiharlara vesile ediyorlardı birbirlerine karşı.

Uyuyamadım şezlongda, giyinip çıktım. İki kuruşluk keyfimi kaçırdılar.

Phuket Adası'nda tatil yapan bir işadamı da, arkadaşının doğumgününü telefonu masöz bir kıza verip aksanlı bir İngilizce ile kutlatmıştı bir keresinde. Tanık olmuştum doğumgünü evinde.

En iyi dersleri coğrafya

Turizm şirketlerinin gazetecilere sağladığı avanta geziler işe yarıyor demek. Haftasonu ilavelerinde bir tam sayfa kaptın mı; ne de çabuk öğreniyor Türkiye zenginleri adaları, modaları; en iyi dersleri coğrafya; bir de seksoloji galiba.

Bayılır reklam, klip yönetmenleri Maldiv Adaları'na. Kalmadı ya kumsal buralarda; gideceksin oralara, domaltacaksın iki mankeni okyanusa karşı, kapmadan tsunami, patlatacaksın flaşı. Ucuz işgücünü sömüreceksin oralarda; köpürteceksin prodüksiyon masrafını buralarda.

Flaş patladı, haber ajanslara düştü: Son 40 yılın en büyük depremi.

Şimdi görüyoruz ki, bebek cesetlerine sarılıp ağlayan anneler bize gösteriyor ki insanlar sadece şımarık turistlere hizmet etmiyormuş orada. Oralarda. Bütün bir ömrü yaşıyorlarmış. Ağladıklarına göre şimdi ölen bebeklerine, doğduklarında da sevinmiş olmalılar. Turizm acentalarının duvarlarındaki afişlere, mayo firmalarının katologlarına girmeyen, kadrajı dışında kalan Güney Asyalılar.

Çocuk fuhuşu, yağlı masaj, deniz ve kumsal, istakozun en ucuzu -yine saunadan bir obezin anlattığına göre- yarılınca deniz ortadan bir kabusa akıverdi işte bir yardan; fantezileri, iştahları kaçtı dünya zenginlerinin.

Arkalarını, sırtlarını kolayca, kolaylıkla dönüp, turizm perdesi yırtılınca ortaya bütün çıplaklığıyla çıkan gerçek hayata, gerçek Güney Asya hayatına, koşturdular havaalanına, havaalanlarına.

Anlamadığım bir şey de şu gazetecilik kuralıdır: Her ülke diğer ölenleri rakamlarla geçiştiriyor hala bu küresel çağda da, kendi pasaportunu taşıyanları anlatıyor da anlatıyor. Tamam, herkes yakınlarını merak ediyor da, yine de biraz fazla değil mi bu 'bizimkiler' muhabbeti?

Neyse bunu geçelim; yine de pek insani gelmiyor ama bana bu turistlerin havaalanlarındaki 'benden sonra tufan' halleri.

NTV'de bir turist, bizden değil, nasıl iyi konuştu ama: 'Biz buradan gideceğiz, ben kalanları düşünüyorum, onlara acıyorum. Onlar ne yapacak?'

Biz flaş haberlerle ilgili, dünyaya flaş aydınlığında, flaş patlaması kadar kısa süreli bakanlar, dünyayı flaş flaş, klipler gibi birbiriyle ilintisiz görüntüler olarak algılayanlar, kendi dünyamıza düşkün, başkalarınınkine yabancılar; güya global köy sakinleri; şimdi mi aydık Güney Asya'nın turizm beldelerinin sefaletine? Ne kadar ayık kalacağız?

Hızır hızında uçak

Ne zaman tekrar sarhoş edecek bizi cüzdanlarımıza güven? Ne zaman yastık altındakilerin, yorgan altındakilerin etkisiyle tatil planları yapacağız yine acaba?

Hazır aydınlanmışken ortalık anlık bir felaketin ışığıyla, şiddetiyle, depremin açığa çıkardığı enerjiyle, bakalım; bir sahnesini, belki bir sekansını yakalarız oralarda, Asya'da, Afrika'da yavaş yavaş, aslında pek yavaş da değil, her gün, her dakika çocukları, yaşlıları aç açına öldüren, toplasan daha büyük rakamlar eden sürekli felaketin.

Acıyorum, acıyoruz elbette kumsaldaki beyaz tenli cesetleri görünce. Düşünmek istemiyoruz bir gece önce onlardan birinin belki 12 yaşında bir kızı, belki bir oğlanı koynuna aldığını.

Açıkçası şunu da sormazsam olmaz yetkililerimize: Çocuklarını hastanelere rehin bırakmak zorunda kalan anne babaların ülkesinden, çocuklarını diyaliz makinesine bağlayamayan anne babaların ülkesinden, çocuklarını bir şehirden bir şehire hastanelere yetiştiremeyen anne babaların ülkesinden hızır hızıyla kalkan o uçağa bilet parası ödeyerek mi binecek Türkiye'nin turistleri?

SSK da mesela uçak

kaldırabilecek mi bundan sonra Ankara'dan, İstanbul'dan; helikopter indirebilecek mi Van'a, Ağrı'ya mesela bir nineyi getirmek için donanımlı bir hastaneye?


 

 


 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir