Amerika'nın dev şirketlerinden birisinin büyük ortağı ve başkanı olan ünlü iş kadını, büyük para yatırdığı ilaç şirketinin hisselerini birden elinden çıkartınca kendisini cezaevinde buldu. Geçenlerde de gazetelerde haberi ve uzaktan cezaevi bahçesinde çekilmiş mahkum giysili fotoğrafı vardı. Elini sıcaktan soğuğa vurmayan, süt banyosundan çıkmayan, kuş sütü eksik kahvaltı sofralarında güne başlayan, yüznumarada hacet giderdikten sonra taharetlenmesini bile hizmetçisine yaptıran dolar milyarderi iş kadını, cezaevinin tuvaletlerini temizliyor, mutfakta mahkumların yemeklerini hazırlıyordu.
Mahkumiyetinin, suçlu bulunup 'içeri' atılmasının nedeni, 'tüyo' idi. Milyar dolarları yatırdığı ilaç şirketi hisseleri ile ilgili bir 'tüyo' idi bu. İlaç şirketinin yeni çıkartacağı kanser ilacının, ABD İlaç ve Sağlık otoritesinden ruhsat alamadığını 'önceden' öğrenmiş, hisseler değer yitirmeden, 'tavandayken' elden çıkartarak, 'büyük vurgun' yapmıştı.
Yasalar, ilkeler, herkes için, iş adamı, gazeteci, siyasetçi, kalem sahibi, koltuk sahibi, iktidar sahibi, ünvan, rütbe, makam ve dahi omuzunda 'yıldız' sahibi için aynen uygulanınca böyle oluyor. Ya bizde? Güya 'tüyoyu', bilgi ticaretini (insider trading) yasaklayan, yaptırım öngören yasalar bizde de var.
Daha birkaç hafta önce gazetecilere basın toplantısında altın dağıtan bankayı, halka açılışla ilgili basın toplantısında gazetecilere lot lot, 'bila bedel' hisse senedi armağan eden şirketleri yazdım, anlattım.
Hepsi de cebe cüzdana girdi. Alanın yanına kar kaldı. Alamayan gazeteciler de banka müdürüne, şirket sahibine telefon edip, 'hani bana, hani bana' dedi.
Medyada bunlar oldu, yaşandı, yaşanıyor. Daha elim ve vahimleri de.
Sonuncusu ise, Brüksel'de AB zirvesinde yaşandı. Taha Kıvanç/Fehmi Koru üstü örtülü, imalı yazdı. Ertesi gün de Umur Talu. 16 ve 17 Aralık'taki borsa hareketleri, alım-satımlar, kağıttan, dolara, dolardan yuro'ya, hisse senedine, bonoya geçişler, al-sat talimatları.
Herkes birbirini biliyor. AB pazarlığını takip etmek, temasları, olan-biteni kamuoyuna aktarmak göreviyle Brüksel'e gitmiş kimi gazeteciler, köşe sahipleri, bazıları ekonomi haberlerinden mesul gazete, TV editörleri, mümessiller, yönetmenler, bilginin tazesini önce kendi portföyleri, banka hesapları, döviz ya da hisse senetleri için kullanmışlar. Heyetten sızan bilgilere göre, telefonla iki arada, bir derede, talimat verip, ciddi kazançlar sağlamışlar. Aynı işi yapan bürokrat ve mebuslar da olmuş. O meş'um iki gün borsadaki, döviz piyasalarındaki, faizdeki hareketleri, iniş çıkışları, Brüksel'den gelen haberlere göre saatlik, dakikalık yüklü alım-satımları hatırlayın. Tabii bir de bu bilgileri, gelişmeleri, gazete ya da televizyonuna geçmeden önce kendi kazancı, hesabına, değerlendirip, 'zirvenin kaymağını, katmerlisini' yiyenleri düşünün.
O iki günde yapılan tüm işlemlerin kaydı var. Var da kime ne yapacaksın ki? Kalemler, cüzdana tutsak olmuş, meslek ahlakı, ilkeleri 'tefessüh' etmişse, bunu yapan gazeteci, 'vicdan muhasebesi' yerine, 'karının' muhasebesini yapıyorsa, yüzü kızarıp, hicap duyacağına, 'helal olsun, parayı katladı' diye bir de övgü alıp, itibar görüyorsa, hatta pek çok genç gazeteci örnek alıp, imreniyorsa, kime ne diyeceksin?
Ortaklıklar, ortaklıklar
Kime ne diyeceksin? Gazeteci her şeyi soracak, ona hiç bir şey sorulmayacak. Memurun, mebusun, amiralin, general'in 'mal beyanı olacak' gazetecinin malına, varlığına, banka hesabına, rezidansına, sual olmayacak. Mebusun dokunulmazlığı var, ya gazetecinin? Gazeteci, önüne gelene sual eder; açıkla, nereden buldun? Nasıl yaptın, nasıl kazandın? Okur, millet 'Bravo! Helal olsun! Kaleminden kan, ahlak, fazilet damlıyor'.
Bankacı, bankasını dolandırır. Zimmete geçen hesaplarda, gazetecinin de trilyona yakın parası vardır. Gazeteciler de dahil kimse sormaz 'Nereden buldun? Membaı, menşeyi nedir? Kara mıdır, ak mıdır? Helal midir, haram mıdır? Maaş mıdır, avanta mıdır? Maaş ise, bu nasıl maaştır? Memlekette böyle maaş veren medya patronu var mıdır?'. Bırakın yüz milyarı, trilyonu, asgari ücretin azamisini, hele milyarı, bir kaç milyarı bir arada gören gazeteci kaçtır?
Mesela, bir vakıa, gazeteci tüyoyu bürokrattan alır, gazeteci ile bürokrat, hısımlar üzerinden paravan şirkette ortaktır. Biri söyler, biri yazar. Beraber kazanırlar. Yan gelip uzanırlar. Nisyan ile malul beşer hafızaları, çabuk unutur, gazeteci-hazineci-bankacı bürokratın ortak olup, şirket kurup, ticaret yaptıklarını, import-eksporta el attıklarını. Medyanın olmasa da mazide Ticaret Sicili gazetesinin yazdıklarını. O günkü ortakların birlikte köşe yazarlığı, mümessillik, umum yönetmenlik yaptıklarını. Medya zirvelerinde koltuk kaptıklarını.
Üç yıl öncesi, o ünlü soğuk Şubat gecesi. Devalüasyon öncesinin, iki gün evvelsi. Alınca tüyoyu küçük bir gazeteci zümresi, süratle dolar toplama, hesaplara dolar çevirmesi. Karın, kazancın katmerlisi. Hırpalanır, pek çok siyasi, biraz da bürokrasi. Yazık, nedense sadece Merkez Bankası Başkanı olur o gecenin yegane Gazi'si. Davalar, mahkemeİer derken, nihayet onun da var artık medyada bir köşesi. İşin aslı ve hakikisi, çok kişi nemalanır, o Şubat gecesi. Ama cümlenin öznesi, bilmecenin nesnesi, tüyo alıp servet katlayan gazeteci zümresi?
|