26 Aralık 2004 Pazar       




 

Ne camiye yaranabildim, ne kiliseye

   
 
Çok küçük yaşta başlamışsınız müziğe. Aileniz destek oldu mu?

Bir babam desteklemedi, kızları orospu edeceksin diye yaygarayı koparttı. O da değişik bir iş, onu olamadık. Biz anaerkil bir ailenin çocuklarıyız, babamın lafı çok fazla geçmezdi. Sonunda o da anladı ki orospu olmak şart değil, şarkıcı da olunabiliyor. Ben şanslıydım, sesim çok özeldi. Bunu kullanarak bir yere geleceğimi düşünmüştüm. Ama o yere geldiğimde sesimin yetmediğini gördüm.

Ne oldu?

Herkes aday oldu yani, sıraya girdiler, baktım sıra çok kalabalık ben ortadan çekildim. Müziği bıraktım. Turizme yöneldim, turist gecelerinde 12 dilde şarkı söylemeye başladım.

Bu çok zor bir karar, gözünüz arkada kalmadı mı?

Kalamazdı, çünkü gereken şartları yerine getiremezdim ki. Öyle enteresan teklifler geldi ki... Filanca çıktı, 'Seni dış ülkelere götüreyim, Mösyö Piyer'le yat diyeceğim yatacaksın, Mösyö Jan'la yat diyeceğim yatacaksın, seni o yarışmada birinci yapacağız' dedi. Saçma sapan şeyler. O zaman etini satan daha namuslu.

Halbuki siz dişiliğini öne çıkaran bir kadın olmadınız hiç...

Yok, bir tane mayolu resmimi bulamazsınız. Makyajsız, saçlar çok uzun, kaşlar parmak gibi, boya yok bir şey yok. Herkes ekrana şık şıkırdam çıkıyor ben üstümde bir tulum, kara kaş kara göz bir genç kız imajında çıktım. Herkesin evinde bir tane benden vardı. Ya anası, ya karısı ya kız kardeşi böyle bir şeydi.

Evlenmeden önce bu tür sizi rahatsız eden tekliflerle karşılaşmamış mıydınız?

O zaman daha masumdu ortam. Zaten ben çok meşhur değildim ki, kendi halimde bir kızcağızdım. 18 yaşındaydım eşimle karşılaştım, 'Benimle evlenir misin?' dedi evlendim. Bizim orkestramızda şarkıcıydı, sonra menajerim oldu, onun sayesinde korunmuşumdur.

Aşık olmuş muydunuz?

Yok ben aşık olmadım, mantıklı bir evlilikti ama hoşlandım kendisinden. Bir abi gibi, benden 12 yaş büyüktü, hem önümü açtı, hem entelektüel seviyemi yükseltti. Ben İtalyan Lisesi'nden mezunum, o Fransız Filolojisi mezunuydu, her gün oturur sanat tarihi çalışırdık.

Aranjmanların çok moda olduğu bir dönemde siz hep yerli beste söylemişsiniz...

Evet, bir tek ilk plağım benim beste değildi, 'Kiev'deki Adam'ın müziğinin üzerine Ümit Yaşar Oğuzcan söz yazmıştı. Ama ondan sonra gördüm ki bizim bestelerimiz dışarıyı aratmayacak durumda. Bunun da ispatı, benim okuduğum bütün besteler hit olmuştur; 'Recep', 'Kimine Hay Hay', 'Oy Leyli Köy', 'Bana Güzel Bir Şey Söyle', 'Bal Gibi Olur' zaten miladi takvim.

Genelde Anadolu motifleri var şarkılarınızda...

Bunun nedeni tipim. Bir de sesimde bir kırıklık vardır benim. Hangi neşeli şarkıyı söylersem söyleyeyim mutlaka bir hüzün kaplar. Nedenini bilmiyorum, genetik herhalde. Geçmişte atalarım çok ıstırap çekmiş herhalde ki, bilemiyorum, bende böyle bir kırıklık vardır. Ben sahnede istediğimi ağlatırım.

İsminizi sonradan aldınız...

Tabii. Silva Anahit Bursalıoğlu benim doğum adım. Hilton'da Silvia Bella adıyla dans müziği yapıyordum, plakçı dedi ki bu isim bir yabancı ismi, Türkleştirelim. Ferit Edgü yakınımızdı, ona 'Bize bir isim bul' dedik. 30-40 tane isim buldu, ben Asu'yu seçtim, soyadı olarak da Maral'ı seçtim, plakçı 'Bu havada kaldı, sonuna han, man, lan bir şey lazım' dedi. Böylece Asu Maralman oldu.

Yakınlarınız sizi bu isimle mi çağırıyor?

Evet. Silvia adıyla yaşadığımdan daha fazla Asu'yla yaşadım. 26 yıl Silvia'ydım, şimdi 58 yaşındayım, hesaplayın işte.

Baha Boduroğlu'yla biraraya nasıl geldiniz?

Biz 14 yaşındayken Laleli'de müzik yapardık sinemalarda filmlerden önce. Baha da Petek Pastanesi'nde gitar çalardı. Beraber şarkılar söylerdik. Yıllar sonra onlar Eski Dostlar'la bir yola çıktılar. Ben de o sırada yaşamla boğuşuyordum. Popsav'ın genel sekreteri olduğu için dedi ki konser yapalım, seni ayakta tutmaya çalışalım, çünkü bu hastalık maalesef çok para yiyen bir hastalık. Sonra ben büyük bir operasyon geçirmiştim, yürüyemiyordum, Baha beni sahneye çıkmaya zorladı ve sonunda birlikte çalışmaya başladık. Allah sağlık verirse böyle de gidecek.

Yeni albüm yapmayı düşünüyor musunuz?

Çok düşünüyorum ama buna sponsor olacak plakçı yok. Antika pazarındaki anitka malzemenin değerli olduğunu ve müzayedeye çıktığı zaman da alıcı bulacağını hissedemiyorlar.

İki kere mi evlendiniz?

Evet üçüncüyü arıyorum. Sahnede espri yapıyorum, buldum birini adı Mahmut, mezarcı Mahmut.

Sürekli espri yapıyorsunuz...

Öyle, ben her şeyle dalga geçerim, çocukken de böyleydim, şimdi iyice azıttım. Baktım ki hakikaten dünyayla dalga geçmek lazım.

Çocuğunuz var mı?

Çocuk yok. Ben büyüyemedim, çocuğa bir çocuk daha eklemek istemedim. Bir zamanlar çocuğu olmuyor diye yazdılar, fakat benim çocuğum oldu, ben doğurmak istemedim. Hata mı, ettim, bugün hala hata olduğunu düşünmüyorum.

Evlilikleriniz neden bitti?

Birincisinin biraz kendine has bir egoizmi vardı, tahammül edemedim. Bir de benim ilk iki üç sene tedaviye ihtiyacım oldu, çok küçüktüm, yatağa giremedim açıkçası. Hazırlıklı değilmişim diyelim biz buna, o evliliği biraz çatırdattı. O benden büyük olduğu için belki beni psikiyatrlara filan götürmesi gerekiyordu, o tam tersi üç sene tamam canım ziyanı yok dedi. İkinci evliliğimi 12 yıl sonra yaptım. Birincisi 12 yaş büyüktü, ikincisi 10 yaş küçüktü. Üçüncüsünü yaşıt alacağım.

İkincisi yeni bitti galiba?

Evet, bu hastalık döneminde bitti. Biz Alanya'da yaşıyorduk. Depremden sonra adamın bütün huyu suyu değişti. O efendi adam gitti hayata karşı haris bir adam geldi. 10 yıl nasıl hissedememişim anlamadım. Ben bu saatten sonra evliliği ne onaylayacak durumdayım, ne tenkit edecek durumdayım. Böyle güzel, hayatla evlenmek çok hoş, ben şimdi onu tercih ediyorum.

Ermenice şarkı söylemeyi düşündünüz mü?

İlkokulu Ermeni okulunda okudum. Denetimden geçmediği için o zamanlar söylemeyi düşünmedim ama bugün geçerse söylerim, neden söylemeyeyim? Şarkı söylemenin dili yoktur. Nedense insanlar senelerdir çok Ermeniliğime takıldılar, anlayamıyorum. Zenci muamelesi gördüm ama halkın sağduyusu her zaman baskın geldi.

Medya mı takıldı?

Tabii, insanların antipati duyduğu dönemlerde elinden geleni yaptı medya. Herkesin bir açığı vardı, benim yoktu, kütüklere kadar gidilip adım bulunmuş. Bana sorsalar söylerdim, kütüğe kadar zahmet etmelerine gerek yoktu. Çok önemliydi madem, müzikten daha önemliydi...

Sizin tavrınız nasıl oldu o dönem?

Çok üzüldüm önce. Çünkü lisede İstiklal Marşı'nın tonunu verip başlatan bendim. Bu bayrağın altında İstiklal Marşı'nı başlatıyorsun, tarihini okuyorsun, Türkçe'yi en iyi şekilde telaffuz ediyorsun, benim bütün parçalarımın sözleri anlaşılır, geloorum gidoorum yok, böyle bir insanın bu muameleye tabi tutulması çok acı tabii. Bu arada ben tabii her iki kültüre de ters düştüm. Onlar da neden ismimin değişmesi gerektiğini merak ettiler. Ben bir de Müslüman oldum 1974'te. Onlar neden olduğumu anlamadılar. Ne camiye ne kiliseye yaranabildim yani.

Neden Müslüman oldunuz?

Eşimden dolayı. Benim için fark etmiyordu. Benim için Tanrı'nın yolu birdir. Bütün kitaplar aynı şeyden bahsediyor, hepsi insanlara iyi olun diyor. Hangisi olursa benim için baş tacı. Ben bunları aştım.

Bir Görsem Ölmeden'in sözlerini Ümit Yaşar Oğuzcan özel olarak sizin için yazmış...

Evet çünkü geçinemiyordu şairler, adamcağız da parayı görünce tuttu yazdı. Çok seksi bulurlar, Naim bey (Dilmener) öyle yazmış albüm kapağında, 'Sevdiğim biri vardı, beni öper okşardı, sıcaktı elleri, ateştendi dudakları, değdiği yeri yakardı.' Neresi seksi, ben okurken hiç hicap duymadım, değdiği yer değişir, eline değebilir, yüzüne değebilir yani... Bende de ne seksi kıyafet, ne seksi surat vardır. Bende piç suratı vardır, fırlama, ama seksi bir kadın suratı yoktur hiç.

Kanseri yendiniz öyle değil mi?

Umuyorum. Çünkü bizim basına yansıtmadığımız bir metastas hadisemiz daha oldu. İkinci ameliyatı oldum. Kemoterapi dediler, reddettim. Doktorlar o zaman bana karşı çıktılar ama ben kemoterapinin ve radyoterapinin yararına inanmayanlardanım. Bunlar vücuda zehir basan olaylar bence. Ben bağışıklık sistemini güçlendirecek alternatif tedaviler aldım. İyi bir yolda olduğuma da inandım, 2001 Ağustosunda başlayan bir serüvendi bu, 2004 Ağustosunda tedaviyi bitirdik. Nereye kadar gidecek bu yolculuk bilemiyorum.




Zeki Müren 'Hayalimdeki kadın tipi sensin' derdi

Zeki Müren'le birlikte çalışmışsınız epeyce...

Zeki Müren beni ekranda görmüş. Bana hep derdi ki hayal ettiğim kadın tipi senin gibi bir kadın. Siyah uzun saçlı, çok natürel. İnsanlar bu renkli hayatlar içinde bazen natürel insanları özlüyorlar. Beni gazinolara o başlattı, iki üç sene beraber çalıştık. Gece işten sonra beni kayırırdı, onlar alem yaparlardı hadi kızım sen git yat derdi bana.

Sizden talep etmiyorlar mıydı seksi fotoğraf?

Yok, benim başımda asa vardı zaten, kocam. O kimi isterse o gelirdi röportaja. Giyimime de karışırdı. Benim için de sorun olmadı, çünkü benim sattığım şey sesimdi. Boşandıktan sonra saçımı kestim boyattım, 30'lu yaşlarımda bir kadın haline geldim, Barış Manço da 'Tam konkenci karılara döndün' diye dalga geçiyordu benimle.

Asu MARO asu.maro@aksam.com.tr


 
 


 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir