 |
|
|
|
Geçmiş Noel'iniz kutlu olsun
|
|
|
Bu hafta sonu Noel'e denk geldi, önümüz yılbaşı. Yani Beyaz Türk dünyası açısından son derece önemli bir haftayı idrak ediyoruz. Şu halde, bu haftanın mana ve ehemmiyetini daha iyi kavramakta yarar var. Üstelik, bu yıl diğerlerinden farklı. Malum, 17 Aralık'ta AB üyeliği için tahminen yüz yıl sürecek bir müzakere tarihi aldık, yani basbayağı Avrupalı sayılabiliriz. O halde gerek Noel'i, gerek yılbaşını, daha bir coşku ile kutlamak gerekmez mi? Aslında, kendi ruh dünyalarında çoktan AB'ye girmiş olan Beyaz Türkler, hatta atadan Beyaz Türk olanların anaları-babaları çoktandır yılbaşını layıkıyla kutluyor.
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül gibi, çocukluğunu koyunlara kaval çalarak geçirdikten sonra, bir şekilde bu alame sonradan katılanlar, sağolsun, daha da gayretli çıkıp ellerinden geleni ardlarına koymuyor, bu yönde sonsuz hizmet veriyorlar. O kadar ki, bakın, Nişantaşı civarında metrekareye düşen Noel Baba sayısı sürekli yükselişte. Geçen sene 5.8 civarında seyreden yoğunluk, bu sene itibarıyla, şimdiden 7.7'yi aşmış durumda.
Dahası, yılbaşı olayı bizim Beyaz Türk dünyasının en eski Batı'ya tapınma sembollerinden birisi olduğu için hayli uzun bir geçmişi vardır, bu nedenle kılavuzu Beyaz Türk olan ahali arasında da yaygınlaşmışdır. Tabii kat edecek daha çok mesafe var; henüz çam ağacı süslemeyen aileye kız verilmeyecek noktaya gelmiş değiliz ama İstanbul'da okumaya gelip cep harçlığı için yılbaşında Noel baba kılığına girmemiş Anadolu delikanlısı kalmadı gibi.
Hal böyle olunca çam ağacı süslemeyen bakkaldan alışveriş bile yapılmayan semtlerde farklı arayışlar gündeme geliyor. Son birkaç yıldır, yani 'klasik yılbaşı çamı' ayağa düştüğünden beri vitrin ve sokakları tasarım yılbaşı çamları süslüyor. 'O da ne?' mi diyorsanız, işimiz zor, demek ki 'tasarım' kavramına uzaksınız. Hiç 'temel fikri bozmadan, onu çağrıştıracak şekilde, formda uzaklaşabileceğiniz kadar uzaklaşmak' falan diye kafa ütülemiyelim. Tarifi, işi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Şöyle diyelim: Yılbaşı çamına benzeyen enteresan görünümlü şeyler yapmak. Aslında, şimdi düşünüyorum da, bu son söylediğim 'tasarım'ı tarif etmekten uzak ama, mesela geçen sene 'tasarım çam' diye, Nişantaşı'nda sokaklara dökülen nesneleri çok iyi tarif ediyor. Zira, çoğu, halk arasında yaygın deyişiyle 'Uysa da tasarladım, uymasa da' esprisindeydi. Sağolsun, komşum Mansur (Forutan) da, geçenlerde Sabah'taki yazısında bu mevzua isabetle değinmiş, tüpgazdan yapılan tasarımlara dikkat çekmişti.
Her neyse, çam mevzuu o kadar uzadı ki, neredeyse asıl konudan uzaklaştık. Oysa, işin hüzünlü bir boyutu da var; onu da ihmal etmemek lazım. Zira, bu hafta Beyaz Türk dünyası için tam anlamıyla dört dörtlük bir keyifle yaşanan bir hafta değil. Her şeye rağmen Beyaz Türk dünyasında eksik olan bir şeyler var, o da şu: Noel açıkça ve tam bir coşkuyla kutlanamıyor. Noel haftası içinde, erken yılbaşı partileri verilmeye başlanıyor, yabancı okula giden çocuklar resmi tatile giriyor, bu coşkuyu tam yaşayabilmek için yurtdışına gidiliyor, ama olmuyor işte. Artık, Siyah Türk kalabalığından çekinildiğinden midir, içten içe yakışıksız kaçacağı hissedildiğinden midir, yoksa bürokratik engellerden midir, nedir, tartışılır. Ama kesin olan bir şey var; Beyaz Türk'ün yaşayan ütopyası Batı'da, Noel dört başı mamur bir şekilde kutlanırken, Beyaz Türk'ün öz yurdunda, dolaylı yollardan, adeta çekinilerek kutlanıyor.
Şimdi siz Beyaz Türk olun da, gelin şu acıya dayanın: Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı resmi tatille, ne kadar unutmak istersek isteyelim, adeta gözümüze sokularak kutlanıyor da, muassır medeniyet dünyasının en önemli sembollerinden biri Noel geçiştirilmek zorunda kalınıyor. Ve ne acıdır ki, AB süreci bile bu derde derman olacak gibi görünmüyor. Aslında, bu o kadar önemli bir sembol ki, Kopenhag kriterlerinin değil arasında, başında olmayı bile hak ediyor, ama nedense düşünen yok. Ne demiş Osmanlı erkanı: 'Türk ne bilir bayramı, lak lak içer ayranı!'(Not: burada kastedilen Beyaz türü değil, sıradan Türk.)
O Beyaz Türk ki, çocukluğunda okuduğu tüm masal, hikaye ve romanlarda, dahası filmlerde, Noel Baba damdan şömine yolu ile eve gelir, hediyeler bırakır, evde günler öncesinden Noel yemeği, çörekleri, vs. hazırlanır. Zihni bu imajlarla tıka basa dolan Çocuk Beyaz Türk bir gün büyür ve ister istemez, bunların yaşanmadığı bir ortamı yadırgar, 'What went wrong?' (Yanlış giden neydi?) diye sormak ihtiyacı duyar. Çünkü, hikayeydi, romandı, filmdi, tüm bunların ona gösterdiği hayatla kıyasladığında, ona uymayan her şey 'yanlış'dır.
Hani bir zamanlar TRT 1'de öğretici çocuk filmleri vardı. Onlarda, Doğru Ahmet hep yapılması gerekeni, Yanlış Mehmet yapılmaması gerekeni yapardı. Tıpkı onun gibi, sanki onlar Doğru John, o Yanlış Mehmet'tir. Bakın Beyaz Türklük, tam da bu noktada devreye girer, Çocuk Beyaz Türk'ün hayatını Doğru John olmaya adadığı tuhaf bir maceradır. O kadar ki, kendi tuhaflığını farketmez, çevresindeki her şeyi yadırgar.
Yine lafı uzattık, sahi neden hala Noel resmen kutlanmıyor? Siyah Türk'ün 'kar işkencesi', 'yol işkencesi' vs. gibi Beyaz Türk'ün 'Noel işkencesi' hiç bitmeyecek mi?
|
|
|
|
|
|
 |