 |
|
|
|
Annemizin ligine veda...
|
|
|
Brüksel'den müzakereye başlama gününü kaptık. Zafer mi yoksa teslim mi olduk? Yorumu size bırakıyorum.
Kendi adıma gerçeği söylemek gerekirse, benim dünden beri yürüyüşüm değişti!.
Ne de olsa tüm Avrupa liderlerine posta koyup, masadan kalkan, binbir rica geri dönen bir ülkenin evlatlarıyız.
Sizi bilmem ama ben çok daha havalı ve çok daha Avrupalıyım !
Hele bir de AB kimliğiyle pasaport sırasında 'diğer ülkeler' bankosunun önünde beklemeden, sorgulanmadan, 'yıldızlı' bankonun önünde dikileceğim gün siz beni seyredin, nasıl atacağım kimliği o polisin suratına....
Konu Avrupa, Avrupalı gibi olunca dün akşam açılan L'aura'dan size bahsetmek istiyorum.
L'aura Antalya'da Dedeman'ı Lara'ya doğru geçince sahil yolu üzerinde yeni açılan çok cici bir İtalyan restoranı.
Gerçekten kendinizi İtalya'da hissedebileceğiniz bir mönüye ve çok şık bir dekorasyona sahip. Emeği geçenleri kutluyorum, ama özel bir kutlamayı Mim Kübra Barut'a göndermek isterim. Kocaman bir afferin.. Molto bene...
Kimler vardı, kimler ne yedi uzun uzun yazılacaktır.
Benim buradan konuyu bağlamak istediğim yer: Gelişen Antalya'nın değişen yüzünün yeni arayışlar içinde oluşu. L'aura iri bir kasaba olmaktan çıkıp gerçek bir kent olmaya başlayan Antalya'nın kaliteli, lezzetli bir ürünü.
Halkın 'sosyete' diye adlandırdığı kesim bir arayış içinde.
Gazetelerin Akdeniz ilavelerinde sayfa sayfa yer kaplayan, köşe yazılarına konu olan, zaman zaman benim de adımın eklendiği, Antalya içinde gezen, göz önündeki bu bin kişilik grup sanırım artık Antalya'nın duvarlarını zorlamaya başladı.
Onlar da yeni arayışlar içinde.
Farklı mekanlarda, farklı insanlarla buluşmak, gerçek bir metropol tarzıyla eğlenmek istiyorlar.
Zaman zaman İstanbul cehenneminde bu şansı yakalasalar da, taş yerinde ağırdır misali sonuçta Antalya'da yakaladıkları havayı bulamayıp dönüyorlar.
İşte L'aura ve son aylarda ardı ardına açılan diğer tüm işletmeler bence bu arayışın sonucu. Bunu hisseden uyanık ve girişimci sermaye buradan payını almak istiyor.
Antalya artık basit bir kasaba değil, çok önemli bir kent, kreması var ve arayış içinde. Bu çok önemli bir hareketlenme. Kentin yaşayan ve yaşatan bir kimlik kazanmasını sağlayacak.
'Kıro kent' diyerek Fatih Altaylı'nın farklı bir dille ifade etmeye çalıştığı hareketsiz, renksiz sosyal kimliğinden kurtulup, beğenin ya da beğenmeyin canlı, kıpır kıpır metropol kimliğine kavuşacak.
Gazetelerde gördüğünüz, belki de köşe yazılarında gizli gizli takip ettiğiniz bu bin kişiye sakın kızmayın, onlar bu kentin yüzünü değişime açıyor. Kaydadeğer para harcıyorlar.
Benim de arada sırada biraz katkım olmuyor değil... Artık Antalya için elimizden geleni yapacağız.
İşin özeti, Antalya değişiyor, duvarları çatlıyor, 'kendin pişir kendin ye' yanında artık gerçek İtalyan restoranları, Japon sushicileri ve diğerlerini göreceğiz.
Gitmeseniz de ya da gidemeseniz de sakın kızmayın bunlar hayatın gerçekleri ve hep olacaklar, önemli olan kaliteyi, disiplini ve sistemdeki kontrolü kaybetmememiz. Hepimize bu gelişim ve ekonomik büyümeden pay düşecektir.
Turizm kenti olarak gerçek bir turizm markasının sunması gerekenleri yaşatmamız gerekiyor..
Göreceksiniz yaşayan ve yaşatan Antalya her kesimi çok daha mutlu edecek, her kesime kazanç olacak.
|
|
|
|
|
|
 |