19 Aralık 2004 Pazar       




 

Zülfikar Doğan


 
zulfikar.dogan@aksam.com.tr
zulfikar.dogan@superonline.com

Büyük saat, küçük saat

   
 
Saatler, saatler, saatler...Saatçiler. Zaman ustaları. Zamanı ölçen. Saatin içinde minnacık yayları, o yaylarla yılları, günleri, ayları, dilen, bölen, hayat hesapçıları.

Zaman o kadar an, o kadar küçük, o kadar kısaların toplamı ki. Saatin içinde o yüzden gözle görülmez, çıt - çıt eden, zamana davul çalan, ritim tutan, zamanla yarışıp koşan, fani.

Saatçinin gözünde, lup, minik dürbün, büyüteç. Ancak onunla mümkün zamanı görmek, ölçmek. Kaldı mı artık saatçiler?

Saat, zaman tamircileri. Mümkün mü, tamir etmek zamanı? Onarıp, yenilemek mümkün olsa da saati, geri getirmek imkansız, onun geride bıraktığı zamanı, an'ı.

Genellikle, birlikte satılır gözlükler ve saatler. Yetişemediğimiz, tutamadığımız, elimizden, avucumuzdan, hayatımızdan akan zamanı, dünya gözüyle görmenin aracı mıdır gözlük? Onun için mi genellikle birlikte satılır, birlikte durur vitrinlerde yan yana, hayatı ölçen, hayatı gösteren. Saat ve gözlük!

Zaman ve zamanı tüketmek 'emek' isterdi eskiden. Kolunuzdaki, masanızdaki, duvarınızdaki saati kurmak, zamana emek harcamak demek. Zamandan bir şey bekliyorsanız, zamanın sizi bir yere götürmesini, bir menzile ulaştırmasını bekliyorsanız, zaman için çaba, emek gerek.

Uzun ömürlü pillerle, saat kurmak 'demode' oldu. Eski zaman ustaları, zaman ve saat onarıcıları da tek-tük kaldı. Sadece 'ömrü' uzun olsa da, zamana yenik düşen pili değiştirmek için gidiliyor saatçilere.

Oysa ne çok zaman harcamış insanoğlu, zamanı bilmek, zamansız olmamak için. Saat zengin işiymiş, yüzyıllar önce. Varsıllar, zaman içinde, duvarlarında sahip olmuşlar saate. Sonra melodilisi, işlemelisi, yani kösteklisi gelmiş.

Çoğunluğu insanların, saat kulelerinden bilmiş zamanı, konulan ortasına kent meydanlarının. Saat kuleleri, 'zaman içinde buluşma yeri' olmuş. Gongları, ya da çanları vurunca, bütün zamansızlar, saatsizler zamanı duymuş. Kimi saat kuleleri, bugüne varmış. Kimileri tarumar olmuş, bu zamana ne adı, ne kendi kalmış. Adana'da iki semt adı, Büyük Saat ve Küçük Saat. Büyüğü duruyor, ama küçüğü muhayyel. İspat etmişiz kadir - kıymet bilmezliğimizi. Büyük Saat dursa da yerinde, iki yolun göbeğinde, kaybolmuş kalabalığın, izbeliğin, mezbeleliğin içinde. Oysa yüz yılın, bin yılın zamanı, zamanların hayatı gizli taşında, tuğlasında, kiremitinde. Kaç yüz yıldır gayret eder bildirmeye zamanı, kimse umursamaz. Anlamaz. Düşünmez, kafa yormaz. Boşa mı söylemişler; Sakla samanı, gelir zamanı. Keşke saklamak, depolamak, mümkün olsaydı zamanı.

AKREP, YELKOVAN

Saatçiler, zaman ustaları, zaman hesapçıları. Saatin içinde iki yardımcıları. Ölçmek için, hesaplamak için zamanı. Akrep ve yelkovan. Neden, akrep ve yelkovan? Bence, yani kanaatimce zamanın kıymetini, hayatın mürüvvetini anlasın diye insanlar. Akrep soktu mu insanı, acıyla kıvranırız. İşte bu acıyı hatırlamak, geçen zamana hayıflanmak, yiten, biten zamanın ardından ah'lamak, ağlamak için sanırım. Çünkü bedeli yok, telafisi yok. Mümkünü yok, ona, giden zamana yeniden sahip olmanın, onu geçmişten çekip almanın. Onun için zamanı ölçen bir kolun adı akrep.

Bir de yelkovan. Yel-kovan! Yani bence, yine kanaatimce, zamanın hızlı, hızla, bir rüzgar, bir yel gibi akıp gitmesini engellemek, zamanı silip-süpürecek, alıp götürecek 'yel'i' 'kovmak', kovalamak için. İkinci kolun adı “yelkovan” onun için. Şekspir o yüzden 'Rüzgar kanatlı zaman'a, kızmış. Sevdiğinin yüzünde yarattığı 'çizgiler'den ötürü. Nazım Hikmet de onun için seslenmiş 'Atlılar, atlılar, rüzgar kanatlılar' diye.

Biri akrep, giden, kaçan, geri gelmeyecek olan zamanın acısını “akrep sokmuş” gibi hissetmen için. Diğeri, yelkovan, zamanın rüzgar gibi akıp gitmesine engel olmak, akrep acısı yaşamamak, zamanı, hayatı önüne katıp götürecek yel'i kovmak, zamanı saklamak için.

İnsanların hep akıp, giden zamanla derdi olmuş. Hayatın tükenen zamanını, er veya geç gelecek olan hitamı, durdurmak, dert, gaile olmuş insana. Ama, zaman güçlü, hakim. Ne mümkün, zamana tahakküm?

İLK SAAT

İlk saat, ilk alınan, sahip olunan, bileğe takılan saat, mühimdir hayatında insanın. Unutulmaz. Bakmayın, şimdilerde küçümsendiğine, dalga geçme, ya da alay mertebesine indiğine, “Kol saati” tabirinin. Kol saati.

İlkokulda, öğreniriz çoğumuz zamanı ölçmeyi, yani saati. Kimimiz okuldan önce de bilir. İlkokuldayken bir, ya da bir kaç ders, sadece saati öğrenmektir. İleri, geri, buçuk, geçiyor, var..diye uzar gider saat tabirleri, terimleri, zaman tarifleri.

Kimilerine göre, zamanı-saati kıymetli kılan, markası, ya da kıymetli taşı rakamların yerinde olan. Oysa, 'vakit, nakittir' demiş alim olan. Demek ki, en kıymetli, en paha biçilmez şey, hayatta var olan, zaman!


 

 

 
 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir