19 Aralık 2004 Pazar       




 

Şakir Süter


 
sakir.suter@aksam.com.tr
sakir.suter@superonline.com

AB fıkraları!

   
 
Avrupa Birliği ile Türkiye arasında gelinen nokta, daha çok tartışılacak.

Nitekim, sadece Türkiye ve Avrupa'da değil, dünyanın büyük bir bölümünde 'haber' değeri taşıyan bir konu...

Yıllarca yazılan tartışılan konudan 'fıkra' çıkarmamak olmaz.

Nitekim, İmedya Borsa Editörü Turgay Durak, Türkiye'ye tarih verilip verilmeyeceğinin tartışıldığı günlerde konuya bu pencereden yaklaşıp 'AB stretimizi' azaltmaya çalışmış.

İşte Turgay Durak'ın AB fıkraları..

AB'li Mars'lılar

Yıl 2190 Avrupa Birliği Mars'lılarla müzakere sürecindedir.

Ancak AB'nin akıl almaz şartları Marslıları bunaltmış, Dünya ile Mars savaşın eşiğine gelmiştir.

Mars'lılar müttefikleri ABD'yi araya sokar ama nafile.

AB isteklerinden taviz vermez.

AB'ye göre, Mars'lılar Avrupalı değildir.

Diğer bir 'sudan' sebep ise...

Mars'ta su olmamasıdır!




Tarih için tarih

Zaman ilerlemiş Fransa'ya rağmen Avrupa Birliği üyesi ülke sayısı 100'e yükselmiştir.

Bu durumdan rahatsız olan Fransa birlikten ayrılmak için tarih ister.

AB'den Fransa'ya, 'Moğolistan kriterlerini yerine getirdiği takdirde tarih için tarih verileceği' söylenir!




Atom bombası

Avrupa Birliği Çin'i AB üyesi yapmakta kararlıdır.

Ancak Çin'in nüfusu AB'yi düşündürmektedir.

Ama sonunda onun da çaresini bulurlar ve...

Müzakere sürecinde 'Çin'e atom bombası' teklif ederler!




Nerdedir bu millet?

Yıl 2453...

Türkiye-AB müzakereleri imza aşamasına gelmiştir; dönemin başbakanı Temel'dir.

Brüksel'e giden Temel'i çok iyi karşılarlar, imzalar atılır ve Temel Türkiye'ye döner.

Ancak onu Türkiye'de ne karşılayan vardır ne de sevinç gösterileri.

Temel yardımcısına sorar:

- Uşağım nerdedir bu millet?

Yardımcısı cevap verir:

- Sayın Başbakan'ım, AB kriterleri gereği Orta Asya'ya göç ettiler ya!..




Ucu açık

Avrupa Birliği Türkiye'ye 'ucu açık' bir müzakere süreci verir.

Ancak bir süre sonra vicdan azabı duyar.

Ve Türkiye'ye yeni bir teklif sunar:

- Gelin bu işi 2250 yılında bitirelim!




Pardon!

81 yaşındaki ünlü ateist Antony Flew 'kusura bakmayın' demiş:

- Tanrı varmış.

O'nun da çok umurundaydı!..




Korku!:'..Korktukça korkutmaya çalışıyoruz. Gözümüze uyku girmez oldu!' * Gürbüz Çapan - Cumhuriyet.




Uğurlayanlar değil, yolcu kaldı

Temel trene binecek! Temel ve iki arkadaşı İstanbul'dan Trabzon'a gitmek üzere tren garına giderler.

İlk Trabzon treni 1 saat sonradır, bileti alırlar.

'Bir saat ne yapalım?' diye düşünürken yemeğe gitmeye karar verirler.

Yemekte sohbet, muhabbet saate bir bakarlar ki 1 saati geçmiş. Hemen tren garına koşmuşlar ama tren gitmiş.

Tekrar bilet almışlar 1 saat sonrası için. Vakit geçirmek için bu kez kahveye gitmişler. Çaylar kahveler gırla, sohbet de uzar, saate baktıklarında 1 saatin dolmasına 5 dakika vardır ve yine tren kaçar.

Tekrar Trabzon'a gidecek tren var mı diye sorarlar. Gişedeki adam 'bakın bu son tren. Bunu da kaçırırsanız, Trabzon'a bugün dönemezsiniz' diye uyarır.

Bileti almışlar yine sıkılıp vakit geçirmek için pastaneye giderler.

Pasta, kek, çörek, börek, muhabbet derken... Trenin kalkışına çok az bir zaman kala yine gara koşmuşlar. Tren kalkmak üzere, içlerinden biri hızlı, ilk vagonu yakalamış, diğeri son vagona yetişmiş.

Ve Temel yere oturup kahkahalarla gülüyormuş.

Gişe memuru gelip 'sen ne garip adamsın, 3. treni de kaçırdın, arkadaşların gitti, sen kaldın, ağlayacağına gülüyorsun be adam' demiş.

Temel, 'Uy hemşerim' demiş:

- Onlar beni uğurlamaya gelmişlerdi, ona gülüyorum da!..

(* M.Ferhan Yorulmaz'dan...)




Üç şey

İdare edilecek 3 şey;

- Dilimiz, huyumuz, hareketlerimiz.

Sevilecek 3 şey:

- Cesaret, nezaket, yardım.

Nefret edilecek 3 şey:

- Kin, kibir, nankörlük.

İstenen 3 şey:

- Sağlık, dostluk, huzur.

Uğrunda savaşılacak 3 şey:

- Şerefimiz, evimiz, memleketimiz.

Düşünülecek 3 şey:

- Hayat, ölüm, sonsuzluk.

(* Aykut Alev'den..)




Gece yarısı

Yıllar sonra çocuk, delikanlı olmuş ardından, evlenmiş, çoluk-çocuğa karışmış.

Günlerden bir gün, gecenin bir yarısı saat 03:30 civarları telefonu çalmış.

Telefondaki ses, annesinin sesiymiş 'çocuk' telaş içinde..

'Ne var anne? Ne istiyorsun bu saatte?' demiş:

- Neden beni rahatsız ediyorsun? Sabah arasan olmaz mıydı?

Telefonda azarlanan anne biraz buruk, biraz da ağlamaklı bir ses tonu ile 'evladım' demiş:

- Bundan 25 yıl önce de bir gece yarısı 03.30 da sen beni rahatsız etmiştin.

Doğum günün, doğum saatin kutlu olsun, iyi ki doğdun oğlum!

(* Ogün Kayacan'dan...)




NOKTA:İnsanların hepsi maskelidir, yalnız bazılarındaki incedir. (Mektupçu Agah)


 

 


 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir