19 Aralık 2004 Pazar       




 

Yalçın Pekşen


 
yalcin.peksen@aksam.com.tr
yalcin.peksen@superonline.com

Ne zaman Avrupalı oluruz?

   
 
Avrupa Birliği ülkeleri arasına girmeyi çok isteğimiz anlaşılıyor. Ancak Avrupalı olmaya istekli miyiz?

Bu ikisi arasında fark var ve biz farkı farketmedikçe işimiz uzayacak ve belki de kesin bir sonuca ulaşamayacak.

İşin aslına bakarsanız önemli olan sonuç değil süreç... Biz bu süreç içinde demokrasimiz, insan haklarımız ve ekonomik durumumuz ile Avrupalı olursak, AB'ye girmişiz, girmemişiz pek farketmez.

Fakat AB ile müzakere aşamasında en çok üzerinde durulan maddenin 'emeğin serbest dolaşımı' ile bağlantılı olması gösteriyor ki, bizim niyetimiz Avrupalı olmak değil, Avrupa Birliği'ne girip kafamıza göre bir iş bulmak...

Ben Kıbrıs ve 'ucu açık müzakere' kavramlarının tartışılmaya değer olduğuna inanmıyorum.

AB'ye girmeye uğraşan bir ülkenin, AB'nin resmen ortağı olan ve elinde bizi veto etme hakkı bulunan Kıbrıs'ı (veya Güney Kıbrıs'ı) tanımaması sözkonusu olabilir mi?

Müzakereler ise daha önce de birkaç kez yazdığım gibi zaten 'ucu açık' olmak zorunda... Yoksa müzakere olmaz.

O yüzden asıl üzerinde durulan konu serbest dolaşım hakkının alacağı şekildir.

Ancak bunun da AB ülkelerine gidip çalışmak ve yerleşmekle alakası yoktur.

İki nedenle...

1- AB bize ancak serbest dolaşım hakkını kullanmayacağımızdan emin olduğu zaman o hakkı tanıyacaktır.

2- Avrupalı olmak da zaten, serbest dolaşım hakkını elde ettiği halde ülkesinde kalmaktır.

AB süreci o yüzden bizim için çok uzun olacaktır.

H H H

Bunu biraz açayım.

Halkımızın büyük çoğunluğu Avrupalı olduğunu hissetmek için 'serbest dolaşım' hakkına sahip olmak istiyor.

Bu isteğin sadece istek düzeyinde kalmayacağını, elimize geçecek ilk fırsatta gerçekleştirmeye çalışacağımızın kanıtı da, onca engele, vizeye, sınır kapılarındaki muameleye rağmen AB ülkelerine girmeyi başarmış ve sayıları 5 milyonu aşan Türk göçmeni...

H H H

Geçenlerde İngiliz kanalı BBC'de, AB ülkeleri arasındaki serbest dolaşım hakkına rağmen, karşılıklı yurtdışına yerleşmelerin azlığı bunu başaran bir-iki örnek üzerinden anlatılıyordu.

Oysa bizim asıl karakterimiz göçebelik.

Bu göçebelik ruhu AB ülkelerinde yaşayan 5 milyon vatandaşımızın yüzünden bile okunabiliyor.

Büyük çoğunluğu yaşadığı ülkenin dilini öğrenmemiş, adetlerini benimsememiş, başörtüsünü, türbanını çıkarmamış, Avrupa sanatları sayılan operaya, baleye yan gözle bile bakmamış, yaşadığı ülkenin televizyonu yerine, çanak anten kurup gözünü kendi ülkesinin televizyonuna gözünü dikmiş, üçüncü kuşağın ortaya çıkmasına karşın hala köyüne dönüp bahçeli bir ev kurmayı hayal eden insanlar.

Avrupalılık ise durmuş oturmuşluktur. Onların kurduğu 'dünya durdukça duracak' şatolar ve bizim 'dünya durdukça duracak' Boğaziçi kıyılarına inşa ettiğimiz ahşap yalılar yukardan beri anlattıklarımızın özetidir.


 

 


 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir