İstiyorum ki, bu köşede Beyaz Türk dünyasına elimden gelen katkıyı sunayım. Tam da bu amaçla, bu hafta Ermenistan izlenimlerimi, naçizane tavsiyelerimi yazmaya karar verdim. Düşündüm ki, 'Bir Beyaz Türk'ün yolu Erivan'a düşse, gör başına neler gelir' durumu olmasın, nereye gideceğini, ne yapacağınızı bilsin. Yoksa, turistlik lokantalarda sefil olmak işten bile değil.
Sakın, 'Beyaz Türk'ün Erivan'da ne işi var?' demeye kalkmayın, bu işlerden hiç anlamadığınız ortaya çıkar. Birincisi, Beyaz Türk küresel bir varlıktır, dünyanın her köşesine yolu düşer. İkincisi, Avrupa başkentleri artık orta sınıf seyahat mekanları oldu, daha kıyı bucak mekanlara acil ihtiyaç doğdu. Erivan kasvetli bir şehir olmasına karşın, bu açılardan cazip sayılabilecek bir yer; yeterince otantik, ondan da önemlisi yeterince az görülmüş bir şehir. Ve ister inanın ister inanmayın sushi barları bile var!
Ama siz geçin bunları bir kalem, dünyanın her köşesinde aradığını bulma gayretinin modası geçeli en az yüzyıl oldu. Malum, bu başta İngilizler olmak üzere, Avrupalı sömürge idarelerinin geliştirdiği bir tavırdı: Hindistan'da, Afrika'nın derinliklerinde, dünyanın dört bir yanında, beş çayı senin, kıyafet balosu benim, alışkanlıkları beraberinde taşımalar, aradığını bulmaya çalışmalar vs... Zamanla bu tavır yerini (tabii, emperyalistlerin, eksantrik, sanatçı, bohem takımının öncülüğünde) gidilen yerdeki otantik hayata uyuma bıraktı. Gittiği yerde alışkanlıklarını devam ettirme gayretindeki son aşama, İngiliz alt-orta sınıf turistlerin, Akdeniz sahillerinde tatil yaparken 'fish and chips' yemekte ısrar etmesi olarak tezahür etmekteydi ki, onun bile sonu geldi.
Diyeceğim şu: Batı dışı ilginç bir yere gittiğinizde, değil İtalyan lokantası, sushi peşine düşmeniz bile affedilecek şey olmaz. Ne zaman bu tür yerlerde aylarca kalırsınız, belli bir zamandan sonra 'gündelik hayatınıza' dönmek ihtiyacı doğar, o zaman sushi bar aramaya başlayabilirsiniz. O halde, Erivan'da yapılacak şey basit; otantik mekanlarda dolaşmak. Nasılsa Ermeni yemekleri harikadır, memnuniyetle otantik lokantalara takılırız diye de hemen sevinmeyin, zira Ermanistan'da bulacağınız Ermeni yemekleri, İstanbul Ermeni mutfağını pek tutmuyor, veya biz İstanbul versiyonuna çok alıştık da öyle geliyor.
Yine de, azmedeceksiniz, Ermeni mutfağını en iyi temsil eden mekanlarda gezeceksiniz. Sakın, hayli meşhur Old Yerevan'ı nihai durak sanma gafletine düşmeyin; idare eder, ama fazlasıyla turistik. Yani, Beyaz Türk raconuna ters. Buna karşın, The Clu' adeta 'Olur a, belki bir Beyaz Türk Erivan'a gelir, mahcup olmayalım' diye hizmete açılmış. Stilse stil, tarzsa tarz. Erivan'da bu kadarını bulmak gerçekten sürpriz. Dahası İstanbul'dan göç eden Ermeniler tarafından işletildiği için Türkçe sipariş vermek ve suböreği yemek mümkün. Ama onun dışında pek bir numara yok. Yani yemek faslı pek parlak değil; ne lezzet, ne stil-tarz olayı açısından!
Siz siz olun sahnede Pogosyan'ın harika Ermeni şarkıları söylediği Ararat Restoran'ın Ermeni yemeği sunduğu Maran salonundan şaşmayın. Ararat'ın ana salonu Batılı mutfak sunuyor, ayrıca Havana purosu bulunan sigar club'ı var. Ama onlar belli ki Sovyetler'in dağılması sürecinde birden zenginleşen garip bir sınıfa hizmet veriyor. Onları görmezden geliyoruz. Aynı şey, Erivan meydanında en güzel binalardan birine yerleşmiş olan Mariott Otel için de geçerli. Ama doğrusunu söylemek gerekirse, başka bir yerde olsa asla uğramayacağınız bu tür 'lüks otel'lere Batı'ya uzak coğrafyalarda yine de uğruyorsunuz. Zira, orada da hiç fena olmayan bir Armenia Brasserie mevcut. Yine de, sadece kahve içmek için uğramak daha 'cool' olur.
Bu arada, unutmadan, Ermenistan'ın şarabı, dut rakısı ve özellikle de konyağı çok ünlü. Bakın, tam Beyaz Türklük bir mevzu ve de imkan. Şarap konusu, Türkiye'nin AB'ye girişi tartışmalarına bile damgasını vurdu. Biz geçen hafta yazdık, bu konuların duayeni Güneri Cıvaoğlu, hemen ardından konuyu uzun uzadıya irdeleyen bir analiz yayınladı. ('Şarap/AB', Milliyet, 14 Aralık 2004)
Alın birkaç şişe Ermeni şarabı, pahalı da olsa, bilindik yerlerden alınan şarapları yarı yolda bırakın. Yine de, ulusal gururun konyak olduğunu unutmayın. Turistlikten kaçmak için sakın dudak büküp gitmemezlik etmeyin, mutlaka ünlü konyak fabrikasını ziyaret edin, çünkü fabrika turu sonunda harika bir ikram var. Çok hoş bir misafir salonunda, önce üç, sonra 10 ve nihayet 20 yıllık konyaklardan tadıyorsunuz.
Unutmayın, bir Beyaz Türk her yerde imajına uygun davranmak durumundadır, bir yere aval aval gidip dönmek olmaz, girdisini çıktısını kavrayıp, hemen tercihler geliştireceksiniz.
Şarap tartışması'na Cıvaoğlu yorumu
Şarap/AB
Uzanlar'ın şaraplarını ve teknesini aldığı iddia edilen Rothschild'ların şatolarında bir akşam geçirmiştim.
Hoş bir yaz gecesiydi...
Davetin birinci bölümü için, IPI (Uluslararası Gazetecilik Enstitüsü) Bordoeaux katılımcıları, saat 18.00'de şatonun bahçesinde toplanmıştık. Bu 'şarap başkentinde' rüya gibi bir haftanın sonuydu...
Enrico Rothschild, bizleri kapıda karşıladı. Şarap rengi, daracık, yakaları göğüste çapraz kavuşan, uzun kadife bir ceket giymişti... İçinde dantel bir gömlek. Altında daracık siyah bir pantolon. Eski zaman asil giysileri içinde dimdikti, zarifti. Bahçede, Lafite Rothschild şaraplar sunulmaktaydı.
...
Yeraltında, çapı 300 metre dolaylarında, 360 derece bir anfi. Anfinin her basamağında binlerce şarap fıçısı...
Toprak kokulu serin mahzeni binlerce mum aydınlatıyordu. En aşağıdaki meydana 250 - 300 IPI'lı konuk için yuvarlak masalar koymuşlar.
Anfiyi örümcek ağı gibi saran dehlizler 2 kilometre... 10 binlerce şarap fıçısı yıllanmaya bırakılmış.
Dehlizlerde gezintiden sonra, mumların aydınlattığı yuvarlak masalara dağıldık.
Yudum şölenini, harikulade lezzetler eşliğinde yaşadık.
Şarap Cumhuriyeti
Bordeaux, bir şarap Cumhuriyeti...
.......
Şarap, ayrı bir kültür. Bir haftalık ziyaretle falan olacak şey değil.
Fransa'nın ve yerkürenin hatırı sayılır hemen hemen bütün şarap yörelerini gördüm, oldukça okudum da... Bir şeyler öğrendim sayılır ama, ne kadar bilmediğimi daha çok öğrendim.
.......
AB zirvesinden tarih beklerken bu siyaset değil, şarap yazısı oldu...
Ama yadırganmamalı.
Avrupalı olmak yollarına düştük bir kere... Şarap, yemek, resim, heykel, müzik, felsefe, edebiyat, sinema, tiyatro, mimari de konuşacağız.
Avrupa kültürünü paylaşmak gerek.
O kültür şarapla sulanır, beslenir.
Avrupalı, 'İnsan, yolculukta ve şarap masasında belli olur' der. AB yolculuğunda, şarap masalarından uzak kalınmaz.
Yani...
Avrupalılaşmak, Petrus'u, sadece batık banka patronlarının kavlarına TMSF el koyduğu zaman konuşmak değil...