Jonathan Demme'in The Silence of the Lambs/Kuzuların Sessizliği hiç de küçümsenmeyecek bir başarıdır. Hatta Amerikan Film Akademisi üyelerinin muhafazakarlıkları ve gerilim/korku türüne önyargılı yaklaşımları düşünüldüğünde bu filmin kazandığı ödüllerle devrim yaptığı bile söylenebilir. Peki ne oldu da Jonathan Demme ismini daha az duyar olduk? Yönetmen, kuzuları sessiz bıraktığından beri aradan geçen 13 yıl onun çok da leyhine işlemiş görünmüyor. Gerçi arada bir Philadelphia var sayabileceğimiz ama ondan sonrası yine kayıp... Hele iki yıl önce gündeme gelmesinin tek nedeni, yeğeni yönetmen Ted Demme'ın, ki onu Life ve Blow adlı komedilerden anımsayacaksınız, kokain yüzünden kalp krizi geçirerek ölmesiydi.
Jonathan Demme, Kuzuların Sessizliği ve Philadelphia başarılarının ardından Kanadalı efsanevi rockçı Neil Young için The Complex Session adlı 30 dakikalık bir kısa film çekti. Performansının tepeye vurduğu bu noktadan sonra, önce başarısız bir Tony Morrison uyarlaması olan Beloved'a imza attı. Ardından yeni şekillenmeye başlayan remake modasına uyarak Cary Grant ve Audrey Hepburn'ün başrollerini paylaştıkları Charade'i, Olga Sekulic ve Stephen Dillane ile The Truth About Charlie adıyla yeniden yaptı. POLİTİK GERİ DÖNÜŞ
Jonathan Demme, uzun yıllardır uğraştığı belgesel The Agronomist'i 2003 yılında tamamladı. Dünyanın en önemli bağımsız radyo kurucularından, Haitili insan hakları eylemcisi Jean Leopold Dominique ve eşinin öyküsünü anlattı. Demme, 15 yıl boyunca bu belgesel için çalışmış, Dominique'in 2000 yılında bir faili meçhul cinayete kurban gitmesinin ardından elindekileri toparlayarak arka fonunda Haiti tarihinin köşebaşlarını çizen önemli bir belgesel yapmıştı.
Yönetmen bilindiği gibi en son yine bir remake'e soyundu. Şu sıralar sinemalarımızda gösterime giren The Manchurian Candidate, 1962 yapımı John Frankenheimer'ın yönettiği ve Frank Sinatra'nın başrol oynadığı aynı adlı filmin yeni çevrimi. Demme'a göre bir remake olmasına rağmen yarınki gazetelerin manşetleri kadar çağdaş ve heyecanlı bir film The Manchurian Candidate/Mançuryalı Aday. Doğrusu tüm dünyanın ABD Başkanlık seçimlerine odaklandığı bir dönemde politik sürecin nasıl işlediğine ve bu süreci belirleyen güç odaklarına yönelik yerli yerinde ve zamanında bir film. Yönetmen, başrol için tereddütsüz tüm zamanların en büyük aktörlerinden biri olduğunu düşündüğü Denzel Washington'ı seçmiş. FBI Ajanı kadın konusunda ise Beloved filminde birlikte çalıştığı Kimberly Elise'de karar kılmış. Denzel Washington dışında, Merly Streep ve Liv Schreiber gibi üç önemli oyuncuyu yan yana getiren Mançuryalı Aday, gişe başarısını da cebine koymuş oldu.
Jonathan Demme'i yıllar sonra politik yönden gelişmiş olarak ve bunu söyleme dökerken buluyoruz. Öyle ki, Mançuryalı Aday'ın iki ay önceki Venedik Film Festivali'ndeki basın toplantısında Amerika aleyhtarı açıklamalarıyla dikkatleri üstüne çekti. 'Bir Amerikalı olarak ülkemin başının belada olduğunu düşünüyorum' deyip Başkan Bush'u herşeye hükmetmek istemesi ile suçladı. Destek kimden geldi dersiniz? Birkaç gün önce buralarda olan Oliver Stone'dan! Mançuryalı Aday'ın George Bush olduğunu düşünüyorum deyiverdi. Bundan böyle Jonathan Demme'i daha politik ve agresif filmleriyle izleyeceğiz gibi geliyor. İçindeki Hannibal Lecter uyanmış olmalı!
Radcliffe'ın utancı
Harry Potter'ın yıldızı Daniel Radcliffe serinin ilk filmini televizyonda seyrettiğinde utandığını açıkladı. Genç bir büyücüyü oynayan 15 yaşındaki aktöre göre olgunlaşmamış hali utanç vericiydi ve kendisini tanımakta zorluk çekmişti: 'İlk filmi seyretmemiştim. Televizyonda gördüğümde önce sesle ilgili bir sorun olduğunu düşündüm. Sanki çok yüksekti ve küçük görünüyordum.' Kısa bir süre önce New York'ta sokakta yarı çıplak bir kadın tarafından sıkıştırılan Radcliffe kadının üstünde Harry Potter resimli bir havlu olduğunu belirtti: 'Bana Harry Potter ile arama kimse giremez, dedi. Bayağı tuhaf bir andı ama hoşuma gitti.' Harry Potter and the Prisoner of Azkaban'ın New York'taki galasında da bir kadın hayranının aşırı ilgisine maruz kalan genç oyuncu çevresinde beğendiği kızlar olduğunu ama biriyle birlikte olmadığını da sözlerine ekledi.
2005'e sinemasal bakış
Yeni yılda süper kahramanlardan komedi yapımlarına pek çok film, yine birçok yıldızı barındırıyor. Nicole Kidman'dan Russel Crowe'a, Renee Zellweger'den Angelina Jolie'ye kadar Oscar ödüllü yıldızlar yeni yılda da merakla beklenen projelere hazırlanıyor. Deri kostümüyle Christian Bale, Batman Begins'de, Fantastic Four'da Görünmez Kadın rolünde Jessica Alba ve Michael Chiklis'in rol aldığı The Shield bu trendin ilk ipuçları.
Öte yandan komedi filmleri de epey iddialı görünüyor 2005 için. Will Smith'in oynadığı Hitch, Lindsay Lohan'lı Herbie: Fully Loaded ve Bernie Mac-Ashton Kutcher ikilisiyle Guess Who'yu tercih edebilirsiniz. Burt Reynolds'ın başrolde olduğu 1974 futbol klasiği The Longest Yard da komedi filmleri arasında. Angelina Jolie ile Brad Pitt'i 'yakınlaştıran' Mr. And Mrs. Smith adlı duygusal macera filminde de evli iki suikastçinin birbirini öldürmeye çalışması anlatılıyor. Bilimkurgu da epey kuvvetli 2005'te. Minority Report'ta birlikte çalışan Tom Cruise ile Steven Spielberg H. G. Wells klasiği War of the Worlds'de tekrar biraraya geliyor. Geçen sezonun konuşulan korku filmlerinden Ring'in ikinci filminde Naomi Watts başrolde. The Interpreter'da Oscarlı aktör Sean Penn rol alıyor. Ron Howard'ın yönettiği Cinderella Man'in başrolünde ise Russell Crowe ve Renee Zellweger var.
Yılın en iddialı filmi ise fanatiklerinin merakla beklediği Star Wars Episode III: Revenge of the Sith. Genç Anakin'in nasıl 'dark side'a kayıp Darth Vader'a dönüştüğünü anlayacağımız bu bölümle beraber Star Wars efsanesi de aydınlanacak.
Ve bir de Tim Burton sürprizi. Charlie and the Chocalate Factory'i yeniden çekiyor. Başrolde ise Johnny Depp var.