19 Aralık 2004 Pazar       




 

Sevgili Leonard

   
 
Üslubumdan damlamasa da bu duygusal amaçlı bir yazı. Neredeyse iki haftadır aklımda. Yazıp yazmamaya bir türlü karar veremiyordum, sonunda yazmalıyım dedim.

Başlıktaki 'Sevgili Leonard', Leonard Cohen. Saygıdeğer de demek isterdim ama samimi olmaya, sevgimi ifade etmeye nitelendiğim için demedim. Yeni albümü Dear Heather elimin altında, müzik setimde, bilgisayarımda sürekli çalıyor. Daha öncekiler de böyle olmuştu. Various Positions ve I'm your man albümlerini kaç yüz kere dinlediğimi bilmiyorum. Ama Dear Heather başka. Derin bir hüzün hissediyorum dinledikçe, adeta bir veda albümü bu. Ve her sefer kaygılanıyorum, korkular sarıyor. Ya sevgili Leonard yeni bir albüm daha yapmaz, yapamazsa diye. Birkaç başka isimle beraber Leonard Cohen'in de yeni bir albümünü beklemek hep içime ferahlık ve bana yarına yönelik ümit verir. Ve biliyorum, artık ihtiyarlamasa da yaşlanıyor.

Tamam, Leonard Cohen uzun zamandır en eski, ilk albümlerindeki yıkıcı ve anarşist filozof havasında değil (oysa o haliyle tavlamıştı beni), albümden albüme içe dönüyor (yıllarla beraber ben de), yaşamla hesaplaşması hırçınlıktan geçti (benim de), artık bilgeliğe oynuyor (henüz ben oraya gelmedim galiba). Yazıyor, besteliyor, söylüyor.

Tabii ki adam büyük bir şair. Anlattıkları yine müstehcenliğin sınırlarında. En ustaca, banalleşmeden ince bir erotizm yine albümde buram buram duyuluyor. Ama işte o hüzün, o kırıklık duygusu yok mu? İçimi burkan o.

Albümün ikinci şarkısı 'Because Of' yazdıklarımın tam da karşılığı. Nerede 'I'm Your Man'in sürünerek yalvaran ama küstahlığı dilden bırakmayan Leonard'ı, nerede şimdi 'Yazdığım birkaç şarkıda gizemlerinden bahsettim diye bu geçkin yaşımda kadınlar bana pek müstesna kibarlık ve ilgi gösteriyor' diyen adam? Zaten durmadan bu şarkıyı başa alıyorum. Benim albümden seçtiğim ilk hitim bu! Her sefer gözümün önünde yalnız yaşamların melankolisini somutlaştıran bir Edward Hopper tablosu beliriyor. Pek yakıştırıyorum Hopper'un çıplak bir kadının umutsuz bakışlarla gözlerini boşluğa dikip oturduğu otel odası ve sinema salonu resimleriyle 'Because Of' şarkısını.

Cidden dert oldu içime. Ya birkaç sene sonra yeni bir Leonard Cohen albümü daha gelmezse? Kalırsam bir tek Morrisey'e? Sahiden bu bir vasiyet albümü olmasın?

Tabii bu kaygılar beni ne düşüncelere götürüyor bilmezsiniz. Chet Baker, Hildegard Knef, Nina Simone gittiler.

İşte tam yeri geldi, itiraf ediyorum İtalyan diva Mina baş tacım ve Fransızca şarkıları, hem de yenilerini bile seviyorum. Hem de en damardan, Fransa dışında esamesi bile okunmayanları... Yani Michel Berger, Veronique Sanson, (yeni geldi ya İstanbul'a, şimdi toz kondurmaz kimse) Jane Bikrin, France Gall, Carole Laure, Maurane, Garou, eskilerden Sylvie Vartan, Françoise Hardy, Dalida, daha da eskilerden Juliette Greco dinliyorum. Hoş, Greco'nun da galiba eli kulağında. Son seyrettiğimde biraz korkmuştum. Yeni albümlerini dört gözle bekliyor, gizlice alıyor, bayılıyorum. Frankofonların bayıldığı şairene Leo Fere, çocuk şarkısı söylüyor etkisi yaratan Barbara ile falan işim yok. Belçikalı Jacques Brel ve Patricia Kaas'ı ise resmen sevmem.

Uzun zamandır ise sakin kafayla dinleyecek Türkçe şarkı, şarkıcı bulamıyorum. Hep aynı hopuduk, zıpır ritimler, ipe sapa gelmez tekerleme kılıklı sözler, canhıraş bir feryat, bunlar olmazsa ağır bir etnik etki, içli olduğuna inanılan ama aslında iç kıyan bir ezgi. Veya demode bir taklit rock. Aaayyy!! Fransızlar ise hala klasik şarkı geleneğini bir şekilde koruyorlar. Yorulmadan, etnik müziğe dalmadan sakin sakin dinliyorum. Eskiden Hümeyra, Ayten Alpman, 20 sene önce de Nükhet Duru böyle şeyler yaparlar, yetişkin dinleyiciye hitap ederlerdi. Malum her dinleyicinin illa kıpır kıpır etmesi, kafa sallayarak yerinde duramaması, dinlediği şeye çığlık çığlığa eşlik etmesi gerekmiyor. Şimdilerde azıcık Zuhal Olcay, kenarından da Candan Erçetin her albümünde bir iki parçayla bu orta yaşlı sayılacak dinleyici kitlesine göz kırpıyor. Heyhat Zuhal Olcay şarkıcı değil, düzgün düzgün resitatif kıvamında mırıldanıyor, Candan Erçetin ise ağır kalıp Tarkan dinleyicisini kaçırmak istemiyor.

Aynı durum şarkı formunun yerleşik olduğu Türk Müziği'nde de geçerli, 'yıllar ayırsa bile, yollar ayırsa bile' den bu yana dillere dolanmış şarkı da yok, şarkıcı da. Hatırlayın, vallahi '80 öncesindekilere kilitlenmiş durumdayız.

Tanrım, başta sevgili Leonard olmak üzere Mina, Veronique Sanson, Michel Berger, Morrisey ve diğerlerine uzun ömür, seslerine sağlık, yüreklerine yeni albümler için esin ve cesaret ver. Amin!

M. Murat SOMER mms@doruk.net.tr


 
 

PAZAR Yazarları

 

 
 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir