 |
|
|
|
Çok canımı yaktılar çünkü ben yetenekliyim
|
|
|
Cihangir'de, ev ortamından farksız Yeni Symrna'da buluştuk Fikret Kuşkan'la. Duvarlardaki raflarda ninelerimizin döneminden kalma rengarenk vazolar, kültablaları ve radyolar vardı. Söze oradan başladı, 'Ben bayılıyorum bunlara, eski güzel günleri hatırlatıyor' dedi. Eski eşyalardan daldık muhabbete. Setlerdeki agresifliği ve sert sözleriyle nam salmış Fikret Kuşkan, yüzünde bir gülümseme şakır şakır anlatıyor. Acaba röportaja başlayınca mı değişiyor? Makineyi görüp fotoğraf çektirmekten hoşlanmadığını söyleyince bastım teybimin düğmesine. Fotoğrafının çekilmesinden ziyade mizansen fotoğraf çekenlerden hoşlanmıyor. Bir de ilk sorusu 'Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?' olan gazetecilerden. 'Ben 24 yılımı verdim bu işe, beni tanımadan nasıl karşıma oturup soru sormaya kalkar' diyor. Sinirlenip röportajı terk edince de adının kötüye çıktığından şikayet ediyor. Hadi basın öyle, peki yönetmenler neden sizden yakınıyor? 'Çünkü soru soruyorum, fikir beyan ediyorum, olmayınca da eleştiriyorum.' Böyle diyor ama eskiye nazaran biraz değiştiğini de inkar etmiyor. 35 yaş sonrasını anlatıyor: 'Fikret artık büyüyor, doğru insan olmaya çalışıyor. Artık ölçüp biçerek konuşuyor, her yönden üslubunu buluyor.' Toplam iki buçuk saat boyunca hiç susmadan sürekli anlattı. Sanırım biraz içini döktü. Röportajı ben noktalamak zorunda kaldım, iş için Diyarbakır'a uçmam gerekiyordu da...
İşiniz kameralarla. Fotoğraf makinelerine de aşina olmanız gerekir ama tam tersi nefret ediyorsunuz..
Fotoğraf makinelerinden hoşlanmıyorum. Utanmak değil de, çekingenlik ve hassasiyet. Kamera karşısında motor dendiği anda öyle bir hassasiyet kalmıyor. O hassasiyetin yerine Ahmet, Hüseyin ya da Mehmet geliyor. Fikret diye biri yok ki orada. Poz veremem ben. Bize bir mizansen verirler. Benim de sekiz yıllık fotoğrafçılığım var ve eğer ben bir sanatçının fotoğrafını çekiyor olsaydım onun konuşma esnasında farklı açılarını yakalardım. Daha gerçek, daha canlı. Niye poz verdiriyorsun? Poz vesikalıktan öteye gitmez. Zaten Türkiye'de var olan oyunculuk standardının yüzde 95'i poz üzerinedir. Hep poz verirler sinemada ve televizyonda. Hep kartondur.
Kartondur derken neyi kast ediyorsunuz?
Bana göre Türkiye'de oyunculuklar neredeyse tümü kesilmiş bir vesikalığı andırır. Bu poz anlayışı bizim sinemamıza ve kameralara öylesine çok yansımış ve özdeşleşmiş ki kurtulamıyoruz bir türlü poz verme olayından. İşte karton oyunculuk bu. Bir oyuncunun çirkinlikle problemi yoktur, olamaz. Ayna elinde sürekli makyaj yaparak, kırışıklıklarını kapatarak oyunculuk yapılmaz. Kendisiyle uğraşmak yerine beyniyle ve yüreğiyle uğraşmalı. Halbuki o, ben ne kadar güzel gözüküyorum, gözükmüyorum derdinde.
Siz çekim öncesi sahne provası yapar mısınız?
Benim oyunculuğum doğaçlamadır çoğunlukla. Yönetmenle işbirliği yaparım, fikirlerimi söylerim. Herkes yönetmene hizmet eder ama yönetmen de zeki, düzgün beyinleri kullanmak zorunda. 12 yıl önce yönetmenlerle paylaşmaya başladım ben, 'Bana rolümün hikayesini anlat' dedim. Ardından sana öyle bir oynayayım ki bir daha unutama. Burada yönetmenlere soru sormak çok zor. Eskiden yapışıp bıdı bıdı başlarının etlerini yerdim, şimdiyse sakin bir anlarında yakalayıp pürüzlerimi soruyorum. Sette rahat duramayan bir herifim ben.
Her yönetmenle bu diyaloğu yakalamak mümkün mü?
Çok zor. Böyle bir diyaloğu elde edebilmek için sanırım dil birliği kurmak gerekiyor. Önce ciddiye alınmıyorsunuz ama yıllar geçtikçe, başarınız kanıtlandıkça size kulak veriyorlar. Yönetmen 50 kişiye hikaye anlatabilme yeteneğine sahip olmalı, anlatamayınca kısır kalıyor. Bana yönetmenlerim hiç hikaye anlatmadı.
ASOSYALLİĞİMİ SEVİYORUM
Halbuki Türkiye'nin en iyi yönetmenleriyle çalıştınız. Kısır mı kaldılar sizce?
Fırça bile yedim bu konuda, azar işittim. Kendi filmimi (Gizli Yüz'den bahsediyor) eleştirdim diye Ömer Kavur'dan fırça yedim. Beğenmediğim ve sevmediğim yanları vardı. Ömer Kavur bana 'Sen Türkiye'nin en kaliteli yönetmenleriyle en düzgün ve sıradışı işleri yaptın. Konuşmaya hakkın yok' dedi. Olmaz, ben konuşurum. Gençliğimden ötürü biraz sert bir dil kullanmış ve dobra dobra bir devrimci gibi konuşmuş olabilirim. Ama olgun ve kendini tamamlamış bir adam olarak Ömer Kavur bana daha olgun cümleler kurabilirdi. Rahmetli Onat Kutlar'a gidip ağlamıştım, Ömer Kavur'u şikayet etmiştim.
Peki şimdi olsa yine aynı dille mi yapardınız eleştirinizi?
Şimdi aynı dille anlatmam. Ben de yeni yeni uslubumu, dil tarzımı ve konuşma biçimimi buluyorum. 35'imden sonra böyle olmaya başladı. O zaman çok ateşli, devrimci, saldırgan, titiz, dikkatli, öğrenmeye çalışan aç bir çocuktum. Şimdiyse bildiklerini pişirmiş biriyim. Güzel mayalar yoğurup güzel ekmekler yapmaya çalışıyorum. Eskisi gibi savruk kelimeler ve kırıcı sözler kullanmıyorum. Ama genç insanları anlamak gerekiyor, içlerindeki heyecanı ve ateşi almamak lazım. Ben çok üzülmüştüm Ömer Kavur'un sözlerine, aylarca etkisinden kurtulamadım. Hala anlattığıma göre demek ki içimde bir yara olarak duruyor.
Değiştim diyorsunuz bir nevi, ancak insanlar hala sizden çekiniyor, hatta agresif ve asosyal diyorlar...
Öyleyim, yalnızlığımı ve asosyalliğimi seviyorum. Dışarı çıkmadığım için öyle diyorlar. Gece hayatını yaklaşık beş yıl önce bitirdim. Çok hoplayıp zıpladım gençken, artık yeter. Şimdi üretim zamanı. Bir şeyleri yazma, projeler üretme ve çabalama zamanı. Beslenmişim besleneceğim kadar, artık bunların bir şeylere dökülmesi lazım. Agresifliğe gelince... Ben 24 yılımı bu işe verdim ama karşıma gelen insan soru soramıyor. Ayıp. Ben de utandığım için kalkıp gidiyorum, 'Senin suratına bakamıyorum, kusura bakma kalkıp gitmek zorundayım' diyorum. Ben senin o röportaj yaptıklarından biri değilim. Ondan sonra da Fikret sinirlendi, Fikret agresif, Fikret zor, Fikret şöyle, Fikret böyle. Zorum tabii. Sonra da benim insanları setten kovduğumu söylüyorlar, bu da zamanla yayılıyor.
Memnun musunuz ki böyle kötü tanınmaktan?
Bu tür yargıları hak etmedim ben ama bırak öyle bilsinler, yaklaşamasınlar. Herkes parmaklamasın beni, mıncıklamasın. Aslında kırgınım, ben böyle değilim. Çok titizim. Sadece basın değil, yapımcılar da beni kötü tanıyor. Kulaktan kulağa da yayılıyor bu. Şimdi bir menajerlik şirketiyle anlaştım, artık basın ve yapımcılarla işlerimi onlar düzenleyecek.
Bir röportajınızda yanlış meslek seçtiğinizi söylemişsiniz. Oyuncu olduğunuz için pişman mısınız?
Tiyatro ve sinema gibi bütün toplu sanatlar ekip işidir. Ben keşke bireysel sanatçı olsaydım. Keşke seramik yapsaydım, cam sanatıyla ilgilenseydim, ressam olsaydım. Pişmanlık... Şimdi olsa daha farklı bir seçim yapardım. İyi bir ressam, heykeltıraş, beyin cerrahı ya da dünya çapında bir araştırmacı da olurdum ama oyunculuk dedim. 24 yılımı ona verdim, hiçbir şeyle ilgilenmedim.
Oyunculuk nasıl düştü aklınıza?
Ortaokulda yaptığım tiyatrolardan etkilendim. 'Zaten ben tiyatro yaparsam her şeyi oluyorum' dedim. Ciniz işte, işin kolay tarafına kaçıyoruz.
BAZEN AVAZ AVAZ BAĞIRIP GİTMEK İSTİYORUM
Bu geçen 24 yılın karşılığını aldınız mı?
Çok yoruldum ama karşılığını almadım. Çok canımı yaktılar, yetenekliyim çünkü. Yaptığımın da sonuna kadar arkasındayım. Yine de çok fazla lakırdı etmiyorum, çünkü Türkiye'nin en iyi işlerini yaptım. Avrupa beni sevdi, ama beni Avrupa'ya taşıyan filmim değil, oyunculuğum oldu.
Avrupa'ya yerleşmek ister misiniz peki?
Burada dünyaya geldim, beslendim ama bu ülkeyle sıkıntım var. Bu sistemi, bu yapıyı, kötü inşaatı görünce üzülüyorum, canım yanıyor. Bazen çırılçıplak, avaz avaz bağırarak bu ülkeden gitmek istiyorum ama çok zor. Temelden bırakıp gidemem ben buralardan...
Sizin için 'zor rol' var mı?
Oyunculuk zaten çok zor bir alan. Canlandırdığınız karakterler zaman zaman sizi hasta bile edebiliyor. Beyin şizofrenik algılar, bölünmeler yaşıyor. Motor ve stop'tan sonra her şey bitmiyor. Hemen sıyrılmanız gerekirken o karakter eve taşınabiliyor. Gece sıçramalar yaşıyor ve ertesi sabah çok kötü kalkabiliyorsunuz. Kimlik çakışmaları oluyor. O rollerin ne kadar acılar yaşatabileceğini bilmiyordum.
Neden filmlerinizin galasına gitmiyorsunuz?
Gitmiyordum ama madem bir iş yapıyorum, artık arkasında duracağım. Fikret büyüyor, doğru insan olmaya çalışıyor.
|
|
|
|
|
|
 |