18 Aralık 2004 Cumartesi       




 

Sebahattin Demiray


 

Kimden miras bu koltuk sevdanız?

   
 
Osmanlı tarihi öyle sanıldığı gibi hep kahramanlık hikayeleriyle dolu değil. Arada Bizans oyunlarına da rastlanıyor. Ne de olsa Topkapı Sarayı eski Bizans üzerine kurulu. Artık insanlar da havasından suyundan bir şeyler kapmış olmalı

O gün kafasının içinde kaç tilki dolaşıyordu acep? Otuz dokuz mu, yoksa kırk mı? Kuyrukları birbirlerine değmeyen o kurnazcıkların hepsinin de aklı fikri iftar yemeğinde içmesi için çocuk padişaha sunulacak zehirli şerbet formülleriyle meşgul olmalı.

İnsan kurduğu zehirli şerbet kumpasının neticesini beklemeden yatıp uyur mu hiç? Bir insan bu kadar mı gafil olur?

O adı meçhul ecnebi ressamın olayı tam manasıyla bilmediği kesin. Zira yatırmakla kalmamış, bir de çizdiği resimde mışıl mışıl uyutmuş valide sultanı.

Fakat o gece onun gözüne uyku girmediğini biliyoruz. Gözlerini kapattığı zaman bir daha açamayacağını bildiğimiz gibi. Kapattığı zaman bir daha açamayacak, zira ölmüş olacak.

Topkapı Sarayı karşılıklı yapılacak iki ihtilale gebe o gece. Uyunacak zaman mı?

Sene; 1651. Ramazan ayı. Tam saati de teravihle sahur arası olmalı. İşte o gece o yaşlı cadının hem elli yıldır süren valide sultanlık saltanatının, hem de ömrünün son gecesi.

Oysa nasıl da rahat uyuyor, nasıl da huzurlu. O kadar ki, meçhul ressamın işi abartıp, hemen başının üzerine, karikatürlerdeki gibi düşünce balonuyla gördüğü rüyayı niye eklemediği takılıyor insanın aklına.

Ellerinde yağlı urganlarla usulca kapıyı açan cellatlar parmaklarının ucunda, Mahpeyker'in karabasanı olmak için sessizce yatağının yanına yürüyor. Oysa böyle olamamalı. Böyle gelmemeli cellatlar, gelişleri böyle kalleşçe olmamalı. Çünkü uyumak yerine muştulu havadisi duymaya hazırlanıyor Anastasya. O beklediği müjde de on yaşındaki çocuk padişahın, yani IV. Mehmet'in, yani torununun ölüm haberi.

ÖLÜMSÜZ CADI

'Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak' deyimi onun sayesinde dilimize yerleşmiş olmalı. Çünkü o elli yıldır üzerinde taşıdığı valide sultanlık payesini kaptırmamak için Topkapı Sarayı'nın taş zemininde adem ejderhası bir zülüflü baltacıyla boğuşurken canından oldu.

O bazılarına göre Anastasya, bazılarına göre Mahpeyker, bazılarına göre de anlatılan o meşhur masaldaki Pamuk Prenses'e zehirli elma sunan cadının ta kendisiydi. Fakat ona aşığı tarafından takılan ve herkesçe bilinen meşhur ismi Kösem'di. Kösem, yani; önde giden.

Bir zamanlar taze bir cariye olarak girdiği o sarayda vakti zamanı gelince padişah I. Ahmet'in gözdesi olacağını herhalde aklına bile getirmiyordu. Emekliliği gelmiş bir valide sultan eskisiyken, mekanına ve makamına kazık çakmaya niyetlendiğinde bir zülüflü baltacı tarafından perde kordonuyla boğulacağına ihtimal vermediği gibi. O cadının epey vakittir ölümsüz olduğuna inanıyor olması da muhtemel aslında.

Efendim, olayın aslı kısaca şöyle: ölen ya da tahttan indirilen padişahların bütün yakınlarının Topkapı Sarayı'nda barınmaları pek doğru bulunmayıp, eski saraya gönderilirlerdi. Sultan İbrahim katledilip yerine yedi yaşındaki oğlu IV. Mehmet geçince valide sultanlık makamı annesi Turhan Sultan'a geçiyor. Fakat Kösem Sultan yılların alışkanlığıyla yerinden pek kıpırdamak istemiyor ve büyük valide sultan olarak hayatını kaldığı yerden sürdürmeye devam ediyor. Lakin kısa süre sonra Kösem ve Turhan'ın arasında beklenen husumet yaşanmaya başlıyor. Bunun üzerine Kösem Sultan tertiplediği bir ihtilal planıyla torunu Mehmet'i indirip padişahlığa diğer torunu Süleyman'ı getirmek istiyor. Tabii ki yaptığı bu tercih Süleyman'ın kara kaşı kara gözü için değil, rivayete göre Süleyman'ın annesi Dilaşup'un Kösem'le aşık atamayacak kadar meczup bir kadın oluşundan dolayıdır.

BİZANS'IN SUYU

O cadı babaanne geçmişi de pek çabuk unutmuşa benzer. Geçmiş; oğlu IV. Murat'ın ani ölümünden sonra tutsak edildiği zindandan çıkarılan, kafayı oynatmaya ramak kalmış İbrahim'den uzun süre oğul alamayınca epey bir paniklemiş olması... Nasıl paniklemesin İbrahim Osmanlı soyundan hayatta kalan yegane erkek. Eğer İbrahim'in başına bir şey gelmiş olsa, soy kuruyup Osmanlı İmparatorluğu Vahdettin'i beklemeyip hemen o vakit tarihe karışacak. Osmanlı tarihi sanıldığı gibi hep kahramanlıklarla dolu değil. Arada böyle kumpaslar, katakulliler ve Bizans oyunları da icra edilmiş. Ne de olsa Topkapı Sarayı eski Bizans üzerine kurulu. Artık insanlar da maharetlerine göre havasından suyundan bir şeyler kapmış olmalı.

TAHTALARA VUR MÜNECCİM

Fakat o gün sadece zehirli şerbet tadında ihtilallerin hazırlandığı değil, aynı zamanda Meleki isimli bir cariyenin Kösem Sultan'la hesaplaşma günüydü. Aylar önce bir kış günü Meleki dairesine odun getiren zülüflü baltacılardan bir oğlana göründü diye Kösem Sultan tarafından kırbaçla cezalandırılmış, ardından bir de saçları kısacık kestirilmiştir.

İşte bu Meleki adındaki cariye Kösem Sultan'ın yapacaklarını işitip, Sultan Mehmet'in annesi Turhan Sultan'a haber veriyor.

Eh böylesine telaşlı bir günde Kösem Sultan falcılara danışmayı da unutmuş olmalı. Müneccimine kulak vermeyi aklına getirmiş olsaydı neler işitirdi acep? 'Torununuz Sultan Mehmet Han çok uzun yıllar saltanat sürecek, bu o kadar uzun bir süre ki; büyük büyük dedesi Sultan Süleyman Han'ın rekoruna yakın' deseydi Kösem Sultan o gece yapmayı planladığı suikasttan vazgeçer miydi? Kim bilir?

Müneccim başının baktığı falda göreceği şeyler sadece bunlarla sınırlı değildi tabii. Yıldızların konumunu bir şeylere yorma maharetine sahip o yetenekli kişi o gün Kösem Sultan'ın falına bakmış olsaydı, o gece velinimetinin başına gelecekleri gördükten sonra kesinlikle tahtaya vurma ihtiyacı hissedecekti.


 

 

 
 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir