17 Aralık 2004 Cuma       




 

Şebnem İyinam


 
ekler@aksam.com.tr

Kameralı evlerde yaşam

   
 
Milyonları ekrana kilitleyen Gelinim Olur musun? yarışmasına güle güle derken, bugüne kadar 'kameralı evlerde konulu yaşam'dan arta kalanlara bir bakalım istiyorum bugün. Ben, ilk BBG evindeki hamlık, olmamışlık, kıl kurnazlığı, kültür yoksunluğu, taşralılık, kasabalılık şokunu atlatarak, aynı formatla yayınlanan diğer BBG evlerini seyretme lüzumunu görmemiştim açıkçası.

Benimle Evlenir misin? ortaya geçici yeni ucubeler çıkarmış olsa da, onun da üstünde durmadım. Sonuncusunda, kendini bir türlü birleşemediği köylü güzeli Tülin'in tek taraflı yavuklusu ilan eden 'meşhur' alamancılarımızdan Caner vardı mesela... Caner'in müşteri olarak girdiği ve Arto'nun sahne aldığı gece klübünden (Neden Arto'nunki diye de sorabilirsiniz) apar topar atıldıktan sonra, kapıda ele avuca sığmaz halde, arkadan yırtılarak bacaklarını iyice (iki böbreğinin ortasına dayanacak uzunlukta) ikiye ayıran siyah pantolonunun (Cüneyt Arkın'ın eski bir Türk filminde başına gelen sahne ne ki acaba!) arasından çıkan beyaz külotuyla gecenin karanlığında ağza alınmayacak, galiz küfürler sarf ederken, yoldan geçen otomobillere tekme tokat savururkenki (tam bir sokakta kalmışlık hali) hazin görüntülerini Savaş Kalafat'ın programında izlediğim an, kendimi sakinleştirmek için 'Yok bir şey Şebnem,' diye telkinde bulunmuştum kendime; 'olacağı buydu!'

TELEVİZYON DAHİLİĞİ, Mİ ACABA..?

Benim için gerçek ikinci şok Kalplerde İkinci Bahar'dır açıkçası. Hatırlarsınız, o eve ilk adımlarını atan yaşı geçkin, iyi giyimli, kerli felli yarışmacıların ilk geceki nezaket edebiyatlarına şahit olmuştuk hep birlikte. O yetişkin bireylerin yarışmaya katılma bayağılığını bir kenara koyarsak, ev içi yaşamları başlar başlamaz tefessüh eden iç dünyalarının üzerinde bir bayağılık okyanusu, bir daha çıkamaz diyordum ortaya ve kendi kendime 'sosyopatlığın alemi yok, yenisini seyretmezsin, olur biter' diyordum. Sonra sanırım araya RTÜK girdi ve İkinci Bahar'ın hazırlıkları tam yol sürerken; başvuru şartları açıklanmış, kuvvetle muhtemel formları basılmış, dağıtılmışken, ani bir kararla o formatın tekrarı kabul görmedi.

Şok dalgaları normalde etkisini giderek kaybedeceğine, nasıl oldu da etkisini artırabildi diye düşünüyorum bugün. Yapımcılarını kimilerince 'televizyon dahiliği' mertebesine taşıyan 'kameralı evlerde konulu yaşam'ın kendisi, rezaletten beslenmeye alışmış açgözlü, deforme bir yaratığa dönüşmüştü çoktan.

ERKEK ÇOCUK ANNESİ OLMAK

Benim için şokların en büyüğü Gelinim Olur musun?'a yüzümüzü döndürecek olursak, en müthiş kayınvalide adayı 'Semranım' pek çokları tarafından kabul görmüştür ki, o bir fenomen! Ya da aşırı uç diyelim... Halbuki, o yalnızca yükseltiği sesiyle, yetiştiği kenar mahalle kültürüyle, tarzıyla ve donmuş, yaşamayan, hastalığına kurban verdiği gözleri ve yüz kaslarıyla farklı gibi duruyor. Aldatıcı olan onun bu özellikleri. Ama maalesef Semranım bu toplumda yalnız değil. Kaideleri bozmayacak bir 'istisna' hiç değil!

Semranım'ın hastalığını izlemek, kıdemli bir aktrist ya da kıdemli bir psikiyatr olsaydım aynı derecede kendine esir ederdi beni, eminim. Fakat ben hayatın içinde ne o kadar kıdemli, ne de o kadar donanımlı olmaktan yana oldum. Yan çizdiğim içindir belki, Semranım'ı hep gözümün ucuyla seyredip, kirpiklerimden arta kalan flu bir alanla baktım kendisine. Onu, gene kendim belirlediğim, o kısa ve dar alana hapsettim. Korktum çünkü. Neden korktuğumu da söyleyeyim. Ben bir erkek çocuk annesiyim.

Bir anne olarak, erkek çocuklarının anneleriyle kurmak durumunda kaldıkları ilişkinin, yaşadığımız dünyanın kaderini belirlediğine inanmak istemedim. Ama öyle! Daha önce hiçbir konuda kendimi bu kadar 'sorumlu' hissetmemiştim. Ve ne yazıktır ki, yetişkin erkekler bu tür programları seyredebilecek kadar tahammüllü değiller kendi gerçeklerine... Moralimi bozan şey ise, seyredenlerin bu programdan çıkarması gereken dersin kapısından içeri bir türlü adım atmayacağına olan inancım. Hatırlatmak isterim, o dersin kapısı, elbette bu tür programların kapısı değil. Ama ben, Gelinim Olur Musun Evi'nde geçirdikleri son gecelerinde, sevdiklerini düşündükleri kızların değil, annelerinin eline sıkı sıkıya yapışan erkek çocuklarını seyrettikçe, gene bir erkek çocuk annesi olarak, çok ama çok utandım.




AB kapısında bekleyen Türkiye misali kadın erkek ilişkileri

Ben bu yazıyı yazarken 17 Aralık değil henüz. AB'den kesin bir müzakere tarihi çıktı mı, çıkmadı mı, onu da bilemiyorum. Tuhaf ama Recep Tayyip Erdoğan dahil, Avrupa'yla kenetlenmeyi isteyen çok insan var Türkiye'de. (Kenetlenmek sözüne karşı çıkmayın, özellikle kullanıyorum, çünkü dışarıya karşı ortak yaşamı iyileştirmek için verilecek mücadele gereği, üyelik kenet olmayı, el ele olup, birbirinden güç almayı gerektirir özünde.) 'Tuhaf' kelimesini kullanmamın sebebi, dışardan bakıldığında Recep Tayyip Erdoğan'la aynı şeyi istiyormuşum gibi gözükmem tabii.

Fakat ben bu, başlangıçta fahiş hatalarla dolu, zaman zaman basiretsiz, zaman zaman inisiyatifsiz, kifayetsiz bekleme halini, bir türlü mutlu sona eremeyen kadın erkek ilişkilerine benzetiyorum biraz. Aklıma, ilk olarak Derya Tuna geliyor mesela... Birkaç yıl önce İbrahim Tatlıses'in konuk edildiği bir televizyon programına Amerika'dan cep telefonuyla katılmış, nikah beklediğini, nikah istediğini sesi titreyerek ima etmişti. Yıllar önce nikahsız çocuklarını doğurarak hazırlık yapmıştı belki kendince, evlilik kapısında tek ayak üzerinde beklerken... Ben AB'yi İbrahim Tatlıses'e benzetecek değilim. Dikkat çekmek istediğim şey, Avrupa'yla kenetlenmek isteyen Recep Tayyip Erdoğan'nın kendisinin ya da kendisinde simgelenen resmi politikanın çelişkileri! İnandırıcılıktan ve AB üyesi olabilmekle arasında bir türlü kapanamayan mesafe ve bütün bunların, onun duruşuna dışarıdan bakanlar tarafından çok daha kolay görülebileceği gerçeği... Bize kalansa oyalanmanın, zaman kaybetmenin yarattığı derin hayal kırıklığı, hallerin en korkuncu; motivasyonsuzluk hali.


 

 

 
 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir