 |
|
|
|
Beyni yıkanmış liderler
|
|
|
The Manchurian Candidate filminin tartışılması gereken tek bir önemli noktası var. Beyin ve akıl kontrolü mümkün mü? Sonuçta film, bir yeniden çevrim. Yapım ekibi 1962 yapımı orijinal filmi, çağdaş dünyaya uyarlarken ilaç teknolojisinden ve bilimsel içerikten faydalanmış. Bu konuda filmin danışmanı Dr. Jay Lombard beyin yıkama operasyonu diye bir şeyin olabileceğini düşünüyor. Bu aşamada filmin konusuna bir göz atalım: Kahramanımız Binbaşı Bennett Marco, I. Körfez Savaşı'nın gazilerindendir. Katıldığı her seminerde kendisinin bile inanmakta güçlük çektiği bir hikayeyi anlatmaktadır. Kendi birliğinde yer alan ve eski bir senatörün oğlu olan Çavuş Raymond Shaw'un kahramanlıklarını sıralar. Oysa kendi takımından hiçbiri olanları anımsamamaktadır. Binbaşı Marco'nun birliğinin tek bildiği gördükleri kabuslardır. Kahraman Çavuş Raymond Shaw ise, iktidar partisindeki ağırlığını kullanan annesinin de yardımıyla ABD Başkan yardımcılığına adaylığı'nı açıklar. Olup bitenin canlıı tanığı Binbaşı Marco ise adaletsizliğe karşı tek başına savaşımını başlatmıştır.
Gerilim sinemasına aşinalığıyla tanınan Kuzuların Sessizliği filminin yönetmeni Jonathan Demme'dan politik bir gerilim. Her biçimde Adryan Lyne'in Jacob's Ladder/Jacob'ın Merdiveni filmini yineliyor ve onu kurgusal anlamda aşmaktan uzak kalıyor. Hollywood'un bizi sürekli inandırmaya çalıştığı iki efsane var. Biri Vietnam Savaşı'nda Amerikalı askerlere şiddet uyarıcı kimyasal kullanıldığı, diğeri de dünyaya şekil veren kilit noktadaki insanların beyinlerinin kontrol edilmesi... Kendi adıma iki tezi de akla uzak bulduğumu söylemeliyim. Bu varsayımlar olsa olsa insanlık ruhunu örselemeye yarar.
MançuryalI Aday George Bush mu?
Başkan Yardımcısı Raymond Shaw'u canlandıran Liev Schreiber'in kıstırılmış bir George W. Bush portresi çizdiği söyleniyor. Bunu düşündüren en büyük etken başkan yardımcısı adayının babadan torpilli ve annesine aşırı bağlı olması. Öyle ki ana-oğulu canlandıran Merly Streep ve Schreiber'in ateşli bir öpüşme sahnesi bile filmde yer alıyor. Mançuryalı Aday, Amerikalıların Körfez Savaşı üzerine, film yaparken bile tedirgin olduklarının kanıtı. George Clooney'in oyandığı ipe sapa gelmez Three Kings'e oranla Mançuryalı Aday'ın daha sağlam durduğu bir gerçek. Ama ne Binbaşı Marco'yu canlandıran Denzel Washington'ın ne de diğer karakterlerin inandırıcılığı tatmin ediyor. Iraklı kadınların Amerikalılara otantik gelebilecek ve sözde gerilim figürü niyetine kullanılan yüzü ise istenen etkiyi vermekten çok düşmanlığı körüklüyor.
Jonathan Demme, filmin başında yakaladığı gerilimi, tüm ustalığına rağmen sürdürmekte zorlanıyor. Çok sert bir eleştiri getirebileceği bir konuda belli ki bir takım dış etkilere yenilmiş. Yine de son günlerde arkası kesilmeyen zayıf filmleri düşünürsek, izlenip tartışılmaya değer bir filmle nihayet karşılaşıyoruz.
THE MANCHURIAN CANDIDATE
Yönetmen: Jonathan Demme
Oyuncular: Denzel Washington, Merly Streep, Liev Schreiber
Senaryo: Dean Georgaris, Daniel Pyne
Görüntü yönetmeni: Tak Fujimoto
Müzik: Rachel Portman
2004 ABD
Kaçırılmayacak bir gösteri: Zatoichi
Haftanın ikinci Japon kökenli filmi, Takashi Kitano'un yazıp yönettiği son derece özel ve ilgi çekecek bir yapım. Özellikle dövüş sanatlarına ve Japon Kültürü'nün Samuray olgusuna yatkın izleyici, ince bir mizah anlayışıyla harmanlanmış bu filme kayıtsız kalmamalı.
Kör ve yaşlı bir masör olan Zatoichi köy köy dolaşan bir gezgindir. Uğradığı bir dağ köyünde halkı haraca kesen bir çeteyle karşılaşır. Karısının rahatsızlığı yüzünden bu çeteye kiralık katillik eden bir samuray, çeteden öç almaya çalışan iki kardeş geyşa ile dramatik anlar yaşayacaktır...
Dillere destan Samuray
Elinde bastonu, ununu elemiş yaşlı bir adam gibi durur Zatoichi. Oysa o baston kabının içinde inanılmaz bir süratle kullandığı samuray kılıcı vardır. Dilden dile dolaşan bir efsanedir. Kimse karşılaşmamıştır, karşılaşmak da istemez. Yazan, Zatoichi'yi canlandıran ve yöneten Kitano, bu son derece kişisel filminde mizahı elden bırakmaz. Olağanüstü dövüş koreografileri, ritme tastamam uygun aynı güzellikte müziği ile hem kolay kolay unutulmayacak hem de eğlenceli bir film çıkarır. Bu yıl Filmekimi'nde de gösterilen, daha önce geçtiğimiz ay gösterime gireceği duyurulan bu gecikmeli Japon filmini asla yabana atmamalı, kendine özgü felsefesiyle tadına varmalıyız. Birden fazla seyredilmeyi hakediyor.
ZATOICHI ****
Yönetmen: Takeshi Kitano
Oyuncular: Takeshi Kitano, Tadanabu Asano, Yuuko Daike, Daigoro Tachibana
Senaryo: Takeshi Kitano
Görüntü yönetmeni: Katsumi Yanagishima
Müzik: Keiichi Suzuki
2003 Japonya, 116 dakika
Çeviride kaybolan korku
Hollywood'un yeni geçim kaynağı Uzakdoğu Japon korku filmleri. Bu kez hiçbir masraftan kaçınılmamış, remake yapılacak film için, orijinal yönetmeni getirilmiş. Orijinal The Grudge ya da diğer adıyla Ju-On filmini yazan-yöneten genç Takashi Shimizu Amerikan versiyonunun da başında. Yapımcı ise korku filmlerinin tahtta oturduğu dönemlerde unutulmaz Evil Dead filmiyle korkuseverlerin hafızasına kazınan Sam Raimi.
The Grudge/Garez, kaynağını Japon folklorik korku anlatılanlarından alıyor. Efsaneye göre kin ve nefret içinde ölen kişi, bu nefreti öldüğü mekana yayar ve tükenmek bilmeyen lanet sürer gider. Shimizu'nun yeni The Grudge/Garez'i, son derece etkileyici bir açılış sahnesiyle başlıyor. Yüksek bir binanın balkonunda duran bir adam yeni uyanan karısına bakarak kendini boşluğa bırakır. Film bize iki sert uyarıyı aynı anda yaparak başlamıştır. Binanın balkonundan kendini bırakan karaakteri Bill Pullman canlandırmaktadır. Daha ilk sahnede star sistemini ezici bir biçimde Hollywood'un markalarından biri öldürülmüştür. Bill Pullman'ın Amerikan Sinema tarihinin en şovenist filmlerinden biri olan Independence Day/Kurtuluş Günü'nde Başkan'ı oynadığı düşünülürse Shimizu'nun tercihi anlamlıdır. Ancak yönetmen, bu anlamlı tercihinin sonunu getiremeyecektir. Pullman'ın ölümü, sadece yarım saat boyunca izleyiciyi tedirgin etmeye yarar.
Orijinal Garez'i görmemiş olanlar için korku filmi seven izleyici için belli bir cazibe taşıyor Amerikan versiyonu. En azından özlemi çekilen bir soft korku duygusu fazlasıyla var. Özel efektlerle doğallığını yitirmemiş bir korku filmi izlemek az şey değil. Ancak zaten daha önce filme alınmış bir konuyu, üstelik The Ring ve Dark Water'ın başı çektiği ekolün bir dolu benzer örneğine rağmen, üstüne üstlük yakın zamanda izlediğimiz Lost In Translation filmine katık ederek formüle etmek zanaatçılıktan öte bir şey değil!
Konuya gelince; öğrenci değişim programı çerçevesinde Tokyo'ya okumaya gelen Karen, zorunlu sosyal hizmetlerden hastabakıcılığı seçmiştir. Günün birinde Amerikalı bir ailenin Japon hastabakıcısı işe gelmeyince Karen, bu eve gitmek üzere görevlendirilir. Eve gittiğinde korkunç bir lanetle karşılaşacaktır.
Garez, özellikle ilk yarım saatinde, orijinal filmi izlemiş olanlar dahil herkesi epeyce yerinden hoplatıyor. Sahte şok kullanmayışı, kadrajın boş kenarlarından beliren karanlık gölgeler, hızla kameranın önünden geçen karaltılar tekinsiz bir atmosfer yaratmaya yetiyor. Ancak Garez, bir noktadan sonra zaten kendisi bir tekrarken, kendi içinde de kendini tekrarlamaya başlıyor. Saçları öne taralı canavar-kadınlar, yerli yersiz çalan telefonlar zaten bildik öğeler. Bir de buna teknik olarak, sürekli aynı tarz siyaha açılmalar, parçalı kurgu eklenince heyecan etkisini yavaş yavaş yitiriyor. Oysa Japon orijinali bize gizemi düşündürmesi ve aratmasıyla biliniyor. Amerikan izleyicisinin daha hazırlop ürünlerden hoşlanması Garez'in etkisini yarıya indirmiş. Doğrusu Takashi Shimizu, o çok umutlandırıcı açılışından sonra beklentileri tatmin etmekte zorlanıyor. Buffy hayranları için de durum farklı değil, Sarah Michelle Gellar gereğinden fazlaca yalnız kalmış! Yine de, özellikle Japon versiyonu izlememiş olanların bu özel efektlere bulanmamış filmden 70'lerin korku filmlerine özgü tatlar çıkarabileceğini düşünerek bir yıldız fazladan vermeyi uygun gördüm.
THE GRUDGE
Yönetmen: Takashi Shimizu
Oynayanlar: Sarah Michelle Gellar, Jason Behr, William Mapother
Yazan: Takashi Shimizu
Görüntü yönetmeni: Hideo Yamamato
Müzik: Christopher Young
2004 Japonya-ABD, 96 dakika
Ve diğer filmler
Büyü
700 yıl önce Artuklular'ın yaşadığı yere gelen bir büyücü kötü bir büyü yaparak o bölgedeki çocukların ölümüne neden olmuştur. Günümüzde, bölgeye gelen İstanbullu bir arkeoloji ekibi Artuk hükümdarının el yazmasını aramaktadır. Ekipten bir kadın evli bir adama aşıktır ve onu kendine bağlamak için bir büyü yapmak ister. Sonuç felaket olacaktır!
2 milyon dolar bütçesi olan filmin yönetmeni Orhan Oğuz'un, Güle Güle filminin yapımcısı Faruk Aksoy ile birlikteliği, sinemamızın son dönemde Okul filminden sonra ikinci gerilim/korku türünde bir yapım çıkarmasına vesile olmuş.
Yönetmen: Orhan Oğuz
Oyuncular: İpek Tuzcuoğlu, Ece Uslu, Özgü Namal, Nihat İleri, Okan Yalabık
Senaryo: Servet Aksoy, Şafak Güçlü
Görüntü yönetmeni: Adnan Güler
Müzik: Engin Düzyol
2004 Türkiye
İnsanlık Hali
İspanya'da yaşayan Yahudi bir ailenin kızı, nişanlısını ailesiyle tanıştırmaya karar verir. Gelgelelim oğlan Filistinlidir. Kızın çılgın ailesi, oğlanın şaşkınlığı, art arda gelen komiklikler ve sıcak bir aile filmi. İspanya'dan gelen İsrail-Filistin meselesi üzerine eğlendirici bir aile filmi. Filmin ortak yönetmenler ve senaristleri Dominic Harari ve Teresa Pelegri'nin evli olduklarını ilginç bir not olarak ekleyelim...
Yönetmen: Dominic Harari, Teresa Pelegri
Oyuncular: Norma Aleandro, Guillermo Toledo, Maria Botto
Senaryo: Dominic Harari, Teresa Pelegri
Görüntü yönetmeni: Danny Cohen
Müzik: Charlie Mole
2004 İspanya-Arjantin, 89 dakika
Vanilya ve Çikolata
İspanyol dans Joaquin Cortes ile Serra Yılmaz'ı bir araya getiren film evlilikleri yürümeyen bir çifti anlatıyor. Kocasının ihanetini yakalayan bir kadın, üç çocuğunu bırakıp bir sahil kasabasına yerleşir. Kadın geçmişin muhasebesini yaparken çocuklarına bakmak zorunda olan adam baba olmanın sprumluluğuna varacaktır. Araya giren bir kıskançlık da aralarındaki korlanan ateşin yeniden alevlenmesini sağlar. Vanilya ve Çikolata, yönetmeni İtalyan Ciro Ippolito'nun 20 yıl aradan sonra yaptığı dönüş filmi.
Yönetmen: Ciro Ippolito
Oyuncular: Joaquin Cortes, Maria Grazia Cucinotta, Serra Yılmaz
Senaryo: Franco Ferrini, Ciro Ipplito
Görüntü yönetmeni: Fabio Cianchetti
Müzik: Murizio Abeni
2004 İtalya, 110 dakika
|
|
|
|
|
|
 |