10 Aralık 2004 Cuma       




 




Cepten yediler işkembeden attılar

   
 
Avrupa ile ilişkilerde politikacıların 1963'ten beri hep cepten yediğini söyleyen İlhan Kesici, 'Avrupa Birliği'ne sizi ben sokuyorum' tavrıyla hareket eden Özal, Çiller, Yılmaz gibi politikacıların iç politikada büyük bir düş kırıklığına uğradığını hatırlatıyor. AB yolunda topluma 'müthiş bir zafer kazanıldı' havası pompalayan politikacıların bunu oya dönüştüremediğini belirten Kesici, bunun sebebini şöyle açıklıyor: 'Halka, doğruları söylemediler, yanlış söylediler, abarttılar, işkembeden attılar.'

Serbest dolaşım 1986'da başlamalıydı

Pekiyi, ya serbest dolaşım konusu?

  • Katma Protokol'ün en kudretli kazanımıdır. Çok net ve açıktır. Ankara Anlaşması'nın 12. Maddesi gereğince, 'aşamalı olarak, 12. ve 22. yıllar arasında geçilir' (Ankara Anlaşması: 1964 + 12 yıl = 1976. 1964 + 22 yıl = 1986) Demek ki neymiş? 1976-1986 arasında, aşamalı olarak, ama en son 1986 tarihinde işgücü serbest dolaşıma girecekmiş. Ve bu bir 'uluslararası anlaşma' imiş!

    Hemen belirtmeliyim ki...Türkiye'nin Cumhuriyet tarihi içinde yaptığı en kudretli 2 uluslararası anlaşmadan biri NATO, ikincisi de, gerek 1963 ve gerekse 1963'ün içini dolduran bu 1970'teki Katma Protokol'dür.

    Kesici 'maalesef' deyip ekliyor:

  • Türkiye'nin de şu ana kadar bütün gördüğü ve göreceği de bu olmuştur. Bundan sonra yapılan her şeyde, cepten yenmeye başlanmıştır. AB ile ilişkilerde ise bu durum tamamen böyle olmuştur. Sebepleri çeşitlidir.

    BAŞBAKANLAR SATTI

    Asıl sebep nedir?

  • Birincisi, konulara tam hakim olmayan siyasi ve bürokratik kadrolardır. İkincisi de, benzer şekilde, özellikle başbakanların konuyu iç-siyaset hesapları dolayısıyla, alenen 'satmalarıdır!' 1978'de CHP, Katma Protokol yükümlülükleri, yani daha önce söylediğimiz aşamalı gümrük indirimlerini askıya aldı. Sonra da, AET ile olan bütün ilişkiler donduruldu. Malum sloganı 'Onlar Ortak Biz Pazar' diye diye!

    Hem de ısrarlı 'siz de buyrun' davetlerine rağmen değil mi?

  • Evet.. 1975'te tam üyelik müracatı. 1976'da müzakerelerin başlanabileceğinin sinyali. 1978'de müzakerelerin başlaması. Tam bu noktada, tam anlamıyla ne olduğunu hala tam olarak bilemediğimiz, bir Danimarka Dışişleri Bakanı veya Komisyon'da görevli bir komiserin, Ankara'ya gelip, 'Aman ha aman, siz de müracaat edin' demesi. Olabilir. Çünkü o ana kadar, yani 1959'da bizim ilk müracaatımız, 1963'te Ankara Anlaşması'nın aynı maddeler ve hatta tıpı tıpına aynı kelimelerle Atina Anlaşması olarak yapılması. Katma Protokol'le biz öne geçtik. Çünkü Yunanistan'da askeri darbe oldu, ilişkileri donduruldu.

    12 EYLÜL FAKTÖRÜ

    Tam bir yıl sonrası var?

  • Evet, 1979 AP Azınlık Hükümeti işbaşındadır. İlişkilerin yeniden açılması kararı, gayretler ve ilişkilerin yeniden rayına girmesi...

    O kadar ki, 1980 yılı 30 Haziran'da, Brüksel'de, işlerin dondurulmadan önceki haliyle ve hatta biraz daha iyileştirmelerle ve Konsey Kararları ile tekrar güzel bir noktaya gelinmesi. Fakat tam o sıralarda, Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen'in MSP oyları ile bakanlıktan düşürülmesi.

    Ardından 12 Eylül 1980 darbesi?

  • Bütün işlerin tepe-taklak olması ve ilişkilerin bu defa da Avrupa tarafından dondurulma süreci... Yunanistan'ın 1981'de tam üye olması. Böylece bütün ilişkilerin tam anlamıyla dondurulması, her girişimin Yunan vetosuna takılması. En ufak ve en masum şeylerin bile veto edilmesi. 1983'te demokrasiye geçilmesinin bile bir anlam ifade etmemesi.

    BOZER'İN BAŞINA GELENLER

    Daha sonra Özal'ın atakları yok mu?

  • Evet, 1987'de Turgut Özal'ın bütün Avrupa'nın, 'Aman şimdi müracaat etmeyin' uyarısına rağmen Özal'ın müracaatı. 'Uzun ince yol' lafları arasında. Müracaatın kabulünün, ilgili AB Bakanımız Prof. Ali Bozer'e bir çay bile ikram edilmeden, müthiş bir istiskalle (Soğuk davranışlarla hoşlanmadığını belli etme), müracaat kağıdının elinden bir 'kapı

    aralığından' alınması. Geçtiğimiz Eylül ayında Ali Bozer, katıldığı bir panelde istiskal edildiği bu anısını şu cümleyle anlatmıştı:

    Allah beni bir daha böyle bir muameleye maruz bırakmasın!

    İÇ POLİTİKA MALZEMESİ

    Serbest dolaşımdan geri adım konusuna dönelim?

  • Evet, aynı zamanda daha önce anlattığımız 'işgücünün serbest dolaşımının' ve 'mali protokollerin' ortadan kaldırılır hale gelmesi. Ama özellikle serbest dolaşımın budanması. Avrupa için, çok mühim bir konu halledilmiş oldu. Neye karşılık? Sıfır Lira'ya!

    Vahim değil mi?

  • Bence daha da vahimi, bütün bunların, bazı iş dünyası ve bazı medya marifetiyle, aynen şimdi olduğu gibi, bırakın kazanılmış haklarımız olmasının bilinmesi veya hatırlanması; bir de üstüne üstlük 'müthiş bir zafer havasının' pompalanması. Sebep ne? İç politika malzemesi. 'Sizi Avrupa'ya ben sokuyorum' safsatası.

    Peki bunlar iç politikada oya tahvil edilebildi mi?

  • Turgut Bey'in, 1987'deki oyu yüzde 36.5 idi, 1989'daki oyu meşhur yüzde 21.75. Elbetteki tek faktör bu değildir. Ama bir ara tespittir.

    Özal'a yaramayan 'oy' konusu Tansu Hanım'a da yaramadı. 1991'deki yüzde 27 oy, 1995'te yüzde 19. Elbette tek sebep bu değildir. Daha sonra da, benzer bir işi Mesut Yılmaz üstlendi. O'na da yaramadı. O da yüzde 13 idi, yüzde 5'e düştü. Bunların bir tane sebebi var. Halka, doğruları söylemediler, yanlış söylediler, abarttılar, işkembeden attılar.

    Şakir SÜTER


     
  •  


     
     
     

     

    Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
    | Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
    Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir