 |
|
|
|
Engelliler için engellenmemiş kent
|
|
|
Zaman zaman tıbbın bilgi ve müdahale kabiliyetinin yetmediği noktada, henüz doğarken ne oranda ve hangi biçimde bedensel ve zihinsel güç donanımı ile yaşama başlayacağımızın cevabı, maalesef bizlerin iradi seçimi ve kararı dışında gelişen, çoğunluk rastlantısal oluşumlarca belirlenen sonuçlarda kendini gösteriyor. Diğer deyişle, yaşam yön ve çizgimizin doğuştan asıl belirleyicisi, her birimizin yaşamdan çektiğimiz kuralar oluyor. Dünya gerçeğine baktığımızda, savaş, doğal afet ve fiziki kazalar gibi yaşamı tehdit eden her olay, bugün artık sağlıklı ve normal yaşamı olan bireyleri de içine alan, birer 'engelli birey' yaratma yüzdesini artıran yaşamsal riskler olarak karşımıza çıkıyor...
Her yıl, 4 Aralık günü ile başlayan dünya ve ülkemiz kamuoyunda gündeme gelen engelli birey- vatandaş sorunları ve çözüm önerileri tartışmaları sadece 1 haftalık süre içinde gösterilen duyarlılıktan çok daha fazla gayret ve çabayı bekleyen, geniş zaman da eyleme geçirilmesi toplumun ilgili kurumlarınca elzem olan plan ve proje-uygulama çalışmalarını da gerektirmektedir.
Hal böyle olduğunda, bizden, bizim içimizden olan engelli-özürlü çocuklarımızın, bireylerin ve hatta ebeveynlerinin içinde yaşadığımız toplumda bu denli yalnız kalışlarının cevabını kimde, nerede aramak lazım? Tabii ki aranan cevapların yönü;yeri geldiğinde toplumsal değer ve hasletlerimizle övünen kendimize, toplumsal hizmet anlayış ve uygulamalarımıza, empati düzeyimize dönüyor ister istemez, yerçekimi yasası örneği...Aslına bakılırsa, bedensel ve zihinsel engelleri nedeniyle yaşam kavgasını daha bir fazla yükle sürdüren bireylerin 'engelli' veya 'özürlü' oluşları mı yoksa, birey-toplum mutluluğu ve gelişimine dönük hizmetleri yeterli seviyede ortaya koyma zaafiyetimi asıl 'engelli' lik, bu tanımın yorumu tartışmaya açıktır.
Engelli bireyin yaşamsal faaliyetlerini zorlayan engelleri ortadan kaldırabilme yetisini elinde bulunduran sağlıklı olanların taşıması gereken 'engelsiz' düşünce tarzı ve yaşam anlayışı ile ancak tüm toplum fertlerinin mutluluk teminatı sağlanabilir... Mademki sağlıklı bireyleriz, hergün gördüğümüz, yürüdüğümüz, zihinsel faaliyetlerimizle şu haliyle tasarımladığımız, planladığımız
kent olanaklarını inceleyelim. Ama bakarak değil görerek, dünyayı görmediği halde gönül gözü açık olanlar, işitmediği halde en fazla duyumsayanlar kadar empati yeteneğimizi devreye sokarak engelli bireylerimiz için kentsel mekan ve kullanım yetersizliklerimize bakalım.
Kentin kaldırım alanlarının yetersizliği ve kaldırım yüksekliklerinin insan ergonomisine uygun olmayan ölçeği.
Bina içi mimari tasarım ve donanım yetersizlikleri. Engelliler için tuvalet tasarımlarının olmayışı.
Bina içi asansör sistemlerinin görsel,bedensel engellilerin kullanımına uygun nitelikte olmayışı.
Kent içi cadde ve sokak arasında mevcut basamak sayısı fazla merdivenlerin kullanıma elverişli olmayışı.
Trafik düzeni ve trafik lamba ve işaretlerinin engelli ve özürlü bireylerin kullanımına uygun olmayışı
Engelli çocuk ve bireyin toplumsallaşma sürecini ve topluma aidiyet duygusunu geliştiren ortak yaşam hizmet anlayışı eksikliği.
Yerel TV lerin işitsel engelliler için geliştirilmiş program formatı olmayışı.
Toplu taşım araçlarının görme ve yürüme engelliler için uygun tasarıma sahip olmayışı...
Eğitim-sosyal-ekonomik hizmetlerin yetersizliği. İş istihdamını geliştirici projelerin geniş kesimlerce sahiplenmemesi gibi bir çok olanak yokluğu sayılabilir.
En büyük ve en önemli dileğimiz o dur ki, şimdiye değin bedensel ve zihinsel yeterliliğe sahip normal iş gören çoğunluk bireye uygun tasarlanmış toplumsal-mekansal imkan ve olanaklar, bundan böyle bizden, içimizden engelli ve özürlü bireylerin doğal yaşam haklarına uygun planlama anlayışı ile yeniden kurgulansın. Hiç unutmayalım ki, bugün yaşam koşullarını mağduriyet içinde sürdüren her birey için geliştirdiğimiz tüm önlem ve çareler, yarın bizler için olası mağduriyetleri şimdiden bertaraf eden değerli çabalardır.
|
|
|
|
|
|
 |