 |
|
|
|
Bizans'ın çocukları
|
|
|
Chirac'ın Beyaz Türk dünyasına hizmeti hiç azımsanacak bir şey değil. Artık, Beyaz Türk geleceğe değilse bile, geçmişine daha bir güvenle bakabilir, alnı açık Batılılığını iftiharla delillendirebilir
Fransa Cumhurbaşkanı'nın 'Hepimiz Bizans'ın çocuklarıyız' açıklaması AB tartışmaları bağlamındaydı ama, ondan ziyade Beyaz Türk dünyasında sevinçli bir heyecenla karşılandı. Meğer herkes, 'Biz ne çocuğuz' diye kıvır kıvır kıvranmaktaymış, hemen 'Bizans çocuğuyum!' (var mı yan bakan?) türünden köşe yazıları yazıldı. Herkes dediysem, kıvrım kıvrım kıvrananlar aslında Beyaz Türkler. 'Ne alakası var' diyebilirsiniz, ama hem de çok derin bir alaka var.
Şöyle ki, biliyorsunuz, Beyaz Türkler'in en büyük sorunu Batılı kimliklerini tescil etmektir. Evet, ardımızda koskoca bir Osmanlı geçmişi var, ama bu paşa torunu iseniz işinize yarar, yoksa, nihayetinde Doğulu, Müslüman dünyanın bir parçası olduğunuza işaret eden bir geçmiştir.
Bu noktada, işi bireysellikten çıkarıp, tüm Osmanlı'yı Batılı yapma girişimleri yok değildir. Bir bakarsınız, 'Fatih şarap içerdi' diye bir dergi yazısı ile, ne kadar eskiden beri Batılı adetleri benimsediğimizden bahsedilir. Bir bakarsınız, o yetmez, 'Fatih Hıristiyan olmayı düşünüyordu' diye bir iddia ortaya atılır. Buna aslında 'wishfull thinking' denilir, yani temennileriniz yönünde düşünme. Bazıları, besbelli, 'Tarihi bir kazaya uğradık, zamanında, Hıristiyan olsaydık, gelişmiş Batı'nın bir parçası olacaktık' fantezilerini iddiaya döndürmüş vaziyettedir.
Bu muhabbetin sonu gelmez, o konu kapanır, bu açılır. Bu meyanda en sevilen mevzu, padişahlardan çoğunun annelerinin Hıristiyan kökenli olmasıdır. Artık, padişah annelerinin Batılı ırklardan gelmesinden, ortalama Türk'e neyse, buna bile sevinilir, dört elle sarınılır. Diğer taraftan habire, Divan Şiiri'nden şaraplı kısımlar delil gösterilir. Muhafazakarlar buna karşı, yok o sembolikti diye isyan ederler. Öbürleri, kabul etmez, konu sürer gider. Bireysel plana döndüğünüzde ise, soyunuzda Rumelilik varsa kurtarırsınız, dedenizin geldiği Bulgar köyünden medet umarsınız, hele bu size mavi bir göz olarak miras kaldıysa sırtınız yere gelmez. Petek Dinçöz'ün seslendirdiği, unutulmaz eserin veciz bir şekilde işaret ettiği gibi, 'Saçım sarı, gözüm mavi, güzelliğim Avrupai' olayına girersiniz.
Bu itibarla, belki kendi bile farkında değil ama, Chirac'ın Beyaz Türk dünyasına hizmeti hiç azımsanacak bir şey değil. Artık, Beyaz Türk geleceğe değilse bile, geçmişine daha bir güvenle bakabilir, alnı açık Batılılığını iftiharla delillendirebilir. Bu sevinç ve övünç hezeyanı içinde kimsenin aklına Bizans'ın aslında bir Doğu despotluğu olduğu, mirasının da bu yönde olduğu gelmez. Biz saf milletiz, bizim için adı Ahmet, Mehmet değil de Konstantin, Anna vs. olan herkes, her şey Batı medeniyetinin bir parçasıdır. Kısacası Hıristiyan olmak, Batılı olmak için yeterli sebeptir.
Nitekim, ben de lise yıllarımda, Tünel'deki St. Antoine kilisesinin bahçesinde allı güllü şalvarlı bir köylü kalabalığı gördüğümde çok şaşırmış, sonra onların Paskalya vesilesi ile Güneydoğu'dan gelen Süryani vatandaşlarımız olduğunu öğrenmiştim. O zamana kadar biz ne Doğulu Hıristiyan olacağını, ne de Batılı'nın da köylüsü olacağını aklımıza getirmiş değiliz. Bizim gördüğümüz en köylü Batılı, Küçük Ev dizisinde, habire kiliseye giden, sevimli aile. Dolayısıyla bütün sistem karıştı.
Şimdi hal böyle olunca, kim takar Bizans'ın Doğulu kareketerini veya tam bir ortaçağ despotluğu olduğunu. İktidar mücadelelerinde kan gövdeyi götürüyormuş, rakipler birbirlerinin gözüne canlı canlı mil çektiriyor, sakat olan imparatorluk iddiasına olamaz diye, kulaklarını burunlarını doğratıyormuş, ne gam! Bu adamlar, Hıristiyan mı Hıristiyan, şarap içiyor mu içiyor, demek ki bu adamlarda iş var, onların çocukları olmak bizi kurtarır diye düşünülüyor olmalı.
Ama anlamak lazım, ne yapsın Beyaz Türk? Sarıklı, fesli, camili, mehterli bir geçmişten nasıl sıyrılsın, muassır medeniyet ailesine nasıl karışsın?
Malum, modern Cumhuriyet kurulurken de yeni ve 'temiz' bir sayfa açılmak istenmiş, tarih yeniden yazılmıştı. Bu uğurda binlerce yıl önceye atlanıp, Etiler, Akadlar, İyonlar'dan atalar seçilmişti. Evet, Batı medeniyeti kendini Yunan ve Roma'ya dayandırıyor, biz de İyonya üzerinden öyle bir geçiş yapabilirdik ama tümüyle yarasız olmasa da bu geçmiş biraz uzak ve muğlak kaldı. Şimdi, 'Etiler'in çocuklarıyız' desek, Etiler semtinden geliyoruz sanılır. Bizans daha bir ihtişamlı, hem de daha yakın bir geçmiş, şunun şurasında 650 yıl falan öncesi. Dün gibi.
Hem biliyorsunuz bu medeniyet mirası işlerinde hayalleri yıkmamak lazım. Malum, Batı medeniyetinin Antik Yunan geçmişine en çok vurgu yapanlardan Lord Byron, o zamanın Yunanistan'ına gidip, Sokrates ve Aristo'nun torunları olarak, mütevazı Yunanlılar'ı görünce, 'Gerçek bir Yunanlı görmek istemiyorum' demiş. Bizim Beyaz Türkler'in de buna hakkı var, gerçekleri bilmek zorunda değilller, bir hayal alemine dalmışlar, insanları yoktan yere mutsuz etmenin alemi yok, bırakın uyanmasınlar.
|
|
|
|
|
|
 |