 |
|
|
|
Herkes Dodo'yu tanıyor, Dodo herkesi tanıyor. Peki kim bu Dodo?
|
|
|
Birkaç haftadır Dodo ile randevulaşmaya çalışıyoruz. Bebek'teki Mel's'in açılışından sonra çıkan aksaklıkları çözmeye çalışıyor. Ben de arada arayıp randevu talebinde bulunuyorum. Sonunda bir sabah Teşvikiye'de bir arkadaşının evinde buluşuyoruz. Dodo ismini daha çok gece hayatından biliyoruz. Uzun yıllar Celal Çapa'yla çalışmış. Zeynep Fadıllıoğlu'yla dekorasyon, çiçekcilik ve antikacılık da Dodo'nun diğer işleri arasında. Zaten, hayatta hep istediklerini yaptığını söylüyor. Ama Tercüman'ın kurucularından olan babası, oğlunun masa başı bir işle uğraşmasını istemiş. Hatta çiçekçi dükkanı açtığında çingene işi yapıyorsun diye üç yıl konuşmamış. Onun yarattığı mekanlar her zaman konuşuldu ve kalabalıkları ağırladı. Pek neydi bu ince zevkin altında yatanlar, kimdi bu Dodo?
Yaratıcılık zevkiniz nereden geliyor?
Taklit sevmem. Ayrıca hep etki-tepki oldu. Babam, annemden 20 yaş büyük. 1919'lu ve babamın en iyi arkadaşı Celal Bayar, Kasım Gülek. Babamın sofralarına 'Atatürk Sofrası' denirdi. Evde müstahdemler, aşçılar vardı. Bir dolap sırf deniz ürünü olurdu ve ailem deniz ürünü seviyor diye ben ağzıma hala deniz ürünü sürmem. Sigara ve içkiden nefret ederim, ki bizim evde çok içilirdi. Protokol var. Ama bir tane kravatım yok. Sistemli yetiştirildim. Baskı olmadığı için de zararlı olmayan her şeyi yapıyorsun. Baskı olsa tam tersi olur. Babam sekiz lisan bilir, ablam Sorbonne mezunu ama ben liseyi zor bitirdim. Ablama ne olacağını sorduklarında, Atom mühendisi derdi. Bense, 'Garajda çalışacağım' derdim. Babam delirirdi. Hep ailenin tersine gittim. Babaannemin babası Beylerbeyli kadıydı. Annemin anneannesi de sarayda ocakmış. Yani biyoenerji veriyormuş. Babamdan kibarlığımı almışım. Anne tarafından da bazı enerjilerim var. İnsanların gözüne bakıp geleceği okuyorum. Bu, son iki-üç yıldır üst boyutlarda. Normal bir adam olmadığımı düşünüyorum. Elçi gibiyim. Birilerine bir şey vermeye geldim.
İnançlı mısınız?
Fazlasıyla. Her sabah Kur'an okurum. Üç aylarda okurum. Sadece Kur'an değil, Tanrı'ya inanırım. Meryem Ana Kilisesi'ne giderim. Orası benim koruyucu meleğimdir. Son 10 yıldır gidiyorum ama şimdi çok kalabalık. Kur'an en son yazıldığı için çok mantıklı. Topraktan geldik ve toprağa gideceğimize inanıyorum. Kur'an'ı Kur'an gibi okuyunca insanlar bir adım geri çekiliyor. Yüksek bir enerji var. Ve hayatta onunla çözemeyeceğin hiçbir şey yok. Tanrı hep önüne bir şeyler koyuyor ve ondan ders alman gerekiyor. Bıçaklanmamdan birkaç gün önce Rana Pirinççioğlu'yla oturuyoruz. Sevgilimden ayrılmışım, her şey üst üste gelmiş. 'Galiba beni kimse sevmiyor' dedim. Benim bunu söylemem çok enteresan. Çünkü down olacak biri değilim. Benim için biri kötü derse anla ki, o insan kötüdür. Tarzı olmayabilirim, benden zevk almayabilir ama kötü diyemez. Derken, yanımıza milli piyangocu geldi. Dedim ki, 'Beş trilyon çıkarsa bütün gazetelere ölüm ilanı vereceğim ve tüm sosyete Teşvikiye Camii'nde toplanacak.
Ben de karşıdan izleyeceğim.' Beş trilyon çıkmadı. Bıçaklandıktan sonra bir ay boyunca bütün gazete ve televizyonlarda yer aldım. Ziyaretime ilk gün yedi yüz kişi geldi. Allah, cevabını veriyor. Bunu anlayabilmek de önemli. Hastaneden çıkıp eve geldim. Bu kez sokağa çıkma korkusu oluştu. Psikologa gidiyorum. Tanrıyla aramda büyük alışveriş olduğundan psikoloğa gitmeyi de kendime yediremedim. O gün oturdum ve bunu çözeceğim dedim. Sabah 07:30'da yürüyüşe çıktım. Biraz yürüdükten sonra karşıma polis, ambülans, gazeteci, binlerce insan çıktı. Birinin bıçaklandığını ve öldüğünü öğrendim. Sonunda bana bir ses, 'Bu korkuyu yenmelisin. Çocuğun başında oturdun, ağlıyorsun. Sen de böyle olabilirdin. Hadi çocuğum yürü yoluna' dedi ve onu da yendim. Derler ya, her şerde bir hayır vardır. Allah boşu boşuna bir kuluyla uğraşmıyor. Uğraştığı da onu muhatap kılıp sınıfına soktuğu insanlardır. Çok mutlu insanlara bakın, aslında hiç mutlu değillerdir. Hakikaten de acıları yoktur. Çünkü Allah onu umursamamıştır. Bir vazo gibi durur. Aslında itilip kakılan insan iyi yerlere geliyor. Kendin ve başkaların için yaşayacaksın kimseyi ezmeyeceksin.
Azla yetinebilirim
Gece hayatının şamatasından sıkıldığınız oluyor mu?
Gece hayatı ve bazı insanlar çok kötü. Daha dün, benim burada işim ne dedim. Birilerine bir şeyler veriyorum. Alan alıyor tabi... Bizim bu konuşmamız da sade bir röportaj değil. Birbirimizden alacağımız bir şeyler var ki, Tanrı bizi karşılaştırdı. Beni de o kadar insanın önüne atıyor. Ben bir damla suyla da, denizle de aynı huzurdayım. Azla yetinebilirim.
Kaç yıldır eğlence dünyasındasınız?
Lise bitti. Askere gittim geldim. 19 yaşından beri sokaklardayım. Derler ya, o zarar bu zarar... İnsan, kendini bildikten sonra hiçbir şey zarar vermez. 20 yıldır bu ortamdayım zararlı insanlar gördüm ama kendim zarar görmedim. Demek ki, görülmüyor. Aile kültürü önemli. Sevgiyle büyüdüysen sana bir şey olmaz.
Detaycı mısınız?
Feci.
Sizinle çalışmak zor o zaman?
Evet, daha açılmadan sekiz kişi ayrıldı. Kendileri mi ayrıldı yoksa benim yüzümden mi bilemem. En büyük artım, kendi işimi kendim görmem. Mel's'in açılışında davetiye olarak kadifeden çantalar yaptım. Binin üzerinde davetiye hazırlandı. Bunlar mekanda kullandığım kumaşlardı. İnsanlara, benim ruhum, dekorasyonum bu geldiğinizde sizi bunlar karşılayacak mesajı vermek istedim. Benimle çalışmak keyiflidir ama bazı şeyleri affetmem. Mesela garsondan bir şeyler öğrenmeliyim. Garson, Porsche'yle gelen adamın hatasını görmeli. Fransız aşçının hazırladığı yemekleri herkesten önce on gün boyunca onlara tattırdım.
Bir mekanda ne önemli?
Hesap ve tatlı... Şaka bir yana, klostrofobik bir mekan olmayacak. Her şey ayarında olacak. Ferahlık, derinlik ve tavanın yüksekliği önemli. Bir de hesap. Cimri müşteri oluyor ama Türk insanı verdiğini alıyorsa hakikaten hesap önemli değil.
İstanbul'u bırakıp başka yerlere gitmek istediniz mi?
Benim burada çok işim var. Bir yere gidemem. Birilerine bir şeyler vermek için geldim. Daha ileride de neler yapacağımı biliyorum. Daha küçüleceğim daha büyük birilerine bir şeyler vereceğim. Belki sıhhat veririm, iyilik veririm.
Gelecekte kendinizi nerede görüyorsunuz? Neler hayal ediyorsunuz?
Maddiyat gelip geçici. Öyle bir hırsım da olmadı. Çok büyük ve yemyeşil bir arazi içinde hayvanların olduğu ve sevenlerimle yaşadığım bir yer istiyorum.
Kimlerle arkadaşsınız?
Rana Pirinççioğlu, Gülin Genç, Zeynep Madra, Deniz Karamanlı, Pelin Pestilci, Lale Hasman, Sinem Özgörkey, Semen ve Serhan belki üç-dört yıldır görmüyorum ama paylaşımlarımı iyi. Şebnem Berker, Leyla Akçağlılar... Bunlar benim huzur bulduğum insanlar. Her zaman içimi sonsuz açtığım insanlar...
Arkadaşlarınızla nasıl vakit geçiriyorsunuz?
Her şeyi konuşarak. Sokaktan geçen birinin poposundan minareye ve biraz önce konuştuklarımız. Herkesle her şey konuşulur ama bazı şeyler vardır onlar özel insanlarla paylaşılır.
Dodo ismi nasıl doğdu, hikayesi nedir?
Yeğenim Ceren sayesinde. Bizde dayı denmediği için Doğan da diyemedi ve Dodo dedi. İsim annem o yani. Hayatımı belirledi. Dodo bana uğurlu geldi. Benim asıl ismim Nur Doğan. Ailem de bu şekilde hitap ediyor. 350 yıllık bir ailenin çocuğu gibi değil, kendimi kendim yarattım.
Tuvalet kağıdı aşktan önemli
Mutluluk sizce nedir?
Kalıcı mutluluk yani evine girip, kapıyı kapattıktan sonra, en kötü gününde bile mutluysan mutluluk odur. Zenginlik kötü bir şey değil. Ama zengin olmak için bedeninden, ruhundan, şahsiyetinden bir şeyler veriyorsan o zaman o korkunç.
Estetik bir bakış açınız var. Bu özelliğiniz aşk hayatınıza nasıl yansıyor?
Hayatımda aşk çok yok. Birkaç kez yaşadım. Aşklarım hüsran demiyeyim ama ben arkadaşlarımla dostlarımla çok mutluyum. Çünkü hiçbir zaman mutlu olmak için ikinci bir şey aramadım. Hayatıma o tür şeyler çerez olarak girer. Tuvalet kağıdı bile hayatımda daha önemlidir. Aşksız yıllarca yaşayabilirsin ama tuvalet kağıtsız bir gün yaşayamazsın. Aşksızlığın mutluluğu ve huzuru çok daha güzel. İnsanlara bir şeyler vereyim ama karşılıklı bir şeyler için bir şey vermeyeyim.
DALİDA ÖZATAY -dalida.ozatay@aksam.com.tr
|
|
|
|
|
|
 |