Salı
30 Kasım 2004 
 

 
 
Şakir Süter
Engin Ardıç
Deniz Gökçe
Yalçın Pekşen
Nuray Başaran
Zülfikar Doğan
Güler Kömürcü
Yaşar Erdinç
Burhan Ayeri
İsmail Küçükkaya
Ersan Özer
Bölge
A.Nedim Atilla
Spor
Turgay Renklikurt
Ömer Ural Kükner
Ferdi Leflef
Yaşar Erdinç

 

yasar.erdinc@superonline.com
 
Haftaya olumsuz başladık

Dün piyasalar haftaya olumsuz bir başlangıç yaptı. Türk Hava Yolları'na gelen yüksek miktarda talebin olumlu bir etki yaratabileceğini beklerken, Fransa'da iktidardaki UMP liderliğine seçilen Maliye ve Ekonomi Bakanı Nicolas Sarkozy, Türkiye'nin AB'ye üye olmasına karşı çıktığını açıklayınca, piyasalar Fransa'ya kulak çevirdi.

AB'den müzakere tarihi almaya ve IMF ile yeni bir stand-by'a kilitlenmiş olan piyasalar için bu gelişme hoş değildi. Bu konuda Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül'e sorular sorulduğunda Sayın Gül, Fransa'nın dış ilişkilerinden Cumhurbaşkanı Chirac'ın sorumlu olduğunu ve atılan imzalara sadık kalınacağına inandığını belirtti.

Görüldüğü üzere Türkiye'nin önündeki vizyon ve hedeflerde sapma yaratıcı bir gelişme olduğunda piyasalar bundan çok çabuk etkileniyor.

AB tarafından 17 Aralık metni henüz yazılmadı. Şu an metnin yazılma sürecini yaşıyoruz. Bu süreç içinde yoğun bir diplomasi başlattık. Sayın Başbakan ve bakanlar her fırsatta AB ülkelerinden birindeler. Son günlerdeki gelişmelere baktığımızda, AB'den bir müzakere tarihi alınması olasılığının çok yüksek olduğunu, fakat kayıtsız şartsız veya AB'ye tam üyelik yolunda bir müzakere tarihi olması olasılığının da zayıf olduğunu görüyoruz. Bu durum Sarkozy'nin açıklamasıyla somutlaştı.

Bir bakıma 2005 yılının ilk yarısında müzakerelere başlanması kararı alınacak, fakat bu başlangıcın şartları da ağır olabilecektir. Müzakerelere başlayalım da nasıl olursa olsun mantığı yanlıştır. Gül'ün söylediği gibi müzakerelerin tam üyelik için başlaması gerekiyor ve Türkiye bunun dışında farklı statüleri kabul etmeyecektir. Eğer tam üyelik hedefli bir müzakere başlangıcı konusunda bir sorun olursa, tarih almış olsak da müzakereler başlamadan kesilebilir.

Piyasaları tedirgin eden en temel senaryo budur. Fakat önemli olan nokta; bu gelişmelerin ana trendi değiştirip değiştiremeyeceğidir. Ana trendler sadece bir günde değişmez. Piyasaların bu tür olumsuz reaksiyonları, yükselen trendlerin düzeltmeleridir. Dün piyasalarda ne olduğuna kısaca bir bakalım.

Faizlerde 0.30-0.40 puanlık bir artış yaşanırken borsa günlük bazda yüzde 2.12 geriledi. Yaklaşık 3 haftadır baygın bir şekilde yerlerde sürünen dolar biraz kendine geldi ve 1.435 bin seviyelerini gördü.

Borsada dünkü düşüş üzerine çok fazla arayanım oldu ve 'ne oluyoruz' sorularını sordular. Borsa konusunda genellikle orta vadede olumlu bir seyir beklediğimi bildikleri için, orta vadeli trendin değişip değişmediğini merak etmişler. Ben de kendilerine, bir miktar gerileme olabileceğini ama trend değişiminin en az 1-2 aylık bir süreç olduğunu vurguladım.

Dün başlayan satış baskısı bu hafta etkisini sürdürebilir ve borsa endeksinin 22 bin civarına doğru gerileme yaptığını görebiliriz. Hafta başındaki bu hareketler sonrasında, günlük grafiklerdeki teknik dinamikler hisse pozisyonlarında biraz nakde geçilmesi sinyalini verdi. Fakat bugün endeksin yukarı yönde 23 bine doğru bir hareket yapması ve günlük hacmin 800 trilyonun altında kalması bu sinyali değiştirmeyecektir. Yeniden yukarı yönlü hareketin başlaması için 23 bin 250'nin üzerinde bir kapanış ve en azından 1.2 katrilyon günlük hacim gerekir.

 
 
PAZAR
CUMARTESİ
AKŞAM-LIK




Shubuo