Çarşamba
24 Kasım 2004 
 

 
 
Serdar Turgut
Şakir Süter
Engin Ardıç
Deniz Gökçe
Yalçın Pekşen
Ahmet Tulgar
Kürşat Başar
Kemal Yavuz
Burhan Ayeri
Kerim Subengi
İ.Hüseyin Yıldız
Bölge
Mevlüt Yeni
Spor
Turgay Şeren
Alaattin Metin
Deniz Gökçe
Ercan Aktuna
Avni Başoğlu
Ömer Gürsoy

Atlantis'in izinde

Hazırlayan : Baki Bilgili

'Jules Verne, H.G. Wells ve Conan Doyle gibi tanınmış yazarlar romanlarında Atlantis konusunu işlediler. Atlantis'in İsveç'te, İsrail'de, Kuzey Kutbu'nda, Spitzbergen Adası'nda, Amerika'da, İspanya'da, Tunus'ta, Kafkasya'da, Almanya'da ve son olarak Thera Adası gibi pekçok yerde olduğunu iddia eden ve sayıları binlere varan çeşitli eserler yazılmıştır'

Son yüzyıllık süreçte modern Kozmoloji, Arkeoloji, Jeoloji ve Antropoloji bilimlerinin gelişmesi sonucunda ortaya çıkan bulgular günümüz insanını şaşırtmaya devam ediyor. İnsanoğlu modern Kozmoloji vasıtasıyla, hızla Kainat'ın gizemini çözmeye çalışırken bir yandan da kendi geçmişiyle ilgili araştırmalarını her gün yeni boyutlara taşıyor. Bilimadamları keşif diye ortaya koydukları bu bulgulara sadece modern tekniklerle ulaşmıyorlar, eski çağlardan günümüze ulaşan antik hikayelerden yani mitlerden de faydalanıyorlar. Bir zamanlar kurgusal olduğundan emin olunan ve efsane kabul edilen öyküler gün geliyor tarihsel gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Bütün bu çabalar geçmişi günümüze bağlayan yollarda hala gizemini koruyan antik uygarlıkların bilinmezlerinin ortaya çıkarılmasıyla ilgili. Tarihe zaman cetveli dersek, aradaki boşluklara ben 'Kayıp Zamanlar' diyorum. Antakya, 'Kayıp Zamanlar'a sahip ender bulunan bir Dünya şehri ve bu kent hayatım boyunca benim için hep sürprizlerin, gizemlerin başkenti olmuştur.

Başlangıçta bunu sadece orada doğmuş, büyümüş olmanın verdiği bilinçsiz bir aidiyet duygusu zannediyordum. Düşüncelerim zamanla çocukluğumun geçtiği bu şehri daha fazla tanımaya, araştırmaya yöneltti beni. Her fırsatta yaptığım okumalarımda, incelemelerimde gördüm ki uygarlık tarihinin gelişiminin birçok safhasında Antakya'nın önemli bir misyonu vardı ve birbirinden bağımsız, ya da tesadüf” gibi görünen olaylar bir şekilde Antakya üzerinden birbirleriyle ilintili hale geliyorlardı.

Antakya benim için artık 'Kayıp Zamanlar'ın başkentiydi.

Bu yazı dizisinde İÖ kırkıncı binyıldan itibaren 'şimdilik' efsane kabul edilen uygarlık 'Atlantis' de dahil olmak üzere insanlık tarihinin kayıp zamanlarının yollarının Antakya'da nasıl kesiştiğini okuyacaksınız.

Antik çağa ait birçok efsane zamanla önemini yitirmiş olmasına rağmen Mu ve Atlantis Efsaneleri dünya çapında bir antik kültür çatısı oluşturmuşlardır. Antik uygarlıklarla ilgili akademik programların dışında çalışmalar yapan araştırmacılarla bilimadamları arasında zaman zaman büyük görüş ayrılıkları olmakla birlikte birbirinden bağımsız gibi görünen bu çalışmaların niha” sonuca varmada hızlandırıcı etki yaptıkları şüphesizdir.

Bilim, araştırmalarını sürekli olarak gözden geçirir ve buluşlarını somut verilere dayandırmak ister. Yapılan keşiflerle, Antakya, Dünya Uygarlık Tarihi'nin gizemlerinin çözülmesinde 19'uncu Yüzyıl'ın başından itibaren Tarih Öncesi Çağ araştırmacılarının ve bilimadamlarının nadide laboratuvarlarından biri haline gelmiştir.

ATLANTİS EFSANESİ

İnsanoğlunun yüzyıllardır ilgi odağı olmaya devam eden Atlantis'in adının geçtiği elimizdeki en eski kaynak Plato'nun Diyaloglar'ıdır. İÖ 421 yılında Sokrates'in evindeki bir Felsefe sohbetinde Atinalı devlet adamı Kristias, dedesi Dropides'in kendisine naklettiği efsaneyi hikayet eder. Hikayeyi dede Dropides'e nakleden ünlü Yunanlı şair Solon'dur. Solon'un gösterdiği kaynak ise Mısır'da bulunduğu dönemde tanıştığı Mısırlı bir keşiştir ve Keşiş'e göre Atlantis'e ilişkin olaylar İÖ 9000 yılında gerçekleşmiştir.

Efsaneye göre Cebelitarık Boğazı'nın önünde Atlas Okyanusu'nda Atlantis isimli dev bir ada vardır. Adanın sakinleri çok yüksek bir medeniyet seviyesine ulaşmışlardır ve Atlantis Batı Akdeniz'den Avrupa'ya ve o zamanlar bilinmeyen Amerika'ya ulaşan büyük bir imparatorluğun merkezidir.

Zaman içinde güçlerine güç katan Atlantisliler bugünkü Yunanistan ve Mısır da dahil olmak üzere tüm Akdeniz ülkelerini ele geçirmek amacıyla yaptıkları son seferde Helenlerin atalarıyla savaşa tutuşurlar, ancak onların güçlü direnişi karşısında savaşı kaybederek sonuçta Akdeniz'deki hakimiyetlerini de yitirirler. Efsaneye göre bu savaştan kısa bir süre sonra bütün Akdeniz bölgesi tufanlar ve depremlerle sarsılır, binlerce insan hayatını kaybeder ve Atlantis Adası da denize gömülerek yokolur...

İnsanlık tarihini derinden etkileyen Atlantis Efsanesi 1882 yılında Amerikalı araştırmacı Ignatus Donnelly'nin yazdığı 'Atlantis Tufan Öncesi Diyar' adlı eserinden sonra dünya mitolojisine ve antik geçmişe ilgi duyan araştırmacıların ve bilimadamlarının gündeminde tekrar yeralmaya başlamış ve birçok kurgu romanın da konusu teşkil etmiştir. Araştırmacı Kemal Menemencioğlu'na göre 'Jules Verne, H.G. Wells ve Conan Doyle gibi tanınmış yazarlar romanlarında Atlantis konusunu işlediler. Bunların dışında, klasik tezden uzaklaşıp Atlantis'in İsveç'te, İsrail'de, Kuzey Kutbu'nda, Spitzbergen Adası'nda, Amerika'da, İspanya'da, Tunus'ta, Kafkasya'da, Almanya'da ve son olarak Thera (Santorini) Adası gibi pekçok yerde olduğunu iddia eden ve sayıları binlere varan çeşitli eserler yazılmıştır.'

YARIN: 1990 YILINDA ELDE EDİLEN GÜÇLÜ KANITLAR




KANITLAR DENiZ dibindeyse bulmak zor

ABD'li uzmanların 'batık şehir' Atlantis'in izine rastlamalarını açıklamalarının ardından bölgede deniz dibi ölçümleri yapan Alman jeofizikçi Hübscher, 'Deniz dibinde bulunan ve Atlantis kalıntıları olduğu söylenen tepeler çamur volkanları' dedi. Christian Hübscher, Hamburg'daki Deniz ve Atmosfer Bilimleri Merkezi çalışanlarından. Geçen yaz Kıbrıs ve Suriye arasındaki deniz tabanının ölçümünde görev almış ve Atlantis bulgularının ortaya çıktığı iddia edilen bölgedeki deniz alanını araştırmış. ABD'li uzmanların efsane batık şehri bulduklarını söyledikleri bölgedeki denizaltı alanında Hübscher'e göre çamur tepecikleri var; ve bunların Atlantis kalıntıları olduğunu söyleyebilmek kolay değil.

Alman Frankfurter Allgemeine Gazetesi'nde yayınlanan habere göre Christian Hübscher, sözkonusu tepelerin 100 bin yıllık çamur kalıntıları olduğunu ve tuzlu suda yatan çamurun deniz tabanını kıvırarak tepeler oluşturduğunu söylüyor. Hübscher, bunun deniz tabanlarında sık rastlanan yer şekli olduğunu da ekliyor.

DIŞ HABERLER SERVİSİ


 
PAZAR
CUMARTESİ
AKŞAM-LIK